Türkiye Büyük
Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
21. Dönem 4. Yasama Yılı
57. Birleşim 29/Ocak /2002 Salı
DENETDE ile ilgili kısımlar
BAŞKAN - ..............
Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soruları görüşmüyor ve gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmına geçiyoruz.
Şimdi, Genel Kurulun 22.1.2002 tarihli 54 üncü Birleşiminde alınan karar gereğince, bu kısmın 181 inci sırasında yer alan, Niğde Milletvekili Mükerrem Levent ve 25 arkadaşının, madencilik sektörünün içinde bulunduğu durum ile bor ve altın madenleri konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesini, 217 nci sırada yer alan Balıkesir Milletvekili Aydın Gökmen ve 24 arkadaşının Türkiye'de ve Balıkesir'de bulunan maden kaynaklarının değerlendirilmesi konusunda, 164 üncü sırada yer alan Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 20 arkadaşının bor madenleri konusunda ve 170 inci sırada yer alan Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Yalçınkaya ve 19 arkadaşının bor madenlerinin stratejik ve ekonomik değerinin saptanması ve özelleştirilmesi durumunda ortaya çıkacak sorunların araştırılması amacıyla vermiş oldukları Meclis araştırması önergesini birleştirerek öngörüşmelerine başlıyoruz.
181.- Niğde Milletvekili Mükerrem Levent ve 25 arkadaşının, madencilik sektörünün içinde bulunduğu durum ile bor ve altın madenleri konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/211) Görüşme Günü:29.1.2002 Salı
217.- Balıkesir Milletvekili Aydın Gökmen ve 24 arkadaşının, Türkiye'de ve Balıkesir'de bulunan maden kaynaklarının değerlendirilmesi konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/245) Görüşme Günü:29.1.2002 Salı
164.- Adıyaman Milletvekili Mahmut Göksu ve 20 arkadaşının, bor madenleri konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/198) Görüşme Günü:29.1.2002 Salı
170.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Yalçınkaya ve 19 arkadaşının, bor madenlerinin stratejik ve ekonomik değerinin saptanması ve özelleştirilmesi durumunda ortaya çıkacak sorunların araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/204) Görüşme Günü:29.1.2002 Salı
BAŞKAN - Hükümet?.. Hazır.
Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması önergeleri, Genel Kurulun 17.5.2001 tarihli 105 inci Birleşiminde, 6.6.2001 tarihli 113 üncü Birleşiminde, 23.10.2001 tarihli 10 uncu Birleşiminde, 16.1.2002 tarihli 52 nci Birleşiminde okunmuşlardır. Bu nedenle, önergeleri yeniden okutmuyoruz.
İçtüzüğümüze göre, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda, sırasıyla, hükümete, siyasî parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahiplerine veya onların göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir.
13
Konuşma süreleri, hükümet ve gruplar için 20'şer dakika, önerge sahipleri için 10'ar dakikadır.
Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyacağım; ancak, hükümet isterse, ilk söz, sayın hükümetimizindir.
Hükümet adına Devlet Bakanı Sayın Edip Safder Gaydalı; buyurun Sayın Bakanım. (ANAP sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Niğde Milletvekilimiz Sayın Mükerrem Levent ve 25 arkadaşı tarafından madencilik sektörünün içinde bulunduğu durum ile bor ve altın madenleri konusunda (10/211) esas numaralı ve Balıkesir Milletvekili Sayın Aydın Gökmen ve 24 arkadaşı tarafından Türkiye'de ve Balıkesir'de bulunan maden kaynaklarının değerlendirilmesi konusundaki (10/245) esas numaralı Meclis araştırması önergeleri hususunda görüşlerimizi açıklamak istiyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Ülkelerin kalkınması, sahip olunan doğal kaynakların harekete geçirilmesiyle yakından ilişkilidir. Madencilik sektörü, üretime dayanan ve aynı zamanda, üretimin itici gücü olan bir sektör olarak ülkelerin gelişimi, kalkınması, sanayileşmesi ve gelişen teknolojiyi yakalamasına katkı sağlayan en önemli sektörlerden biridir. Maden ürünleri, sanayi, enerji, tarım ve inşaat sektörlerinin; yani, bütün ana yatırım alanlarının temel girdilerini oluşturmaktadır. Madencilik, döviz kazandırması, istihdam yaratması, hizmet ve yansanayi sektörlerini teşvik etmesi, özellikle bölgesel gelişmeyi önplana çıkarması açısından çok önemlidir. Madencilik çalışmaları, yol, su, elektrik, haberleşme gibi altyapılara gereksinim duyması nedeniyle, bölgelerin, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmesine hız kazandırmaktadır.
Her ülke kendisine has jeolojik yapısı nedeniyle değişik büyüklükte ve çeşitlilikte maden rezervlerine sahiptir. Türkiye, jeolojik yapısı nedeniyle çok sayıda maden çeşitliliğine ve bazı maden yatakları yönüyle de büyük rezervlere sahip bir ülke konumundadır. Ülkemiz, dünyanın en büyük bor ve toryum rezervlerine sahiptir; trona kaynakları bakımından da dünyada üçüncü sırada yer almaktadır. Mermer, zeolit, pomza, selestin, feldspat, kuvars, manyezit, kil, jips, sepiyolit ve nadir toprak elementleri gibi endüstriyel mineraller yönünden zengin yataklara sahip konumdadır. Kömür, barit, altın, gümüş, bakır, kurşun, çinko ve demir yönünden de kayda değer önemli yataklara sahiptir. Türkiye madencilikte adı geçen 132 ülke arasında toplam maden üretimi itibariyle 28 inci, üretilen 50'nin üzerindeki maden çeşitliliği yönüyle de 10 uncu sırada yer almaktadır.
Gelişmiş ülkeler, kalkınmalarını, sahip oldukları hammadde kaynaklarını en etkin ve verimli bir şekilde değerlendirmelerine borçludurlar. Ülkemizin maden kaynakları bakımından en zengin illerinden biri de Balıkesir'dir. İl, maden çeşitliliği, rezerv ve üretim yönüyle de dikkat çekmektedir. Özellikle, bakır, çinko, kurşun, antimon, cıva, demir, gümüş, jips, kaolin, bentonit, krom, manyezit, manganez, molibden, perlit, talk, volfram, vollastonit ve kalsit gibi madenlerin, gerek üretim gerekse rezerv bakımından ülkemiz madenciliğinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Eski çağlardan beri işletilen önemli mermer yatakları, Edremit, Altınoluk ve Havran-Küçükdere altın yatakları ile dünyada en büyük rezerve sahip olduğumuz bor madeninin de önemli bir bölümü Balıkesir-Bigadiç'te bulunmaktadır. Ayrıca, ülkemizin sahip olduğu linyit yataklarının önemli bir bölümü de, bu ilimizin Soma İlçesinde bulunmaktadır. Balıkesir İlindeki maden ve enerji kaynaklarımızla ilgili olarak detaylı rezerv ve kalite bilgisini, istenildiği takdirde, rapor olarak sayın milletvekillerimize de takdim edebiliriz.
Değerli milletvekilleri, şimdi de ülkemizin altın kaynaklarıyla ilgili olarak Yüce Heyetinize bilgi vermek istiyorum. Türkiye, yılda, ortalama 120 ton civarında altın ithal etmektedir. Hurda altın dönüşü de dikkate alındığında, Türkiye'de, yılda, yaklaşık olarak 200 ton altın işlenmektedir. Bu miktarın büyük bir bölümü yurt içinde satılmakta ve bir bölümü de işlendikten sonra ihraç edilmektedir.
Son on yılda, yabancı şirketlerin altın aramacılığına ayırdıkları büyük paylarla ülkemizde yaptıkları araştırmalar sonucunda, daha önceleri jeolojik açıdan mevcut olabileceği düşünülen altın yatakları bulunmuş, rezervleri belirlenmiş ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğüne yaptıkları başvurularla, Türkiye'nin değişik yerlerinde, 340 ton görünür altın rezervi olduğu tespit edilmiştir. Bunun parasal değeri yaklaşık 3,5 milyar dolardır ve ülke ekonomisine yaratacağı katmadeğer ise 17 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır. Çoğunluğu yabancı şirketlerce tespit edilen bu altın yataklarının işletilmesi, bazı kesimlerin Bergama-Ovacık'taki ilk altın yatağı işletmesine karşı başlattıkları olumsuz eylemler sonucunda gelişen şartların olumlu bir sürece dönüşmesi beklenmektedir.
57 nci hükümetimizce, Bergama-Ovacık altın yatağıyla ilgili gelişen olumsuz etkiler, bilimsel ve teknik çözümler getirilerek ve hukuksal çözüm yolları da bulunarak aşılmış, deneme mahiyetinde, 2001 yılında, yaklaşık olarak 1 ton altın ve 1 ton gümüş üretimi gerçekleştirilmiştir. Hükümetimiz, gelişen bu olumlu havanın etkisiyle, önümüzdeki yıllarda, diğer altın yataklarımızın üretime geçmelerini beklemekte ve bu hususta gerekli desteği ve tedbiri almaya kararlıdır.
14
Türkiye'deki diğer altın yatakları arasında, İzmir Bergama Ovacık, Balıkesir Havran, Küçükdere, Eskişehir Sivrihisar, Kaymaz, Çanakkale Akbaba, Artvin Cerrattepe, Kafkasör Yaylası, Gümüşhane Mescitli, Mastra, Uşak Eşme, Kışladağ, İzmir Efemçukuru'nu da sayabiliriz.
Dünyada önemli altın yatakları içeren bölgelerin jeolojisiyle, Türkiye jeolojisi arasındaki benzerlik, ülkemizin, altın cevherleşmesi açısından çok elverişli olduğunu göstermektedir. Ülkemizin muhtelif yerlerinde yapılacak araştırmalarla, yeni epitermal altın yataklarının bulunma olasılığının çok yüksek olduğu, yapılacak yeni arama yatırımları sonucunda, tahminî altın rezervimizin 6 500 tona çıkabileceği tahmin edilmektedir. Yabancı ve yerli maden şirketlerinin ülkemizdeki altın madeni aramacılığına gösterdikleri ilgi de, bu bilimsel çalışmayı destekler mahiyettedir. Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığınca, üretime hazır, rezervleri tespit edilmiş ve projeleri uygun görülmüş 41 adet sahayla birlikte, arama faaliyetlerinin sürdürüldüğü yüzlerce saha mevcuttur.
Değerli milletvekilleri, madenlerin, ülke kalkınmasındaki önemini bilen 57 nci hükümetimiz, madencilik sektöründe arama ve üretim seferberliği başlatmak üzere,14.01.2000 tarihinde toplanan Bakanlar Kurulunda madencilik sektörünün yeniden yapılandırılması, topyekûn elden geçirilmesi amacıyla bir komisyon kurulmasına karar vermiştir. Enerji ve Tabiî Kaynaklar eski Bakanı ve Başbakan eski Yardımcısı Sayın Mustafa Cumhur Ersümer, Devlet Bakanı Sayın Şükrü Sina Gürel ve tarafımın katılımıyla oluşan bir komisyon kurulmuştur. Başkanlığımda çalışmalarına başlayan komisyon, madencilik sektörünün sorunlarının tespiti ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla kamu kurum ve kuruluşları ve sivil toplum örgütleriyle yapılan bir dizi toplantılar sonucunda madencilik sektörünün sorunları ve çözüm önerileri ve yeniden yapılanma konusunda Bakanlar Kurulumuza brifing verilmiştir. Brifing sonrası, Sayın Başbakanımızın talimatı üzerine, koordinatörlüğümde madencilik sektörünün önünde engel olan yasal sorunların çözülmesi amacıyla yeni bir çalışma başlatılmıştır.
3213 sayılı Maden Kanununun ve diğer kanunların bazı maddelerinin değiştirilmesine dair kanun teklifi, 27 Aralık 2001 tarihinde Bakanlar Kuruluna sunulmuştur. Bakanlar Kuruluna sunulan bu kanun teklifinde aşağıdaki hususlar yer almaktadır:
Taşocakları nizamnamesi kapsamındaki madenlerin bazıları Maden Kanunu kapsamına alınarak yatırımcıya ruhsat güvencesi sağlanmaktadır.
Madencilik faaliyetleri için gerekli izinlerin alınması sürecinde karşılaşılan sorunların aşılması için konunun Başbakanlıkça hazırlanacak bir yönetmelikle çözülmesi öngörülmektedir.
ÇED olumlu görüşü alınmış ruhsat alanlarında olumlu görüş veren kurum ve kuruluşlardan ayrıca başka bir izin almaksızın tek izin yatırım güvenliği imkânı getirilmektedir.
Madencilik faaliyetleri için rezerv tüketim payı indirimi, taşıma teşviki, yatırımda vergi muafiyeti, sigorta prim desteği gibi yeni getirilen teşvik tedbirleriyle madencilik sektörü yatırımcılarına cazip hale getirilmek istenmektedir.
Ruhsat iptalleri kaldırılarak sektöre ruhsat güvencesi sağlanmakta, caydırıcı nitelikte ekonomik yatırımlar getirilmektedir.
Devlet hakkı ödemelerinde, uygulanabilir ve takibi kolay brüt bilanço kârı esası yerine, satış bedeli üzerinde tahsilat yapılabilecek bir sistem getirilmektedir.
Bütün madencilik faaliyetlerinden özel idarelere belirli oranda bir pay ödenerek güçlenmeleri sağlanmaktadır.
Özel idarelere yeni imkânlar getirilmektedir.
Büyük ruhsat alanlarının uzun süre atıl durumda bekletilmesine ve ruhsatların mücbir sebepler dışında sebepsiz yere faaliyette bulunmalarını engelleyici tedbirler getirilmektedir.
Anayasa Mahkemesince iptal edilen Maden Kanunun kamulaştırmayla ilgili maddesinin iptal gerekçesine uygun bir düzenleme yapılarak, özel mülke güvence, madencilik faaliyetlerine de kolaylık sağlanmaktadır.
MTA Genel Müdürlüğüne, arama faaliyetlerini daha etkin bir şekilde sürdürmesi amacıyla, ülkemizdeki maden potansiyelinin açığa çıkarılmasına olanak sağlayacak düzenleme getirilmektedir.
1593 sayılı Umumî Hıfzıssıhha Kanunu, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanîlerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu, 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu, 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 4122 sayılı Millî Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü ve Seferberlik Kanunu, 4342 sayılı Mera Kanunu, 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda değişiklikler yapılarak, sektöre engel teşkil eden hususlar ortadan kaldırılmak istenmektedir.
Bakanlar Kuruluna sunulan 35 madde içerin bu taslak, bakanlarımızın görüşleri alındıktan sonra hükümet tasarısı olarak Yüce Meclise sunulacaktır.
Ayrıca, beş yıllık kalkınma planlarında yer alan Tuz Kanunu ile Maden Kanunun birleştirilmesiyle ilgili çalışmalar tamamlanmış; tuz, Maden Kanunu kapsamına alınmış ve ilgili yönetmelikler çıkarılarak özel sektörün yatırımlarına açılmıştır.
Türkiye Taşkömürü Kurumu, uhdesinde bulunan Havzai Fahmiye sınırlarının küçültülmesi son-rası, küçülen alanların madencilik faaliyetlerine açılması hakkında kanun çıkarılmış ve küçültme son
15
rası ortaya çıkan alanların, 3213 sayılı Maden Kanunu gereği, ihale yoluyla madencilik faaliyetlerine açılması için gerekli çalışmalar tamamlanarak, ihale edilmek üzere son kontrolleri yapılmaktadır.
Maden Kanunu gereği terk, iptal edilmiş veya değişik sebeplerle ruhsat hukuku sona ermiş ma-den ruhsatları, ihale yoluyla aramalara açılmakta, atıl vaziyette bekleyen bu alanlar, ülke ekonomisine katkı sağlar hale getirilmek üzere gerekli çalışmalar sürdürülmektedir. 2002 yılı içerisinde yaklaşık 8 000 civarında saha ihale yoluyla aramalara açılırken, Hazineye gelir ve sektöre de canlılık getirilmesi hedeflenmektedir.
Jeotermal potansiyel açısından büyük bir zenginliğe sahip ülkemizde, mevcut yasal boşluğu doldurmak üzere, jeotermal kanun tasarısı çalışmaları da ayrıca sürdürülmektedir.
Türkiye'deki madencilik faaliyetleri, bugüne kadar, nispeten kolay bulunabilen ve kolay işleti-lebilen yüzeyde belirli mostrası görülen madenlere yönelik olmuştur. İnsanların yaşamaya başladığı ilk çağlardan beri madencilik geçmişi olan ülkemizdeki madenlerin aranması ve işletilmesi, daha fazla bil-gi, yatırım, teknoloji ve koordinasyonu gerektirir hale gelmiştir.
Bu değerlendirmeler ışığında, yerli ve yabancı sermaye sahibi kurum, kuruluşların, çok riskli olan bu sektöre, arama, üretim ve hammaddeleri uç ürünlere dönüştürmeyi hedefleyen yatırımları sağ-layacak özendirici tedbirler alarak katmadeğeri ülke içerisinde bırakacak politikaları hedefleyen 57 nci hükümetimiz, çalışmalarını bu doğrultuda sürdürmektedir.
Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakan.
Anavatan Partisi Grubu adına, Afyon Milletvekili Sayın Halil İbrahim Özsoy; buyurun. (ANAP sıralarından alkışlar)
Sayın Bakanım, süreniz 20 dakika.
ANAP GRUBU ADINA HALİL İBRAHİM ÖZSOY (Afyon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizin değerlendirilmesi, madencilik sektörünün içinde bulunduğu durum ve bor madeninin dünü, bugünü ve yarınıyla ilgili tespitler yapmak ve gerekli tedbirler alınması için, değişik partilere mensup sayın milletvekillerinin Meclis Başkanlığına vermiş oldukları dört araştırma önergesi üzerinde Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınızdayım; hepinizi Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, değişik siyasî görüşlere sahip değerli milletvekillerinin hassasiyetlerini, endişelerini ve düşüncelerini yansıtan dört ayrı, fakat dört değerli hemen hemen aynı konuya matuf önergelerle karşı karşıyayız. Milletvekillerini bu denli harekete geçirmeye neden olan konunun, gerçekten dışarıdan bakıldığında değil, konuların içine birazcık girildiğinde ne kadar önemli, önemli olduğu kadar da değerli ve stratejik olduğu hemen göze çarpmaktadır. Değerli arkadaşlarımızı bu konuya yönelten olayların, konu incelendiğinde köklerinin çok eskilere dayanarak bugüne kadar yaşayarak ve yaşatılarak gelen konular olduğu görülür.
Değerli milletvekilleri, çok ciddî, çok önemli, önemli olduğu kadar da geniş ve derin bu konuyu gündeme getirdikleri ve tartışmaya açtıkları için, Anavatan Partisi Grubu olarak önergelerde imzası bulunan her milletvekiline ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Konuyu siyasî gözlük dışında ve sulandırmadan, ciddî olarak, çıplak gözle, objektif ve gerçekçi bir yaklaşımla ele aldığımızda heyecanlanmamak mümkün değildir. Konuyu araştırırken karşılaştığımız olaylar karşısında, okuduğumuz makaleler önünde kâh üzülüyorsunuz kâh kahroluyorsunuz bazen de gururlanıyorsunuz. Bu olayların olayların geçtiği toprak parçası Anadolu. Anadolu, yüzyıllardır çeşitli medeniyetlere yurt olmuş, pek çok uygarlığın parlak dönemlerini yaşamış, dünya devleti ve kıtalararası hükümranlıklara ev sahipliği yapmış kutsal topraklar.
1071'den sonra Türklere vatan coğrafyası olan, toprağın altıyla, üstüyle, bereketiyle, gizemiyle, kucağında beslediği, sakladığı hazineleri cömertçe insanlara sunan Anadolu. Anadolu, içi de, dışı da dolu dolu uygarlık, kültür, cevher, hareket, bereket olan mukaddes toprak.
Tarih Mecmuasının eylül sayısında, bir Alman tarihçi olan ve metal sanayiinin babası sayılan Dr. Lutvik Berk, bakın neler diyor: "Tarih, demirle başlar. Demiri bulan Türklerdir. Tarihi başlatan da Türklerdir" diyor; ama, o Türkler, icatlarını, uygarlıklarını, kültürlerini ve de toprak altı, toprak üstü zenginliklerini diğer uluslarla paylaşmak pahasına sömürülmüş, talan edilmiş ve bedelini, özellikle, madencilikte ağır olarak ödemiştir.
Siyasî tarihçiler, bizim demokrasiye geçişimizin bedelini ödemediğimiz için, demokrasinin değerini bilmediğimizi, erdemini tam yaşayamadığımızı söylerler. Bu yargı, belki doğrudur; ancak, madenler konusunda ödenen bedeller ve verilen mücadele, tarihimiz kadar zengin, onun kadar onurlu ve onun kadar özverilerle doludur.
Değerli milletvekilleri, konulara matematiksel ve ticarî açıdan değil de, tarih ve siyaset açısından bakıldığında, bu mücadelede ayağa kalkmış, kendini tarihe kabul ettirmiş ve bugün de, o mücadelesini devam ettirmeye kararlılık gösteren iki abideyle karşı karşıyayız.
Madenciliğimizde, tarihî ve bugünkü anlamıyla çok önemli yer tutan bir ilimiz var; Balıkesir. İlk çağlardan bugüne kadar, âdeta, madenciliğin kurtuluş savaşını vermiş, sömürgeciliği ve uluslararası
16
şirketlerin oyunlarını boza boza, talanları durdura durdura, Susurluk'ta, Bigadiç'te, Sarıcaçayır'da yaşayanları ve yaşananları menkıbeleştirerek bugünlere getirmiştir.
Madencilik sektöründe, tarihin daha ilk çağlarında başlayan mücadelede, toprağın üstü kadar altındakileri de korumak için büyük bir savaş verilmiştir ve bu savaş, daha bir müddet devam edeceğe benzemektedir. Zira, bu konuların değeri, bazı çevrelerce, maalesef, hâlâ anlaşılmamaktadır.
Balıkesir İlimizde, çeşitli madenler konusunda, ilk çağlarda, Osmanlılar döneminde ve yakın tarihimizde millî bir şuurla mücadele verenleri, eline silah alarak ülkeyi koruyan vatanseverlerden hiçbir farkı yoktur olarak görüyoruz.
Millî yeraltı servetlerinin korunması, değerlendirilmesi ve hizmete sunulması da kusursuz olmalıdır. Evet, her şehrin şan ve şerefle dolu bir geçmişi vardır. Balıkesir'in ise, madencilik sektöründe gösterdiği mücadele, Kurtuluş Savaşımızda gösterilen mücadeleden geri değildir. Fransız Mösya Dö Mazür ve İngiliz Mister Hanson şirketlerine karşı Sultançayırı ve Susurluk'ta bürokrasiye, siyasete, hatta ve hatta o günkü padişaha karşı verilen mücadelede Yusuf Asım Efendileri unutmamak gerekir.
Değerli milletvekilleri, madencilik tarihimizin enteresan bir bölümü ve gelişimi de borda verilen mücadeledir. Bor madenî, başlı başına bir mücadele örneğidir. Bordaki mücadeleyi anlatırken, bir yerde, madencilimizin tarihini de anlatmış oluyoruz.
Atatürk, madenlerimize verdiği önemi, cumhuriyetten evvel, 1 Mart 1922 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Üçüncü Birleşiminde yaptığı konuşmada "topraklarımızın altında el değmeden duran maden hazinelerini kısa zamanda işletilerek milletimizin menfaatına açık bulundurmak gerekir" diyerek, verdiği önemi ortaya koymuştur.
1922... Kurtuluş Savaşının cereyan ettiği bir dönemde, madenciliğimizin öncelikte olduğunu vurgulamasını, biz, Ata'nın buna verdiği önemi fevkalade önemli buluyoruz.
Cumhuriyet döneminden evvel çeşitli yabancı şirketlerin elinde bulunan madenlerimizden bor, 1950'ye kadar dünyada bor tröstü olan Boraks Konsalitad Limitetin elinde olduğu bilinmektedir. 1950'den sonra, bu şirket, her ne kadar, faaliyetlerini rölantiye almış olsa da, Bigadiç'te, kendi imkânlarıyla ve millî şuurla işletmeye çalışan Bigadiç yöresindeki Ali Şayatçı, Mortaş, Borasit gibi şirketlerle de mücadeleden geri kalmamıştır. Onların işlettikleri ocakların kapatılması için büyük bir savaş vermiştir; fakat, başarılı olamayınca, fiyat düşürmesi yaparak, bu şirketleri maddî sıkıntı olarak köşeye sıkıştırmak istemiştir.
Şunu ifade etmek istiyorum: Bor ve diğer madenlerimiz konusunda ülkemizdeki tartışmalar, 1950'lerden evvel gayri resmî, 1950'lerden sonra ise, dönem dönem ve resmen başlatılmış ve bugün de devam etmektedir.
MTA ve daha sonra, Etibank'ın, Kütahya Emet'te yaptığı araştırma ve bor işletmeciliği yanında, Eskişehir Kırka'da bir ambar memuru olan Hüseyin Zeren'in verdiği hizmetler ve oynadığı roller dolayısıyla, bu sektörde, adı, unutulmayacaklar arasına girmiştir. Hüseyin Zeren, kendi vatanında yabancılara karşı gizli bir savaşın casusluğunu yaparak, Kırka'da milyonlarla ifade edilen ton rezervli bir bor yatağının ortaya çıkmasına neden olmuştur.
1968'de, İsmet İnönü, bir konuşmasında "bugün, memleketimizdeki boraks cevheri üzerinde yabancı bir oyun planlanmaktadır. Oyunun hedefi, Türkiye'yi bu kaynaktan mahrum bırakmaktır. Bunun oyuncuları kapı kapı dolaşmaktadır. Herkesi ihtar ederiz ki, bu oyunu neticesiz bırakmaya, Türkiye'nin boraksı üzerinde hiçbir tekel kurdurmamaya kesinlikle kararlıyız" diyerek, bu mücadelenin, resmî ağızlarla ifadesini ortaya koymuştur.
Değerli milletvekilleri, bugün, dünyanın kullandığı bor 2 milyon tondur. Türkiye'de bor madenlerinin yüzde 95'i devlet, yüzde 5'i de özel sektörün elindedir. İhracatta ise, bunun tam tersi, bir çarpıklık vardır. İhracatın yüzde 75'i özel sektör, yüzde 25'i ise devlet tarafından yapılmaktadır. Ülkemiz, bor ve bor kaynakları yönünden dünyanın en zengin ve en büyük ülkeleri arasındadır. Türkiye dışında, ikinci büyük rezerv, Amerika topraklarında bulunmaktadır.
Roskil raporlarına göre, Türk bor rezervleri, dünya bor rezervlerinin yüzde 60 ilâ 70'ini teşkil etmektedir. Geri kalan yüzde 30-37'lik kısım, Arjantin, Bolivya, Şili, Çin, İran, Kazakistan, Peru ve Rusya'dadır. Amerika Birleşik Devletlerinin dünya rezervlerinin yüzde 24'üne sahip olduğu bilinmektedir. Bu açıdan bakılır ise, dünyanın diğer bölgelerindeki bor rezervleri, miktar ve kalite açısından ihmal edilebilir durumdadır. Roskil raporlarında yer alan, Türkiye dışındaki değerlendirmelere göre, rezervlerin ikinci büyük parçasının Amerika'da olması ve ABD'nin sahip olduğu teknoloji de dikkatten kaçmamalıdır.
Ülkemizde bor madenî için kapatılan geniş araziler üzerinde, henüz, teknik ve gerçek rezerv çalışma ve değerlendirmeleri neticelenmemiştir. Verilen ve verdiğimiz rakamlar 15-20 yıldır kullanılan, halen çalışan havzalara paralel olarak ve karşılaştırmalar yapılarak elde edilen rakamlardır.
Bugün, ETİ Holding tarafından işletilen ve tartışmaların odağı olan ve bu tartışmaların daha da devam edeceğe benzemesi, bor işletmesi, pazarlaması ve diğer konulardaki hassasiyet, kamuoyunun gözünden kaçmamaktadır.
17
Borun kullanıma sunulduğu sektörler ve sanayii kolları saymakla bitmez. Cam sektörü, fotoğrafçılık, elektrik-elektronik, bilgisayar, uzay ve havacılık, tıbbî cihaz ve ilaç sanayii, yakıt, kimya sanayii, deterjan sektörü, tarımsal sanayii, seramik ve nükleer enerji, metalurji, otomobil ve gemi inşaa sanayi vesaire... İşte, bu kadar etkili ve geniş bir sahada, sahipsiz bir element olarak aranan, kullanılan, kaçırılan, sömürülen, talan edilen bor konusu, daha çok tartışılacağa benzemektedir.
Değerli milletvekilleri, bu tarihî gelişim ve girişten sonra, yeraltı zenginliklerimizin değerlendirilmesi, korunması konusuna girelim; ama, bana kalırsanız girmeyelim, bir an evvel araştırma komisyonunun kurulmasına çalışalım ve komisyonda, bir millî maden ve bir devlet politikası tespit edelim. Bu tespitimizi öyle sağlam temellere oturtalım ki, hükümetler tarafından oynanmasın, oynatılmasın; çünkü, biz, madenciliğimizi, milletimizin geleceği olarak görüyoruz.
Maden, her sene ekildiğinde tekrar üreyen, üretilen, hasat yapılan bir olgu değildir, milyarlarca yıl evvel büyük değişimlerle meydana gelen, hor kullanıldığı zaman bitiveren bir cevherdir.
Ayrıca, bugün değersiz olarak kullanılmayan veya kullandırılmayan bu cevherin, ileride, teknolojik gelişmelerden dolayı aranan bir cevher haline gelmeyeceğini bugünden bilmek mümkün değildir.
O yüzdendir ki, önergeler doğrultusunda kurulacak araştırma komisyonuna Anavatan Partisi olarak tam destek vereceğimizi arz eder, hepinizi, Grubum ve şahsım adına tekrar saygıyla selamlarım. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakanım.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Balıkesir Milletvekili Sayın İlyas Yılmazyıldız, buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
DYP GRUBU ADINA İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Eylül 2001'de, bor madeninin rezervlerinin araştırılması ve bununla ilgili çalışmaların yapılması amacıyla bir Meclis araştırması komisyonu kurulması için verdiğimiz önergenin ve daha sonra, diğer arkadaşlarımızın, altın, bor ve diğer madenler konusunda verdikleri önergelerin tümü üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ben, bu madeni, özellikle buraya getirdim. Daha önce de göstermiştim. Bunun bir sebebi var. Bu, ülkemizin çok önemli bir kaynağı, hazinesi. Milletvekili arkadaşlarımızın, bu hazinenin üzerinden hiçbir zaman gözünü ayırmaması gerekir. Gözümüzü ayırdığımız takdirde, bu madenden yüzmilyarlarca dolar kazanarak ülkenin kalkınmasını sağlayacak, zengin ülkeler, güçlü ülkeler, ileri ülkeler haline gelebilecekken, bu tür yeraltı kaynaklarımıza dikkatle bakmadığımız zaman, maalesef, biraz sonra göstereceğim manzaraları, çok değil, 2002 yılının ocak ayında yaşayan bir ülke durumuna geliriz.
Bu konu zaman zaman gündeme gelmiş. Belki çoğunuzun dikkatini çekmemiştir; ama, ben, tutanakları inceledim, Cumhuriyet Senatosu 1968 yılında böyle bir komisyon kurmuş, bor madenleriyle ilgili uzun uzun araştırma yapmış, tam bir yıl araştırmış ve burada da pek çok gerçeklere vâkıf olmuş. 1957 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde bor tuzları üzerinde araştırmalar yapılmış ve yine geçen dönemde, Ülke Kaynaklarının Tespit Edilmesi ve Değerlendirilmesi Komisyonu bu konuyu araştırmış.
Peki, sürekli bunları araştırdığımız halde -Biraz sonra bu tutanaktan bazı örnekler okuyacağım, sanki bugünün Türkiye'sini bahsediyorlar- neden, hâlâ dön babam dön, hep aynı noktada kalıyoruz? Neden hâlâ yeni yeni araştırma komisyonları kurup, bunları yapmak ihtiyacı duyuyoruz?
Az önce söyledim, eğer, biz, yeraltı kaynaklarımızı iyi değerlendirmezsek, 2002 yılının Ocak ayında şu manzaraları görürsünüz. Erdek'in Aşağı Yapıcı Köyünde mazot bulamadığı için, maalesef, bu tür bir şeyle... Bu gerçek. Bunu, bana, genel muhabir Ali Osman Ata verdi ve bu Bandırma'daki İlk Haber Gazetesinde yayınlandı ve geçen hafta pazar günü de bana ilettiler.
Türkiye bu manzaralara layık değil. Ocak 2002'de, yani geçen pazar günü "Milletvekili olarak bunu alın gösterin" dediler, maalesef, üzülüyoruz. Yine devam ediyoruz. Son zamanlarda belki size de gelmiştir. Madenlerimize iyi sahip çıkmadığımız zaman, örneğin Bandırma Kültür Eğitim Vakfından öğrenci Aykut Levent yazmış ve fakslamış. Diyor ki "Gerek ülkemiz uzun yıllar devam eden enflasyonu ve gerekse çıkan ekonomik krizler sebebiyle, aşırı zorlanmaktayız. Eğitim harcamalarımızın vergiden düşülmesine müsaade ediniz. Yoksa, eğitimimiz yarım kalacak ve arzu ettiğimiz, istediğimiz, Avrupa Birliğiyle yarışacak fertler durumuna gelemeyeceğiz."
Değerli arkadaşlarım, bakınız, burada görüşülürken bir senatör neler bahsediyor. Diyor ki "Türkiye'ye girip, 110 milyon ton bor maden cevherini ihtiva eden yatakları ele geçirmek için teşebbüse geçiyor." Bir maden şirketi. "İmtiyazları ele geçirsinler, gerisi kolay; çünkü, sefirlerin ve konsorsiyumun baskıları başlar. Bunları, bize para vermek ve yardım için pazarlık konusu olarak öne sürüyorlar. Konsorsiyuma giden Maliye Bakanı her şeyden habersiz -1968 yılından bahsediyorum- onlarla müzakereye oturur. Bugün konsorsiyumda müşavir olarak çalışan Mr. Wilkinson, bu borasit şirketin hissedarlarındandır."
18
Şimdi merak ediyorum; acaba, bize bu niyet mektubunu yazdıran komisyonların içinde, tütün kanununu çıkarın diyen, şeker kanununu çıkarın diyen veya madenlerin özelleştirilmesiyle ilgili bu maddeleri bize yazdıran komisyonların içinde, Mr. Wilkinson gibi, hangi borasit şirketlerin, hangi sigara tekellerinin, hangi şeker tekellerinin hissedarları oturmaktadır, biliyor muyuz? İşte Amerika'da Enron çıktı. Ne diyor Enron?.. İddialar... Sayın Bush'un Enron'a bazı vergi kolaylıkları sağladığına dair. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı malî sektörün yeniden yapılandırılmasıyla ilgili yasayı veto etti, Burada en önemli gerekçe, burada çalışanların haklarının zayi edilmesi, bir de dokunulmazlıkların... 10 katrilyon liralık kaynağı kullanacak, 10 katrilyonluk kaynağı kullanan kişiler sorumlu olmayacak. Peki, bunların, Enron'da olduğu gibi, yandaşlarına veya banka sahiplerinin şirketlerine verdiği kredilerin faizlerini öncelikle silip, diğerlerini silmeyeceğini nereden bileceğiz, hangi kıstas var?.. "Yine bunu aynen geçireceğiz" diyorlar. Bu, büyük bir haksızlık. Bu, bankacılık sektörünü filan kurtarmak, malî sektörü kurtarmak olmaz; olsa olsa, banka patronlarını kurtarmak olur.
Ve devam ediyor yine bu sayın senatör: "Gerek anlaşmalar gerek kararnameler; bunlar Resmî Gazetelerde yayımlanmış ve maalesef, yabancılar, buralara koyacakları bu anlaşmalara ve kararnamelerde yer alması lazım gelen kelimelere kadar anlamlarını ölçüyorlar, biçiyorlar, tartıyorlar, ona göre koyuyorlar. Maalesef, biz bunların ne anlama geldiğini ve bize ne kadar ağır külfetler yüklediğini ve sonunda, milletçe bize nelere mal olduğunu bir türlü anlayamıyoruz; ancak, iş işten geçtikten sonra anlıyoruz" diyor.
Değerli arkadaşlarım, geçen konuşmamda ısrarla belirttim. "Ulusal Maden Varlığımız ve Bor Gerçeği" adlı, Ankara Ticaret Odasının bu kitabını bütün milletvekilleri okumalı. Burada ve bu komisyon raporunda bahsediliyor. Türkiye'de bor tesadüfen bulunmuştur. Groppler diye birinin hediye ettiği mermer heykellerin içerisinde Fransız mühendis Desmazures yüksek miktarda bor olduğunu bulunca gidiyorlar, Sultançayırı'nda buluyorlar ve burada bulunan madenin adı da "Pandermit." Pandermit, Bandırma demektir. Benim doğduğum, büyüdüğüm -işte, benim bora bu kadar gönülden bağlı olmamın en önemli sebeplerinden biri bu- şehrin ismini almış bu maden ve daha sonra üzerinde oyunlar başlar. Türk Boraks Şirketi adıyla bir şirket kurulur. Bu şirket, maalesef, 1950 yılında bir yazı yazar. Der ki bu yazıda: "Türkiye'de bor madenleri bitti; dolayısıyla, sizin bu konuda bir şey yapmanıza gerek yok; zaten 60 000 ton rezerviniz var; rafineri kurmanız gerekmez." Ne hikmetse, daha sonra, Türk mühendisleri kendi gayretleriyle bu madenin Türkiye'de bol miktarda olduğunu ortaya çıkarınca -özellikle Eskişehir Kırka'da- tekrar bu sahaları kapatmaya çalışır ve bu şirket, yalan yazmaya, yalan söylemeye hiç utanmaz. Önce "Kırka'da 9 000 000 ton var" der. Hani, avcılara derler ya, çan çaldıracak cinsindendir yalanları; işte, bir yılan gördüm, boyu 10 metre... Canım o kadar olur mu?!. 5 metreydi... Olur mu?!. 3 metreydi gibi... Bu da, tersine, artırır; 9 000 000 ton... Biraz sıkıştırılınca 40 000 000 ton... Biraz daha sıkıştırılınca 400 000 000 ton... Şu anda Kırka'daki rezerv 1,5 milyar tondur!
Türkiye'de 1 700 000 hektarlık bir alan, bor için araştırmaya kapatılmıştır. Bunun sadece 4 000 hektarlık alanında bor araştırılır ve buradaki rezervlerin, bugün için bilinen rezerv 2,5 milyar ton, ancak, 6,5 milyar ton civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu alanların sadece binde 2'sinde, Türkiye bu kadar bir rezervle bor madenlerinin yüzde 65'ine, tenor açısından baktığımızda ise yüzde 75'ine sahiptir; ama, gelin görün ki, buradaki yüzde 100 tekeli çeşitli oyunlarla kırılmak istenmektedir.
Biz, bunlara, Türkiye Büyük Millet Meclisinde değerli arkadaşım Sayın Mehmet Yalçınkaya ve Eskişehir -ki, Balıkesir ile birlikte bor madenlerinin Türkiye'de en önemli olduğu, en fazla olduğu ilimiz olan Eskişehir- Milletvekilimiz Sayın Sadri Yıldırımla birlikte itiraz ettik, dedik, bu bor madenlerini peşkeş çektirmeyiz.
Bu, bizim kendiliğimizden durup dururken yaptığımız bir şey değildi; çünkü, çalışmalar vardı; bu çalışmalar, maalesef, Etibank raporlarına geçmişti. Etibank raporlarında, 2840 sayılı Kanuna göre bor madenlerinin işletilmesi, ticareti devlet tekelinde olmasına rağmen Bortaş, Ceytaş, Serena gibi şirketlerle kanuna aykırı bir şekilde hammaddeyi ihraç imtiyazları alınmak isteniyordu ve açıktan... Aynen şöyle söyleniyor: "Ceytaş'ın kuracağını iddia ettiği tesisler tamamlanmadan, yıllık 200 000 ton kolemanit talebini karşılamaya dönük yönetim kurulu kararı istihsal edilmeye çalışılması, devlete ait bor madenlerinin, amiyane tabirle, bir oldubittiye, peşkeş çekilmeye çalışılmasının ve bu hususta ortaya konan kastın en güçlü kanıtıdır." Bunu Etibank müfettişleri söylüyor. Bitmedi, baktılar ki, bu yollar tıkandı, mücadele, önlerinde dağ gibi yükseliyor... Maden Kanunun, Sayın Bakanın da ifade ettiği, benim de katıldığım, bu da hepimize gelmiştir 57 nci hükümete doneler sunulmuştur, burada birçoğuna katılıyorum, hepsine değil tabiî. Öneriler adı altında, ki burada da vardır, örneğin, bir ruhsat almak için 19 yerden 44 tane izin gerekiyor; ama, ne hikmetse, bu bürokrasiyi azaltıcı veya Çevre Kanununun, Türkiye şartlarına uydurulması veya madenin özelliğine göre bazı düzenlemeler yapılması değil, bu kanunun içine ille de 2840 sayılı Kanun iptal edilmiştir. Taslak metin elimizde... Maalesef, niyetlerinin hiç de iyi olmadığı... Ve bu, öyle çok uzak bir tarihte değil, 12 Kasım 2000'de Maden İşleri Genel Müdürlüğünde yapılan bir toplantıda, gündeme getirilen taslağa, çok şükür ki, bazı uyanık bürokratlarımız dirençle karşı çıkınca, bu oyunlar, boşa çıkıyor. Yani, öyle sandığınız gibi, bu borun
19
üzerindeki oyunların bittiği de yok, biteceği de yok; mecburuz uyanık olmaya. İşte, bunun için bu bor madenleri ikide bir gündeme geliyor.
Dahası; Cumhuriyet Senatosu raporunu okuduğumuzda, o dönemdeki bürokratlar "bu yeraltı kaynaklarını nasıl devlete kazandırırız, nasıl Etibanka kazandırırız" diye, kanundaki açıklardan veya şirketin yaptığı hatalardan devlet lehine bir netice çıkarırken, bugün ise, nerelerden ne fısıldandıysa, kulağımıza gelen şeyler, bürokratlar, Etiborun elindeki sahaları, bazı ufak tefek hatalardan dolayı, bazı yanlışlardan dolayı iptal etmek gibi bir yola gitmeye tevessül ediyorlar. Niye?... Buradakiler düşürülsün, ondan sonra bunlar peşkeş çekilsin. Dahası... Dahası var; bu yetmedi, madem bunu yapamıyoruz, 2840 sayılı Kanunu madem iptal edemiyoruz, burada bora kapatılmış alanların ikinci madene açılması gibi bir karar çıkartarak, yani 8 inci maddeyi değiştirerek, bu tuzaklarla, aynı, nasıl bir zamanlar Sultançayırı'ndan çıkardıkları bor madeni, alçıtaşı diye arpa, buğday gibi tahıl ambarlarının içerisinde kaçak olarak Türkiye'den kaçırılmışsa "ikinci maden üretiyoruz" diyerek, bor madenleri peşkeş çekilme gayretlerine kapı açılmak isteniyor.
Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Senatosu, raporunu yazdığı zaman, borun yakıt olarak kullanıldığı bilinmiyordu. Şu anda, daha önceki konuşmamda bahsettim, bor 21 inci Yüzyılın yakıtıdır, çevreci yakıttır. Petrole dayalı yakıtların gitgide daha da kullanılamaz hale gelmesinden dolayı, ozon tabakası delindiği, sera etkisi gibi nedenlerden dolayı bor, bizim, en büyük zenginliğimiz olacaktır.
Amerika'da New York'ta 3 000 tane otomobil, bugün, bor yakıtıyla sokaklarda dolaşmaktadır. 2003 yılında BMW ve Chreysler'in bor yakıtlı otomobillerin seri üretimine geçeceği, 2006 yılında da bütün önemli otomobil üreticilerinin bor yakıtlı otomobilleri piyasaya süreceği aşikardır. O halde, gelin, bu teknolojiyi alamıyorsak biz üretelim. Gelin, Etibor Genel Müdürlüğünün bulunduğu, benden önce, Anavatan Partisi sözcüsünün ve Sayın Bakanın konuştuğu üzere, bu madenlerin en yoğun olduğu, en bol olduğu Balıkesir İlinde bulunduğu göz önüne alınarak Balıkesir Üniversitesi bünyesinde, âcilen, bor teknoloji enstitüsü ve bor teknoloji geliştirme bölgelerini kuralım. Gelin, burada, değişik, bora dayalı malzemeler üreten teknolojileri üretelim.
Değerli arkadaşlarım, dahası var: Bakın, Bandırma'da, 55 inci hükümet döneminde hidrojenboraksit fabrikası kuruldu. Bu, Türkiye'deki deterjanlarda kullanılan bütün beyazlatıcı maddeyi üretecek kapasitede, kâğıt sanayii için de yetecek kapasitede; ancak, nedense, bu malzeme, Türkiye'de kullanılan, yabancı firmalar tarafından alınmıyor. Yani, ısrarla, Türkiye'de, bora dayalı kurulan teknolojilerin gelişmemesi, firmaların gelişmemesi için elden gelen yapılıyor.
Bakın, Türkiye'de 150 000-200 000 ton civarında deterjan kullanılıyor. Bunda kullanılan pentaborat bandırmadaki tesislerde üretiliyor. Yani, 30 000 ton ve bu pentoboratı, ısrarla, deterjan üreticileri, Bandırma'daki fabrikadan almıyorlar. Niye?.. Hidrojenboraksit fabrikası çalışmasın, pentaborat zarar etsin, kapatılsın bizim kucağımıza düşsün... Türk Boraks Şirketinin otuzbeş yıl önce, kırk yıl önce yaptığı şey aynen devam ediyor. Halbuki, 30 000 ton, dünyadaki bor rezervlerinin neredeyse, bilinen rezervlerin yüzde 65'ine sahip olan Türkiye, alan açısından baktığınızda, yüzde 95'ine sahip olan Türkiye, dışarıdan 30 000 ton pentoborat ithal ediyor; ısrarla bu sanayi boğulmak isteniyor. İşte, hükümetin yapması gereken şey, bu sanayii boğmaya çalışanlara karşı mücadele etmektir; gerekiyorsa, Türkiye'de uç ürünlere yatırım yapan özel sektör desteklenmelidir; yani, deterjan üreticileri de, bor madenine dayalı Türkiye'de üretilen ürünleri kullanan şirketler, bu ürünü Türkiye'den alacak şekilde teşvik edilmelidir; ama, Türkiye'de bor sanayii kurulmalıdır.
Bakınız, yapılan yanlışlardan bir tanesi, Türkiye'de bor madenini seramik üreticileri kullanıyor; nedense, dışarıya ihraç fiyatının iki katına veriliyor. Bu yanlıştır. Türkiye'de bor madenini kullanıp bir şey üretenler, hiç olmazsa, ihraç ettiği kısımda kullanılan bor kadar bor maddesini dışarıdaki üreticilerle aynı fiyattan almalıdır ki rekabet edebilsin. Yani, bu araştırma komisyonunun kurulması, gerçeklerin ortaya çıkması açısından çok önemlidir. Maalesef, bu güçlü tekeller, ellerindeki her imkânı kullanmaktadırlar.
Rockefeller'ın, Eisenhower'a yazdığı gizli mektubu yanıma almıştım, oradan bir şey okuyacaktım, ama şu anda bulamadım; orada diyor ki: "Biz, politikamızı, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerdeki bu yeraltı kaynaklarını denetlemek için kullanmak durumundayız. Buna bizim ihtiyacımız var..." Ben mealen söylüyorum, aynen böyle değil. Arzu edenlere bu mektubun kopyasını verebilirim. "...ve bunun için elimizdeki malî yardım imkânlarını, askerî yardım imkânlarını bu amaca yönlendirmemiz lazım." Sanki, bunlar, hep, Türkiye'nin şu anda yaşadıklarını hatırlatıyor gibi arkadaşlar.
Değerli arkadaşlarım, bu oyunlar bitmez. Bizim, bu oyunları boşa çıkarmamızın yolu, birlik beraberlik içinde, bunu bir devlet politikası haline getirmemiz lazım. Burada, inanıyorum ki, bütün arkadaşlarımız, Türkiye'nin bu yeraltı zenginliklerine sahip çıkılması gerektiğinde hemfikirdir. Bu komisyon, kurulduğunda, yapacağı çalışmalarda bu gerçekleri daima göz önünde bulundurmalıdır.
Son olarak tekrar etmek istiyorum. Biz, Türkiye'nin zenginliği olan bu madenin üzerinden gözümüzü hiç ayırmayalım, bu maden Türkiye'yi kurtaracaktır. Hep hayıflanıyoruz; bizde petrol yok...
Burada, Sait Değer Paşayı anımsamak istiyorum hemen; rahatsız; kendisine, Allah'tan şifalar diliyorum.
20
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İLYAS YILMAZYILDIZ (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Yılmazyıldız, 1 dakika içinde toparlayın efendim.
İLYAS YILMAZYILDIZ (Devamla) - Diyor ki: "Batman'da -gençliğimizde gelmişlerdi- bir yere kırmızı işaret koydular, böyle, delik delik, sanki altında petrol var gibi; 'petrol yok' deyip, çekip gittiler."
Maalesef, Türkiye'de, petrolde oynanan oyunlar borda oynanmak istendi. "Türkiye'de bor yoktur" diye rapor yazıp, gitti; utanmadan geri gelmeye çalıştılar. Şimdi, bunu denetlemeye çalışıyorlar.
Biz, yıllarca, petrol yataklarının üzerinde hükmettik; ama, değerini bilemedik.
Değerli arkadaşlarım, gelin, artık, bu bor madenlerinin değerini bilelim; yoksa, 2002 yılında, hepimizin üzüntü duyduğu bu manzaraları, yani gördüğünüz üzere, yakışmayan bu manzaraları, maalesef, yaşamak, yaşatmak zorunda kalırız. Bu, hiçbirimizin arzu ettiği şey değildir.
Ben, bu komisyonun kurulmasını Doğru Yol Partisi olarak destekliyoruz diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Yılmazyıldız.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Adıyaman Milletvekili Sayın Mahmut Göksu.
Süreniz 20 dakika. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Göksu.
AK PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; madencilik sektörünün içinde bulunduğu durum ile bor ve altın gibi önemli madenlerimizin ekonomik ve stratejik durumunu görüşmek üzere verilen araştırma önergeleri üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlarım.
Konuya geçmeden önce, Sayın Bakanın konuşmalarını dinledim; konuşmasında, sadece, iktidar partilerine mensup olan milletvekili arkadaşlarımın verdiği iki önergeden bahsedip de, muhalefet partilerine mensup olan arkadaşların -ki birisini ben verdim ve bu önergelerin ilki bana aittir; ikincisini ise, Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Yalçınkaya arkadaşım vermiştir-verdiği önergelerden bahsetmemesini, doğrusu, üzüntüyle karşıladım. Zira, bugün, burada, maden ve madencilik konusu gündeme geliyorsa, tartışmaya açılmışsa, bu dört önergenin de bunda katkısı olmuştur; önergeyi veren milletvekillerinden biri olarak da son derece mutluyum.
Değerli arkadaşlar, Türkiye, maden çeşitliliği açısından dünyadaki ilk beş ülke arasında gösterilmektedir; ancak, buna rağmen, madenlerimizin ekonomimize katkısı oldukça düşüktür. Sahip olduğumuz madenlerin yaklaşık değeri 2,5 trilyon dolardır. Buna karşılık, gayri safî millî hâsıla içindeki payı ise, ancak yüzde 1 seviyesindedir. Öte yandan, sahip olduğumuz büyük potansiyele rağmen, Türkiye'nin yıllık maden ihracatı 500 milyon dolar; ama, ithalatımız ise 1 milyar dolardır; tabiî, petrol ve doğalgaz, bu ithalatın dışındadır.
Türkiye'de madencilik kültürü, diğer gelişmiş ülkelerde geliştiği halde, bizde gelişmemiştir. Bu nedenle, madeni ve madenciyi anlatmakta zorluk çekmekteyiz. Bu araştırma önergesini verdikten sonra ve bu konuşmama esas teşkil edecek araştırmayı yaparken, olayın içerisine girdiğimizde, madenciliğin, devasa bir sektör ve hiçbir zaman hayattan soyutlanmayacak önemli bir faktör olduğunu yakinen görmüş oldum.
Değerli arkadaşlar, maden deyip geçmemek lazım; bugünkü Avrupa Birliğinin temelinde de, İkinci Dünya Savaşından sonra, 46'lı yıllarda, bazı Avrupa ülkelerinin bir araya gelerek, kömür ve çelikteki üretim ve pazarlama işbirliğinden doğduğu ortaya çıkmaktadır. Yani, o günkü ekonomik birliktelik, daha sonra, siyasî ve askerî birlikteliğe dönüşmüş.
Dolayısıyla -demin, konuşmacı arkadaşlar da söyledi- madenin ne kadar ehemmiyetli olduğunu; günlük hayatımızda, 24 saat içerisinde, yazdığımız kalemden konuştuğumuz mikrofona kadar,kullandığımız arabadan, kullandığımız bilgisayara kadar her zaman madenle iç içeyiz. Dolayısıyla, madeni hayattan soyutlamak mümkün değildir.
21
Değerli milletvekilleri, tabiî Türkiye, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri bakımından oldukça zengin bir ülkedir; ama, ne var ki, biz yerüstü zenginliklerimizin kıymetini bilmediğimiz gibi, yeraltı zenginliklerimizin kıymetini de maalesef bilemiyoruz. Ben, bunu, bahçesinde define saklı olan fakir bir insanın, bahçesindeki defineden habersiz olarak başka kapılarda iş araması şeklindeki bir örnek açıklamak istiyorum; yani, yeraltı zenginliklerimiz oldukça fazla; ama, bunları kullanamadığımızdan, bunları üretime çeviremediğimizden, pazarlayamadığımızdan maalesef kapı kapı borç para dilenmek durumunda kalıyoruz.
Değerli arkadaşlar, bu nedenle, madenciliğe, bugünden itibaren çok daha fazla eğilmemiz gerektiğine inanıyorum. Cumhuriyetin ilk yıllarında, madenciliğe gerçekten ehemmiyet verilmiş. Atatürk, bir yandan MTA'yı kurmuş, öbür taraftan Etibank'ı kurmuş bir motive kazandırılmış; ama, daha sonraki yıllarda bu motivenin azaldığını görmekteyiz. Eğer, kendimiz bu motiveyi kazanmazsak, zaten bizim dışımızdaki kalkınmasını tamamlamış, refah seviyesini elde etmiş ülkelerin, Türkiye'nin kendi kaynaklarının bilinçli olarak farkında olmasını da istemezler.
Değerli milletvekilleri, biz, bugün madene gerekli önemi ve gerekli yatırımı yapamadığımızdan dolayı sadece cevher ihraç eden, buna karşılık işlenmiş maden ithal eden bir ülke konumuna geldik. İthalat ve ihracatımız, yani madendeki ithalat ve ihracatımıza baktığımızda, madencilikteki dış ticaret açığı, oransal olarak maalesef ülke genel dış ticaret açığından da büyüktür. O halde, madencilik politikamızın yeniden gözden geçirilmesi lazım.Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Madencilik Özel İhtisas Komisyonu Raporunda yer alan "Türkiye'nin Maden Potansiyeli ve Dünya Potansiyelindeki Yeri" adlı çalışmaya göre "birçok ülkede gözlenen istikrarsızlıkların temelinde, yeraltı zenginliklerini ele geçirme mücadelesi yatmaktadır" deniliyor. Yani, bugün, Balkanlar'da, Ortaasya'da, Uzakdoğu'da veya Ortadoğu'da, dünyanın neresinde bir istikrarsızlık varsa, süper güçlerin, oradaki yeraltı zenginliklerinden nasibini alması mücadelesidir. Dolayısıyla, yeraltı zenginlikleri, bugün, savaşların da belki en temel nedenidir değerli arkadaşlar.
Türkiye, hiç hak etmediği halde, sık sık ekonomik krizlerle karşılaşmakta ve gelişmiş ülkelerin sosyal ve ekonomik düzeyine ulaşamamaktadır. Bunun başlıca nedeni, dışarıdan empoze edilen kalkınma ve ekonomik gelişme modellerinin ülkenin ihtiyaçlarına yeterli olmamasıdır. Sağlıklı kalkınma, ülkelerin özkaynaklarına dayalı, yüksek katmadeğerli yatırımlara ve üretime yönelik modellerle gerçekleşebilir. Siyasî rejimleri ve gelişmişlik düzeyleri ne olursu olsun, tüm dünya ülkeleri, yeraltı varlıklarını ekonomilerine katmak için özel çaba sarf etmektedirler. Bugün, kalkınmış ve refah seviyesini kazanmış hangi ülke varsa, hepsi, yeraltı zenginliklerini hayata geçirmiş ve üretime çevirmiş ülkelerdir değerli arkadaşlar.
Madenlerin insan yaşamı ve ülkelerin ekonomisi için ne denli önem taşıdığı bilinmektedir. Türkiye, zengin doğal kaynaklara sahip olan ancak bunları ülkenin yararına sunamayan nadir ülkelerden birisidir.
Burada, kömür madenimiz üzerinde, bir hususu daha aktarmak istiyorum: Türkiye'de 10 milyar ton kömürümüz var; ancak, ne var ki, yılda 65 milyon ton çıkarabilmekteyiz, üretebilmekteyiz. Yunanistan da 65 milyon ton kömür çıkarabilmekte; ama, Yunanistan'ın rezervi bizim üçte 1'imiz. Peki, niçin, kömüre soğuk bakılıyor; efendim, kalorisi düşükmüş. Halbuki, bugün, dünya, 900 kalori kömürden, kilovatsaat maliyeti en düşük üretimi gerçekleştiriyor. Biz ise, nimeti burnumuzla itiyoruz.
Değerli arkadaşlar, Almanya'nın kömür zengini bir ülke olduğunu biliyoruz. Köln Şehrinde, zaman zaman mahalleler taşınıyor, geçen yıl da üçüncü mahallesini taşıdılar; niye; altından kömür çıktı diye, bir mahalleyi alıp başka yere taşıyorlar. Peki, orada çıkan kömürün kalitesi nedir; orada çıkan kömürün kalitesi, bizim aşağıladığımız ve beğenmediğimiz, Elbistan'daki kömürle aynıdır değerli arkadaşlar. Bu anlamda, biz, kömürümüze haksızlık etmekteyiz.
Ayrıca, bugün gelişmiş ülkeler, elektriğinin büyük bir bölümünü kömürden elde ediyor. Ne var ki, Türkiye, hiç sahip olmadığı doğalgaza bağımlı hale geliyor. Bugün, elektrik üretiminde doğalgaza bağlılık yüzde 35,5'e yükselmiş, kömür ise 3 üncü sıraya düşmüştür. Herhalde, böyle giderse, daha da gerilere düşecek.
Türkiye'yi düze çıkarmamak için bir proje yapın denilse, herhalde, bundan daha farklı bir şey yapmazlardı!
Değerli milletvekilleri, Türkiye, gelişmek ve periyodik ekonomik krizlerden kurtulmak için özkaynaklarına dönmek zorundadır. Doğal yeraltı kaynakları özkaynakların başında yer alır. Bu nedenle, madenlerimizin üretime alınması, sanayinin ham ve ara madde ihtiyacının karşılanması, entegre tesislerle uç ürünlerin üretilmesi için bir seferberlik başlatılmalı, atıl duran madenlerin hızla üretime alınarak, mevcutların kapasitesi artırılmalıdır.
Bu bağlamda, en güvenilir enerji kaynağı olan kömürün, elektrik enerjisi üretiminde, son yıllarda, doğalgaz kullanımıyla büyük ölçüde düşen payının hızla artırılması zorunludur. Türkiye gibi, önemli kömür potansiyeline sahip bir ülkenin elektrik enerjisi üretiminin yüzde 50'ye varan oranla dışa bağlanması kabul edilemez. Bu nedenle, enerji stratejisi ivedilikle değiştirilmelidir.
Değerli milletvekilleri, madenciliğimizin gelişememesindeki engellerin başında mevcut mevzuatlar olduğunu, bu mevzuatlardaki değişikliklerin de bir kanun taslağı halinde hazırlandığını
22
Sayın Bakanımız burada ifade etmişlerdir. Şüphesiz, bir ülkenin, sahip olduğu kaynaklardan yeterince yararlanabilmesi için, uygun bir mevzuat, güçlü bir sermaye, ileri bir teknoloji, nitelikli işgücü ve ucuz enerji gerekir. Türkiye, maalesef en pahalı enerji üretmektedir. Yasal, idarî, teknik ve malî unsurların etkin ve sürekli desteğine ihtiyaç vardır. Bunlar olmadığı sürece, bizim, hiçbir hususta ileri adım atmamız söz konusu değildir. Dileriz, Sayın Bakanın dedikleri hayata geçer.
Şu anda, bir işletmeci, faaliyete geçebilmek için, 10 ayrı bakanlıktan, 22 ayrı birimden izin almak durumundadır; inşallah, bu bürokrasi daha da azalır. Bunu, birçok yerde görüyoruz; yerüstü ve yeraltı sularının korunması ve kullanılmasıyla ilgili olarak, 8 tane bakanlığın söz sahibi olduğunu biliyoruz. Bu kaynaklarımızın daha rantabl hale gelebilmesi için, bürokrasiyi mutlaka azaltmamız lazım.
Madenciliğin önünde diğer önemli bir engel de, sektörün vergi yükünün diğer sektörlerden yüzde 15 oranında daha fazla olmasıdır. Bu da bir engeldir, ki yüzde 5 devlet hakkı, yüzde 5 Madencilik Fonu, yüzde 2 buluculuk hakkı diye devam ediyor.
Burada, yine, Sayın Bakanın bir sözüne atıfta bulunmak istiyorum. Yeni hazırlanan yasada, özel idarelere de pay ayrılacağını, onlara imkân tanınacağını söyledi. Bunu memnuniyetle karşılıyoruz değerli arkadaşlar; bundan zaten belediyeler pay alıyordu. Burada bir şeyin altını çizmek istiyorum. Nasıl ki, madenin çıktığı alana sahip mücavir belediyeler pay alıyorlarsa, aynen bunun gibi, petrol sahalarına yakın olan belediyeler, o ilin sınırları içerisinde olan belediyelerin ve özel idarelerin de pay alması gerektiği kanaatindeyim; çünkü, petrol de nihayetinde bir madendir.
Değerli arkadaşlar, burada, maden üretilen alanlardan belediyelere pay verilirken, petrol üretilen alanlardan pay verilmemesi yanlıştır diyorum. Bu manada bir kanun teklifi hazırlığı içerisindeyim. Sayın Bakanım, mademki madenlerden özel idarelere bir aktarım söz konusu olacaksa, petrolden de bir aktarım olabilmesi -yani yüzde 2 belediyelere, yüzde 1 de özel idarelere olmak üzere- için hazırladığımız kanun teklifimize destek çıkmasını, yardımcı olmasını arzu etmekteyiz. Bu şekliyle, Batman'da, Adıyaman'da, Trakya'da çıkan petrol sahalarına yakın olan belediyelerimiz de istifade etmiş olacaklardır.
Değerli milletvekilleri, borlar üzerindeki görüşlerimize gelince, biliyorsunuz dünyanın en büyük ve nitelikli borları bize aittir. Madencilik ihracat gelirlerimizin; yani, madenlerden kazandığımız gelirin yüzde 50'sini bordan sağlamaktayız. Dünyanın en zengin ve nitelikli bor yataklarına sahip olan ülkemiz için bu artış da yeterli değildir. Dünya bor pazarındaki payımızın rezervlerimizle mütenasip bir hale getirilerek, borlardan daha yüksek bir düzeyde ihracat sağlanabilmesi için, iktidarlar değiştikçe değişmeyen, kalıcı, millî bir bor politikası geliştirmek gerekmektedir.
Değerli arkadaşlar, bu çerçevede, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının özel ihtisas komisyonu raporunda "dünya bor piyasasının hassas yapısı ve kuruluşun bu piyasadaki konumu dikkate alındığında, bor madenlerinin özelleştirilmesinin, özellikle de blok satış yöntemiyle yapılmasının ülke yararına sonuçlar doğurmayacağı düşünülmektedir" denilmektedir. Özelleştirmeyle sağlanacak bir defalık gelir için, miktarı, yaşadıkça, yıldan yıla artarak devam edecek, sürekli ve sağlam bir geliri kaybetmemeliyiz.
Değerli arkadaşlar, 1978 yılı öncesinde borda bir yağma yaşanıyordu. Etibor, bugün, borun tonunu 300 dolardan müşterilerine satmaktadır. Eğer bir yanlışlık yapılırsa, rakibimizin manipülasyonu ve kendi kendimize rekabet sonucu, bor tekrar 40-50 dolara düşebilir. Eğer bunun bu şekilde düşmesini istemiyorsak, bu çok kârlı kamu işletmemizin özelleştirilmesini düşünmek doğru bir yaklaşım değil, belki bunu özerkleştirmek lazım. Nasıl özerkleştireceğiz? Şu şekilde: Kendi içerisinde rahatlıkla hareket edebilen, yatırım kararlarını hızla alabilen, pazarlama politikasını US Boraks'la rekabet edebilecek bir yapıya kavuşturabilen, ruhsatlar, pazarlama ve fiyatlandırma Eti Holding A.Ş. nin uhdesinde kalmak kaydıyla, özel sektörle yatırım ortaklığı yapabilen bir mekanizmanın kurulması lazımdır.
Değerli arkadaşlar, özelleştirme, ekonomide, amaç değil araçtır. Temel dayanağı, zarar veren, zarar eden KİT'leri satarak devlete yük olmaktan çıkarmaktır; ama, bor, hiç zarar etmemiştir. Mesela, Eti Holding 2000 yılında 130 trilyon lira kâr etmiş, zarar eden şirketlerine finansman vererek kâr etmiş. Niye; çünkü, bor, kârlı bir madendir; onun kârıyla, diğerlerinin zararlarını kapatabiliyoruz. Hatta, daha farklı bir örnek: Özelleştirme uygulamalarından onaltı yılda 6,8 milyar dolarlık -bu rakamlar son dönemde değişmiş olabilir- nakit girdisi sağlanırken; sadece bor ve türevlerinden -ki, bunun yüzde 98'i ihracata gitmektedir- onaltı yılda, kamu maliyesine sağlanan nakit girişi 4 milyar dolardır değerli arkadaşlar; üstelik, bu, ihracat yoluyla sağlanmış bir dış kaynaktır. Özelleştirdiğiniz zaman, bir millî serveti satıyorsunuz; ama, borla, ihracattan, bu parayı, ülke girdisine alabiliyorsunuz, kamu maliyesini, bu şekilde zenginleştirebiliyorsunuz.
Etkin bir yatırım, üretim ve pazarlama politikasıyla, bugün, dünya bor pazarının, özellikle Avrupa pazarının yüzde 70'ine sahip olabiliriz; daha önceki yıllarda başlatılan küçülerek büyüme şeklindeki yatırım ve pazarlama sistemini devam ettirerek, bu pazarlarda söz sahibi olabiliriz.
23
Değerli arkadaşlar, daha önce "küçülerek büyüme" mantığı, mantalitesi hakimken, son zamanda "büyüyerek küçülme" var maalesef. Bakınız, Eti Holding, tek başına bir genel müdürlük iken, şimdi, 6 tane, 7 tane genel müdürlüğe ayrılmıştır. Bunlar arasında, Eti Krom A.Ş.
Elazığ'da özelleştirme kapsamına alınmış; ama, özelleştirilemedi; orada üretim de durdu ve kapandı. Şu an, ellerinde, 150 000 ton stok var; bu stoktan dolayı, devletin kaybı, 100 000 000 - 150 000 000 dolardır. Yine Eti Gümüş, Kütahya'da, özelleştirme kapsamında çalışıyor; ama, zararına çalışıyor. Değerli arkadaşlar, yine, Eti Bakır özelleştirme kapsamında; ama, zararına... Kısacası, bunlar arasında, kâr eden, Eti Bor var. Eti Bor, bunları da finanse ederek, yine de Eti Holdingin kâr etmesini sağlayabiliyor. Dolayısıyla, burada, bir genel müdürlüğü 5-6 genel müdürlüğe ayırmak yerine, küçülerek büyüme daha doğru bir politika olur kanaatindeyiz.
Dünya bor pazarından daha büyük bir pay alabilmek için, bor mineral ve rafine ürünlerinin yatırım, üretim ve pazarlama faaliyetlerinin tek bir elden ve etkin bir şekilde yürütülmesi hayatî önem kazanmaktadır; değerli arkadaşlar, bunun altını çiziyorum: Tek bir elden ve etkin bir şekilde... Çünkü, değerli arkadaşlar, eğer devlet tekelliğini bırakırsa, birtakım özel sektör işletmelerinin bunu devraldığını daha önceki konuşmalarda söylemiştik. Borda da tekel olmak gerektiğine inanıyoruz; çünkü, bor madenini tüketen biz değiliz, dışarıda olan müşterilerimizdir. Özelleştirdiğimiz zaman, faraza, Kırka'yı bir firma, Emet'i bir firma, Bigadiç'i başka bir firma aldığı zaman, sayısı sınırlı olan müşterilere mal satabilmek için, bir araya geliyorlar ve fiyatı kırıyorlar, fiyatı düşürüyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - 1 dakika içinde toparlayınız.
MAHMUT GÖKSU (Devamla) - Oysaki, biz, burada, mutlaka, fiyatı tayin eden, fiyatlandırmada söz sahibi olan bir konumda olmamız lazım. Bundan dolayı, bor işletmeciliğinin, hassaten, tek elden ve etkin bir şekilde yürütülmesi önem arz etmektedir değerli arkadaşlar. Eğer biz bunu yapabilirsek... Yani, faraza, özelleştirsek bile, mutlaka tekel olması lazım ve ipin ucunun Eti Holding A.Ş.'nin elinde olması lazım. Eğer bunu farklı insanlara verir de, hadi buyurun, serbest rekabete açtık dersek... Bor ekmek değil, domates değil, fasulye değil ki, insanların günlük ihtiyaçları için alıp harcadıkları bir şey değil. Bor madeninin müşterisi bellidir; belli ülkeler alıyor ve bunu kullanıyor. Dolayısıyla, satım alanları belli olan bor madenini iyi bir fiyata verebilmemiz için, tek bir elden ve etkin bir şekilde mutlaka yürütülmesi hayatî önem kazanır diyoruz değerli arkadaşlar. Bu bor madeni stratejik bir madendir. Sanayiin tuzu olarak bugün ileri teknolojide kullanılmaktadır.
Değerli arkadaşlar, vermiş olduğumuz bu önerge, madenciliğin içinde bulunduğu sorunların konuşulması açısından önem arz etmektedir. AK Parti Grubu olarak, kurulacak araştırma komisyonuna olumlu bakıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Göksu.
Sayın Yılmazyıldız, buyurun efendim; bir yanlışlığınızı düzeltmek üzere.
İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Sayın Başkanım, konuşmamda Bandırma'da kurulu olan hidrojen peroksit fabrikası -55 inci hükümet demiştim- 54 üncü hükümet döneminde kurulmuştu; bunu düzeltmek istiyorum.
Bir de Eisenhower'a Rockefeller tarafından yazılan mektupta şöyle diyor: "Şu meşhur Standart Oil tröstü için iyi olan ABD için de iyidir tekerlemesini burada tekrarlamak istemiyorum; fakat, yine de gerek Bağdat Paktı'nın gerekse SEATO ülkelerinin -ki, Türkiye ikisinin de üyesiydi- çok değerli kaynaklarından bizim yeterince yararlanamadığımız gerçeğini göz önünden uzak tutmam." Bir diğer önemli... "Genişletilmiş iktisadî yardım, örneğin Türkiye'ye, bazı hallerde düşünülenin tersi sonuçlar verebilir; yani, bağımsızlık eğilimini artırıp, mevcut askerî paktları zayıflatabilir" diyor. Bugün de Amerika'nın bu politikadan pek vazgeçtiğini zannetmiyorum. Şu anda bordaki oyun, 50 dolara çıkan ve 250-300 dolara çok rahat satılan -ki, dünyada 500-600 dolara giden- bor madeninden pay almak kavgasıdır. Bunu Meclis olarak engellememiz lazım. Kurulacak Meclis araştırması komisyonu da bu gerçeği ortaya koyacaktır. Tarihte, Balıkesir Valisi Mehmet Reşat Paşa bu konuda çok mücadele etmiştir. Balıkesir'deki bu bor madenleri böyle arpa buğday içinde gitmesin veya usulsüz bir şekilde Desmazures şirketine verilmesin diye. Biz de Balıkesir Milletvekili olarak bu mücadeleyi sonuna kadar yapacağız.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın İlyas Yılmazyıldız.
Demokratik Sol Parti Grubu adına, Uşak Milletvekili Sayın Hasan Özgöbek; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
DSP GRUBU ADINA HASAN ÖZGÖBEK (Uşak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca, bazı milletvekili arkadaşlarımızın, madencilik sektörünün içinde bulunduğu durum ve bazı madenlerimiz konusunda Meclis Araştırması açılmasına ilişkin vermiş oldukları önergeyle ilgili olarak, Demokratik Sol Parti adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, öncelikle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
24
Doğal kaynakların insan ve toplum yaşamındaki önemi bilinmektedir. Yaşamı fonksiyonel hale getiren araç ve gereçlerin yüzde 99'u doğal kaynaklardan, özellikle de madenlerden sağlanmaktadır. Toplumların refah ve gelişmişlik düzeyleri ile madencilik faaliyetleri arasında çok yakın bir ilişki bulunmaktadır. İnsanlar, ilk çağlardan itibaren madencilik faaliyetlerine ve madenlerden yararlanmaya başlamışlar, bu faaliyetlerin sonucunda da medeniyetlerin doğuşunu sağlamışlardır. Uzay çağı ve sanayi ötesi bilgi toplumunun doğuşu da, maden ürünlerinde sağlanan özel metal, alaşım ve malzemeler sayesinde gerçekleşmiştir.
Günümüzde gelişmişliğin göstergeleri olarak nitelendirilen demir çelik, enerji ve tarım ürünleri üretimindeki devamlılık, büyük ölçüde madencilik ürünleriyle sağlanmaktadır. Bilindiği gibi, demir çelik hammaddeleri, demir cevheri ve kömür, enerji hammaddelerinin yüzde 75-80'i maden ürünleri olan kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtlar ve uranyumdur. Tarımın ana girdisi olan gübre üretiminde kullanılan hammaddelerin yüzde 90'ı madencilik faaliyetleri sonucunda elde edilmektedir. Ayrıca, tüm sanayi dallarının ürünlerinde veya kullandıkları araç ve gereçte doğrudan veya dolaylı olarak maden ürünlerine ihtiyaç vardır. Seramik, metalurji, cam, refrakter sanayileri ve inşaat sektörü başta olmak üzere, dolgu maddeleri, doğal boyalar, süzücüler, aşındırıcılar, değerli taşlar, sondaj çamurları, gübre, elektronik ve kimya endüstrilerinin en önemli girdisi madenlerdir.
İnsan ve toplum hayatında bu denli vazgeçilmez bir yer tutan madencilik, gelişmiş ülkelerin bugünkü teknoloji ve refah düzeyine ulaşmalarında en etkin rolü oynayan faktördür. Nitekim, doğal kaynaklardan yeterince yararlanamayan toplumlar, bugün, "geri kalmış" veya "gelişmekte olan ülkeler" gibi sıfatlarla tanımlanmaktadır. Özetle, maden varlıkları, ülkenin en önemli ekonomik güçleri olup, kalkınmanın dayandırılacağı gerçek kaynaklardır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyada, ülkeler arasında acımasız bir rekabet ve zenginleşme yarışı hüküm sürmektedir. Kalkınmasını ve sanayileşmesini tamamlayan ülkeler, refah düzeylerini daha da artırmak ve sanayi ötesi bilgi toplumu olma yolunda ilerleme; henüz kalkınmakta olan ülkeler ise, bir an önce sanayileşmelerini tamamlayıp gerilere düşmeme çabası içindedirler. Bu yarışta, ülkeler, sahip oldukları her türlü avantajı kullanmaktadırlar. Bu avantajlardan bazıları, dünyadaki hızlı gelişim nedeniyle, zamanla önemini yitirebilmektedir. Örneğin, jeopolitik, tarihî, siyasal ve ekonomik kutuplaşmaların yarattığı avantajlar gibi. Bu nedenle, kalkınma modellerini öncelikle özkaynaklarına dayandıran ve eksiklerini dışkaynaklarla destekleyebilen ülkeler, kalkınma sürecini sancısız, istikrarlı ve güvenli bir şekilde aşabilmişlerdir.
Ülkelerin kalkınma ve ekonomik gelişiminde önemli yeri olan madencilik ve entegre üretim sanayii, en büyük katma değeri yaratmaktadır. Gelişmiş ülkelerde, halen, gayri safî millî hâsılada madenciliğin payı, Amerika'da yüzde 4,2; Federal Almanya'da yüzde 4; Kanada'da yüzde7,5; Avustralya'da yüzde 8,7; Rusya'da yüzde 20'nin üzerindeyken, Türkiye'de ise bu oran yüzde 1,4 düzeyindedir. Türkiye'deki bu durum, toplumun refah düzeyine ve ekonomiye yansımış bulunmaktadır. Ülkemizde, özellikle planlı ekonomi döneminde, katma değer yaratılmaması sonucunda bütçe sürekli açık verdiğinden, dış ve iç borçlanmaya gidilmiş; bu durumun sonucu olarak, enflasyon artmış ve ekonomik dengeler bozulmuştur. Bütün bu olumsuzluklar, Türk insanının mutsuzluğuna yol açmıştır.
Siyasî rejimleri ve gelişmişlik düzeyleri ne olursa olsun, tüm dünya ülkeleri, maden varlıklarını ekonomilerine katmak için özel çabalar sarf etmekte, çeşitli teşvikler uygulamakta ve önlemler almaktadır. Ülkemiz ise, kendi kaynaklarını dışlayan, gelişmesini engellemek için âdeta özel çaba sarf eden bir görüntü arz etmektedir. Özellikle, kömür ve demir cevheri ithaline yönelik olarak uygulanan politika ile altın madenciliğinin yapılmasını önlemeye yönelik uygulamalar bunun açık bir örneği olarak gösterilebilir.
Ülkemizin sosyal sorunlarının başında bölgelerarası gelişmişlik farkı ve bunun yarattığı iç göç ile işsizlik gelmektedir. Bu açıdan da bakıldığında, madencilik sektörünün yöresel istihdam için zorunlu ve katmadeğeri en yüksek bir iş kolu olduğu gerçeği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Türkiye'nin maden kaynakları, bir kıtanın kaynakları kadar çeşitli ve büyüktür. Nitekim, yetersiz olan aramalara karşın, bor, mermer, toryum ve nadir elementlerde trona, zeolit, pomza, seleshit gibi madenlerde dünyanın en büyük rezervleri ülkemizde bulunmakta, bor mineralleri üretiminde Türkiye birinci sırada yer almaktadır. Krom, manyezit, feldispat, barit, kil, kömür, altın, gümüş ve bazı endüstriyel hammaddelerin üretimi ve rezerv varlığında dünyanın söz sahibi ülkeleri arasında yer almakta ve 40'ın üzerinde maden çeşidine sahip bulunmaktayız. Nitekim, Anadolu'ya küçük Asya isminin verilmesi ve çok sayıda medeniyetlerin bu topraklar üzerinde kurulması rastlantı olmayıp, doğal kaynaklarla yakından ilgilidir.
Birinci Madencilik Şûrasında, Türkiye'nin bilenen maden kaynaklarının toplam değerinin 2,5 trilyon dolar olduğu belirtilmiştir. Oysa, ülkemizin yıllık madencilik üretim değeri 2,5 milyar dolardır. Gayri safî millî hâsıladaki büyüme hızıyla mukayese edildiğinde ise, madencilik üretimi küçülmektedir. Resmî kuruluşların verilerine göre, gayrî safî millî hâsıla son yirmi yılda 2,8 misli artarken, madencilik üretiminde ancak 1,74 kat artış sağlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madencilikle ilgili bu genel bilgilerden sonra, araştırma önergesinde konu olan bor, altın ve diğer madenlerimizle ilgili bilgilere baktığımızda ise, karşımıza
25
çıkan tablo şöyledir: Borla ilgili olarak baktığımızda, dünyada bor mineralleri tüm canlıların hayatlarını devam ettirebilmek için vazgeçilmez elementlerden birisidir. Bunun yanında, bor, en yaygın kullanım alanına sahip elementlerin de başında gelmektedir. Sanayi hammaddesi olarak en önemli elementlerden birisi olan bor ve bor ürünleri, katmadeğerinin de çok yüksek olması nedeniyle stratejik önem kazanmakta ve buna bağlı olarak dünya pazarlarında bellibaşlı firmaların tekelinde kalmaktadır.
Dünyada bor tuzları olarak isimlendirilen bor bileşikleri, bor madenlerini oluşturmaktadır. Karşılaştırma ve istatistiklerde, içerdikleri B2O3 miktarları dikkate alınmaktadır.
Dünya bor rezervinin toplamının 511 000 000 ton olduğu bilinmekte, bunun da 375 000 000 tonu, yani yüzde 73'ü Türkiye'de, 45 000 000 tonu, yani yüzde 9'u Amerika Birleşik Devletlerinde, geri kalan 91 000 000 tonu, yani yüzde 18'i de Rusya, Çin ve diğer ülkelerde bulunmaktadır.
Yukarıda açıkladığımız gibi, Türkiye, dünya bor rezervlerinin yüzde 73'üne sahip ve halen dünya bor üretiminde birinci sıradadır. Bunun yanında Türkiye'nin sahip olduğu bor yatakları, dünyanın en kaliteli bor yataklarını oluşturmaktadır. Oysa, Türkiye, ham bor ve rafine ürün olarak dünya pazarlarından son on yılda ortalama yüzde 18 ile 21 arasında değişen miktarlarda pay alabilmiştir. Türkiye'den daha az üretimi olan Amerika Birleşik Devletleri ise bu pazardan yüzde 65-70 oranında pay almaktadır.
Sözünü ettiğimiz pazar, ileri teknoloji gerektirmeyen, ham cevher ve bor türevleri pazarıdır. Dünya bor rezervlerinin yüzde 73'üne ve en kaliteli borlarına sahip ülke olarak pazar payımızın yüzde 18-21 olması ve ihracatımızın büyük bölümünü ham bor olarak yapıp ülkemize katmadeğer yaratmadan gelişmiş ülkelere hammadde temin eden üçüncü dünya ülkeleri konumunda kalmamız, ülkemiz ve ekonomimiz açısından son derece olumsuz bir durum oluşturmaktadır.
Türkiye açısından dünyada bor pazarı incelendiğinde konsantre bor ürünleri dış talebe bağımlı olup bu ürünlerin piyasa talebi, malın fiyatına ilaveten, malın girdi olarak kullanıldığı sanayideki teknolojik gelişmelere, üretici ve kullanıcı tercihlerine ve genel ekonomik trend gibi birçok faktöre bağlıdır. Öte yandan, malın kullanıcıya maliyetinin yüksek olması alternatif teknolojilerin ve ikame mallarının yaratılmasına ve kullanılmasına da sebep olabilmektedir. Bu durum, ham bor ve rafine bor satışlarımızda ileriye dönük sağlıklı projeksiyonlar yapmamızı engellemekle birlikte, dünya bor ürünleri tüketim artışının yüzde 1 ile 3 arasında seyrettiği gerçeğini de gözönünde bulundurursak, ülkemizin, gelecek on yıl içerisinde, dünya bor pazarlarındaki payını yüzde 18-21'lerden yüzde 30'lara çıkarması ve bor satışlarından elde ettiği geliri 220-230 000 000 dolarlardan 300-350 000 000 dolarlara çıkarmaktan öteye gidemeyeceği gerçeği aşikârdır.
Öte yandan, bor ürünlerinin tüketimi, yaklaşık yüzde 70'i, endüstriyel bazda üretim yapan, üstün pazarlık gücüne sahip, sektörlerinde lider veya sektörlerinde yön veren, teknoloji yaratabilen uluslararası büyük şirketlerce yapılmaktadır. Bu durumda, bor ürünlerine olan talebin önce sürekliliğini sağlamak ve artırmak, piyasaları alternatif teknolojilere zorlamamak ve ikame mallarının kullanımına gitmemeleri için, bu şirketlerle, partner olarak tanımlanabilecek bir iş ilişkisi içerisinde çalışılması gerekmektedir; ki, bu şirketler, 100 milyar dolarların telaffuz edildiği uç ürünler pazarını oluşturmaktadırlar. Bor üretiminde dünya lideri olan ülkemiz ise, maalesef, uç ürünler pazarından hemen hemen hiç pay alamamaktadır.
Bu açıklamalar ışığında, bor madenleri, kurulacak olan araştırma komisyonunca, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile üniversitelerimiz, sanayiciler ve madencilik sektörü temsilcilerinin görüşleri alınmak üzere tartışmaya açılmalı ve gerekli araştırmalar yapılarak, bor rezervlerimizin ülke ekonomisine maksimum katkısı sağlanmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde altın madenciliğine ve potansiyeline baktığımızda ise, gerek dünya gerekse ülkemiz açısından gerçekten ilginç verilere rastlamaktayız. Tarihî bulgulara göre, dünyada altının ilk kez üretimi ve kullanılmaya başlanması, neolitik çağda, Anadolu'da gerçekleşmiştir. Ancak, bu çağdan sonra, günümüzde, 2001 Mayıs ayına kadar, dünyada, topraklarında ciddî altın varlığı olduğu bilinip de altın üretimi yapmayan tek ülkenin Türkiye olduğu gerçeği de acı, ama çarpıcı bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Dünyada, başta Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya, Rusya, Fransa, İspanya, İtalya, Yunanistan, Japonya, Çin, Brezilya, Şili, Peru, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan olmak üzere, toplam 800 civarında altın madeni aynı veya benzer metotlarla işletilirken -ki, bu metot, siyanürleme metodudur ve bu ülkelerde yılda toplam 2 000-2 500 ton altın üretilmektedir. Ülkemizde kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesi ve bazı dış güçlerin yönlendirmesi nedeniyle altın madenciliği yapılamamıştır. Oysa, dünyada mevcut potansiyel rezervlerin 6 500 tonu ülkemizde bulunmaktadır. Ülkemiz bu potansiyelle dünyada ikinci sırada yer almaktadır. Bu miktarlar Orta Doğu Teknik Üniversitesi mensubu bilim adamlarınca dünyada uygulanan bir modelleme metoduyla bilimsel olarak ortaya konmuş ve modellemeye uygun olarak ülkemizde işletilebilirliği kanıtlanmış görünür rezervler ortaya çıkarılmaya başlamıştır. Son 10 yıl içerisinde ülkemizde öncelikle Bergama-Ovacık'ta 25 ton rezerv tespit edilmiş, ancak yukarıda belirttiğim nedenlerden dolayı, 1993'ten bu yana bütün yatırımlar tamamlandığı halde, 2001 Mayıs ayına kadar üretime geçememiştir.
26
57 nci hükümetin Başbakanı olarak Sayın Bülent Ecevit'in, konuya duyarlı yaklaşımı ile Tür-kiye'nin en saygın kuruluşu olan TÜBİTAK devreye sokularak, olayın geniş çaplı bilimsel değerlendi-rilmesi yapılmış ve bilimsel doğrular ışığında bu ve benzeri işletmelerin bilimsel olarak çalışabilirliği kanıtlanmıştır. Yine, bu bilimsel raporlara istinaden hukuksal sorunlar çözülerek, 19 Mayıs 2001 tari-hinde Bergama-Ovacık altın madenine işletme izni verilebilmiştir. Bunun neticesinde yine ülkemizde işletilebilir rezerv varlığı kanıtlanmış İzmir FM Çukurunda 35 ton, Balıkesir-Küçükdere'de 7,5 ton, Eskişehir-Kaymaz'da 6 ton, Salihli'de 25 ton, Artvin-Cerrattepe'de 10 ton, Gümüşhane-Mastıra'da 10 ton ve Uşak-Kışladağ'da 150 ton olmak üzere -ki, Uşak-Kışladağ'da bulunan bu yatak, son 10 yıl içeri-sinde dünyada tespit edilmiş en büyük 10 yataktan birini teşkil etmektedir- yaklaşık 300 tonluk işleti-lebilirliği kanıtlanmış altın varlığı ortaya çıkarılmıştır. Bu durum her yıl 2-2,5 milyar dolar tutarında altın ithal etmekte olan ülkemizin, bu altın varlığını işleterek, ülke ekonomisine kazandırması gereği-nin önemini açıkça ortaya koymaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin son zamanlarda içerisinde bulunduğu ekono-mik krizden kurtulması için yapılması gereken en önemli işlerden birisi de atıl ve iyi kullanılmayan özkaynaklarını harekete geçirip, üretime yönlendirmesidir.
Cumhuriyetimizin ilk yıllarında gayri safî millî hâsıla içerisindeki payı yüzde 40'larda olan madencilik sektörü, gereken önem verilmediği için günümüzde yüzde 1'ler seviyesinde değer üretebilir hale gelmiştir. Oysa, ülkemiz, maden açısından dünyanın en büyük rezerv, en kaliteli cevher ve benzeri üstün niteliklere sahiptir. Madencilik, dünyada sanayi, enerji, tarım, inşaat ve meteoroloji gibi ekono-mik gelişmişliğin göstergesi olan sektörlere hammadde temin eden bir faaliyet olarak ekonomik kal-kınmayı başlatan öncü sektör görevini üstlenmiştir. Ülkemiz, dünyada madencilik alanında faaliyet gösteren 132 ülke arasında yapılan bir değerlendirmede, toplam maden üretimi itibariyle 28 inci, üreti-len maden çeşitliliği açısından da 10 uncu sırada yer almaktadır. Ülkemizde maden varlığı olarak bili-nen rezervlerin satış hâsılatı bazında değeri 2,5 trilyon dolar olarak hesaplanmakta, ancak 2000 yılı madencilik sektörü üretimi 2,3 milyar dolar olarak gerçekleşmektedir.
Madencilik, ülkeye direkt döviz getirisi sağlaması, istihdam yaratması, hizmet ve yan sanayii sektörleri oluşturması ve bölgesel kalkınmayı önplana çıkarması açısından da önemli bir sektördür. Aynı zamanda, madencilik, yatırımcı için son derece riskli ve yatırım sermayesinin geri dönüş süreci uzun olan bir sektördür. Madencilikte yer seçme şansı yoktur, madenler bulundukları yörede üretilmek zorundadır. Madencilik faaliyetinin kısa süreli de olsa kesintiye uğratılmaması gerekir. Bu kesintiler maliyet artırıcı unsurlardır. Madenciliğin yapıldığı yörelerde ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan hızlı ve kalıcı kalkınmalar yaratılır. Madencilik faaliyetleri yol, su, elektrik, haberleşme gibi altyapılara ihtiyaç duyar. Bu altyapılar kalkınmanın temel unsurlarıdır.
Madencilik istihdam ağırlıklı bir sektör olup, genelde kırsal alanda faaliyet gösteren bir üretim dalı olarak kırsal alandan kentlere yoğun göçü önleyici bir rol üstlenir. Madencilik sektöründe istihdam edilen 1 kişi diğer sektörlerde 10 kişinin istihdam edilmesini sağlar. Bütün bu özellikleriyle madencilik sektörü, sanayi ve diğer sektörlerin itici gücü olarak katmadeğeri yüksek, ekonomik kaynak oluşturan önemli bir sektör haline getirilmeli, madenciliğimiz ülke kalkınmasında geri planda kalmaktan kurtarılmalıdır.
Bu bağlamda, madencilik faaliyetlerinin önündeki engelleri kaldırmak, bürokratik işlemleri en aza indirmek, bu alanda yapılacak yerli ve yabancı yatırımları en üst düzeyde teşvik etmek ve yapılacak yatırımlara güvence getirmek amacıyla 3213 sayılı Maden Kanununun bazı maddeleri ile madencilik faaliyetlerinin yapılmasında önemli engel teşkil eden diğer bazı kanunların bazı maddelerinin değiştirilmesini amaçlayan bir kanun teklifi hazırlanmış ve Bakanlar Kuruluna sunulacak hale getirilmiştir.
Yapılacak olan bu kanun değişiklikleriyle, 2010 yılında, madencilik sektöründe, direkt olarak, 10-15 milyar dolar gelir hedeflenmekte; bu durumda, madencilik sektörünün yaratacağı katmadeğerle birlikte, ülke ekonomisine katkısının 2010 yılında 50-60 milyar dolar seviyesine çıkması amaçlanmaktadır.
Jeolojik yapısı itibariyle dünyada bilinen bütün elementlerin büyük bir bölümünü içerisinde bulunduran Türkiye coğrafyası, aynı zamanda, içerdiği cevherlerin bazılarında rezerv miktarı ve kalite olarak üstün avantajlara sahiptir.
Zengin yeraltı kaynaklarımızın harekete geçirilerek ekonomimize kazandırılması ve madencilik sektörümüzün yeniden canlandırılması için 3213 sayılı Maden Kanunumuzun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve ilave bazı maddeler eklenmesiyle ilgili çalışmalar 57 nci hükümetimiz tarafından ele alınmış ve hazırlıkları son safhaya getirilmiştir. Yine, madencilik sektörünün önündeki bazı yasal engellerin de kaldırılmasıyla bu yeraltı zenginliklerimizin çevreye duyarlı birer iktisadî faaliyet olarak yaratacakları yüksek istihdam ve katmadeğer ülke ekonomimize büyük oranda kaynak sağlayacaktır. Bu madenlerimizin işletilmesiyle ilgili yatırımlar ve bu madenlere dayalı sanayiin teşvik edilmesiyle ise, bu sektörden elde edilen gelirlerle, ülkemiz için milyarlarca dolardan söz edilmesi sağlanacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verilmiş olan araştırma önergeleri, ülkemiz maden kaynaklarının ekonomimize en üst düzeyde katkı sağlaması için yapılması gerekenleri ve alınması
27
gereken tedbirlerin tespitini amaçlamaktadır. 57 nci hükümet olarak özkaynaklarımızın ekonomimize katkısıyla ilgili çalışmalar içerisinde 3213 sayılı Maden Kanunundaki değişikliklerin Bakanlar Kuruluna sunulduğu bugünlerde, eşzamanlı olarak böyle bir araştırma komisyonunun da kurulacak olması, yine, 57 nci hükümetin bu konuya duyarlılığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle, ülkemizin maden varlıklarının araştırılmasını ve altın, bor gibi madenlerimizin ülke ekonomisine katkı sağlamasını amaçlayan bir araştırma komisyonunun kurulmasını Demokratik Sol Parti Grubu olarak destekliyor, ülke için hayırlı sonuçlar ortaya koyması dileklerimle, Demokratik Sol Parti Grubu ve şahsım adına hepinize saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim; süreyi, tamı tamına kullandınız.
Bu arada, Sayın Yıldırım'ın bir beyanı olacak.
Buyurun Sayın Yıldırım.
MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Dünyada ve Türkiye'de, 250 çeşit malın hammaddesi olan bor madeni, en çok, Eskişehir İlinin Seyitgazi İlçesinin Kırka Beldesinde çıkmaktadır. Bu madenimiz, altından daha değerlidir; ancak, biz, kıymetini bilmiyoruz. Ülkemizin hazinesi olması nedeniyle, buna hep birlikte sahip çıkmamız gerektiği kanaatindeyim ve bunun araştırılmasını istiyorum.
Teşekkür ediyorum, sağ olun.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.
Saadet Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Rıza Güneri; buyurun.(SP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika efendim.
SP GRUBU ADINA T. RIZA GÜNERİ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madencilik sektörünün içinde bulunduğu durum ve bilhassa bor madenleriyle ilgili Meclis araştırması açılması konusunda diğer milletvekillerimizle birlikte verdiğimiz önerge üzerinde Saadet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Sayın Bakanın buradaki açış konuşmasında değindiği bir hususu tekrar gündeme getirerek sözlerime başlamak istiyorum. Sayın Bakan "57 nci hükümetin, madenciliğe büyük önem verdiğini" ifade ettiler. Böyle bir yaklaşım, bizi, öncelikle, memnun eder; ancak, durumun, gerçekten önem verildiğini ortaya koyar bir şekilde olmadığını burada ifade etmek istiyorum.
Öncelikle, ben, herhangi bir sayın bakana burada soru yöneltsem, madencilikle ilgili Hangi kurum, hangi bakana bağlı, biliyor musunuz desem, net bir cevap alacağımdan şüpheliyim. Madencilikle ilgili, maalesef, çeşitli kurumlar, çeşitli bakanlıklara dağıtılmış, aralarında bir koordinasyonun olmasının da mümkün olmadığını yakinen biliyorum ve böyle bir durum, verilen önemi ortaya koymamaktadır.
Bunun yanında, MTA bütçesine bakalım. MTA, madenciliğin motor kuruluşu. MTA bütçesine 2001 yılında 53 trilyon lira ayrılmış, sadece yüzde 10'u yatırımlarda kullanılmış, geri kalan yüzde 90'ı cari giderler, personel giderlerine kullanılmış. Yüzde 10'uyla madenciliği geliştirmenin mümkün olmadığı açıktır. 2002 yılı bütçesine bakıyoruz, durum daha da vahim. Sadece yüzde 6'sı yatırımlara ayrılabiliyor, gerisi, personele ve cari işlemlere gidiyor. Yani, hükümet, gerçekten, madenciliğe önem veriyorsa, bunu, bütçesiyle de, diğer davranışlarıyla da ispat etmesi lazım.
Hükümet madenciliğe önem veriyor diyoruz, madencilik fonu kaldırılıyor. Fon geliri nereden; madenciden; yüzde 5. Özellikle, madenciliği desteklemek için, madenciye özel koyulmuş vergi, aynen yerinde duruyor, madenciye geri verilmiyor, bütçeye bu gelirler katılıyor ve bu da, bir taraftan, madenciliğe destek olarak, burada, gelinip, sunulabiliyor; bunlar yanlıştır diye düşünüyorum.
Bunun yanında, madenciliğe bu kadar önem verdiğini iddia eden hükümet, Sayın Başbakan, Özelleştirme İdaresi, Özelleştirme Yüksek Kurulu, Türkiye'de madencilik denince en önce akla gelen bor madenlerinin özelleştirilmesiyle ilgili, bunun yürütüldüğü ETİ Holdingin özelleştirilmesiyle ilgili, hiçbir kuruma sormadan, IMF'ye niyet mektubunda taahhütte bulunuyor. Sonra da, ilgili bakana dahi sormadan, ilgili kuruma dahi sormadan Özelleştirme Yüksek Kurulu karar alıyor. Bu mu verilen önem?! Sayın Bakan burada, sonra, kendileri de, tasvip etmediklerini ifade ettiler. Kamuoyu baskıları, vesaire vesaire; sonuçta, Özelleştirme Yüksek Kurulu, kararını geri aldı; ama, o gün söyledik, dedik ki, IMF bundan vazgeçmeyecek, dikkatlerinizi çekiyoruz, IMF'ye muhtaç olduğumuz sürece, IMF bundan vazgeçmeyecek.
Buradan Yüce Meclisin dikkatini çekiyorum; çünkü -çok özür diliyorum- ayının oyunu armudadır. Ben, bu konu IMF'nin ilk niyet mektubunda geçtiğinde; yani, borun özelleştirilmesi konusu geçtiğinde, o gün dedim ki, IMF, bize dayattığı birkısım konuları, belki, diğerini gizlemek için kullanıyor; asıl hedefi, Türkiye'deki bor kaynakları.
Bakın, burada çok açık ifade edildi; bor, stratejik bir maden, bugünkü değeri itibariyle 1 trilyon dolar diyebiliriz; ama, bakın -sizlere gösteriyorum- Etibank başmüfettişlerinin yazıları var. Bir dergi gösteriyorum, Denetim Dergisi. Kim çıkarıyor bu dergiyi; Devlet Denetim Elemanları Derneği. Devlet Denetim Elemanları Derneği bir dergi çıkarıyor ve bizim dikkatimizi, bütün kamuoyunun
28
dikkatini bor üzerine, borda oynanan oyunlar üzerine çekiyor; ama, aynı dönemde bir hükümet çıkıyor, borun özelleştirilmesiyle ilgili, kurumuna dahi sormadan taahhütte bulunuyor, imza altına alıyor. Bunlar, gerçekte, işin görüldüğü gibi olmadığının ve gerekli önemin verilmediğinin çok açık, çok net delilleridir. Değerli milletvekilleri, bor konusuna, biraz sonra, biraz daha genişçe girmeyi düşünüyorum.
Türkiye madenciliğinin, bence, en önemli problemi, yeterli araştırmaların yapılmamasıdır, teknolojinin geliştirilmemesidir, yeterli desteğin sağlanmamasıdır ve yüksek katma değerli üretimlerin Türkiye'de yapılamamasıdır. Bugün madenciliğimizin önündeki en önemli engel budur.
Şu anda dünya bor kaynaklarının -artık, beşikteki çocuğumuz bile ezberledi- yüzde 60'ından fazlası bizde -yüzde 65, yüzde 67, yüzde 70 diyenlerimiz var- ama, maalesef, bugün, borun uç ürünlerini üreten bir ülke değiliz. Lens kullanan milletvekillerimiz vardır. Lens solüsyonu olarak aldıkları, her bir kutusuna, 25 gramına 30 milyon lira ödeyerek aldıkları o solüsyon, sonuçta, bizim tesislerimizde rahatlıkla üretebileceğimiz borik asit; hem de sulandırılmış...
Değerli milletvekillerim, mutlaka ve mutlaka, Meclisimiz bu konuya gerekli ağırlığı vermelidir. Aslında, bu araştırma önergesinin kabul edilip, bir araştırma komisyonunun kurulacağına dair bütün gruplardan müspet bir intiba almış durumdayım; ancak, benim buradaki konuşmalarımdaki asıl hedef, borun özelleştirilmesinden önce, Meclisimizde mutlaka bu komisyon çalışmalarının tamamlanması beklenmelidir. Bizim korkumuz, biraz önce bahsettiğim, Sayın Bakanın, güya "madenciliğe destek vermek üzere yeni birkısım hukukî düzenlemeler getiriyoruz Meclise" dediği çalışmalar içerisinde, maalesef, iki tane önemli tehlike var. Biraz önce de, burada, bu kürsüden ifade edildi. Birisi, bor alanlarının başka aramalara açılması; ikincisi ise, 2840 sayılı Kanunun iptal edilerek, bor alanlarının tamamen özelleştirmeye açılmasıdır.
Ben, özelleştirmeye karşı bir tutum içerisinde değilim, Partim de özelleştirmeye karşı değil; ancak, madem, elimizde bu kadar stratejik öneme sahip olan bir maden var, bu madenin özelleştirilmesinden önce, mutlaka, Meclis, bu araştırmayı tamamlamalı, gerekli hukuku geliştirmeli ve ondan sonra özelleştirme yapılmalı.
Değerli milletvekillerimiz, sizleri birkaç yıl öncesine götürmek istiyorum. Tahkimle ilgili anayasa değişikliğini, burada, hep beraber yaptık. Enerjiyle ilgili bir darboğaza girdik ve hemen enerji yatırımları gelsin arzusuyla, bütün Meclis olarak, o gün, öncelikli iş olarak gördük, burada, tahkimle ilgili anayasa değişikliğini yaptık. Ben, tahkimle ilgili bu anayasa değişikliğinde, bize, bilhassa bazı yabancı firmalar "bu değişikliği yapın ki, size gelelim, hemen enerji yatırımı yapalım" derlerken dahi, hesaplarında bor olduğu endişesi içerisindeyim.
1978 yılı öncesine dönelim; U.S Boraks firması, Türkiye'deki bor kaynaklarının yataklarının yüzde 80'ine sahip ve tonunu ham olarak 15 dolardan ihraç ediyor. 1978 yılında, o günkü hükümet, konunun önemini fark etmiş ve o gün, bu bor kaynaklarının devletleştirilmesiyle ilgili kanun Meclisten çıkmış. O günden sonra bor devletleştirilmiş, Eti Holdinge -o günkü adıyla Etibank'a- devredilmiş ve fiyatları -bugünkü seviyesine bakalım- 180 ilâ 220 dolar civarında ham boru bugün ihraç ediyoruz. Öğüttüğümüz takdirde, 375 ilâ 400 dolara ihraç ediyoruz, sadece basit 15 dolarlık bir öğütme işini ton başına yaptığımızda, bu fiyatlara ihraç edebiliyoruz.
Şimdi, aynı firma, farkındaysanız, Türkiye'de yeniden böyle özelleştirmeyle ilgili -belki de- IMF'yi devreye soktu. IMF durup dururken Türkiye'de Eti Holding'in özelleştirilmesini, niçin, acaba niyet mektubuna dayattı dersiniz? Peki, diyelim ki, o gün, kamuoyunun baskısı dinlenmemiş olsun veya kamuoyu bunun farkında olmamış olsun, bor özelleştirilmiş olsun ve sonra birkısım yabancı firmalar -biz, henüz hakkında hukuku iyice geliştirmeden- borla ilgili bazı yatırımlara girmiş olsunlar. Sonrasında da, biz yeniden uyanalım, 1978'deki gibi, yeniden diyelim ki, biz menfaatlerimizin şimdi farkına vardık, vazgeçtik boru özelleştirmekten, tekrar millileştireceğiz, devletleştireceğiz dediğimizde; o gün, o firma yetkilileri karşımıza çıkıp diyecekler ki "İş işten geçti, tahkimle ilgili Anayasa değişikliğini çıkardıktan sonra, boru bu kadar hesapsız özelleştirmeye açarken, o zaman düşünecektiniz bunu" diye, bize belki o gün, iş işten geçtikten sonra bunu söyleyecekler. Bunların hepsi ihtimal gibi görülebilir; ama, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, bu ihtimalleri de göz önünde bulundurarak, bu ülkenin millî menfaatlarını koruma görevlisiyiz. Burada, biz, birkısım bize dayatılan 10 milyar doları almak için, birkısım günlük sıkıntılarımızı gidermek için -bize dayatılan şekilde- eğer bu ihtimalleri göz önünde bulundurmadan bazı kararları alırsak, sonunda pişman oluruz; ama, iş işten geçmiş olur.
Değerli milletvekillerimiz, altınımız var; biz işletemiyoruz, yabancı firmalar geliyor. Hani teknolojimiz?! Nerede üniversitelerimizdeki bu husustaki araştırmalar, nerede destekler, teşvikler; yok maalesef. Altınımızı biz işletemiyoruz!
Altın madenciliği üzerinde kısaca durmak istiyorum. Yabancı bazı firmalar geldiler, Türkiye'deki altın sahalarında ruhsatları aldılar, çalışmalara başladılar. Bir müddet sonra, Bergama'daki şirket, işi, artık, üretim safhasına veya tesis kurma safhasına getirdiğinde, birden, birkısım çevreci sebeplere dayanılarak karşısında tepkiler doğmaya başladı.
29
Sonra, devletin kurumlarına bakıyoruz; büyük bir belirsizlik hâkim; yani, kim haklı, ne olacak belli değil. Türkiye, böyle beş seneyi belirsiz geçirdi. Bu belirsiz geçen beş sene sonrasında ne oldu; yine o şirket, şimdi, altın üretmeye başladı ve birkaç ay önce başlayan üretimle 15 000 000 dolar civarında altın ihracatı yaptı.
Peki, devletin bu belirsizliği, kurumlar arasındaki bu uyuşmazlığı, sonuçta bize neye mal oldu?! Bakın, burada bir önemli gerçeğe dikkatinizi çekiyorum. Diğer şirketler Türkiye'yi terk ettiler; Bergama'daki şirketin dışındaki diğer şirketlerin pek çoğu Türkiye'yi terk ettiler ve Bergama'daki şirket, şimdi, diğer altın madenlerinin ruhsatlarının da bir kısmını aldı. Yani, Türkiye'deki altın konusunda bu belirsizlik, bizi, Türkiye'de bir tekele teslim etti.
MÜKERREM LEVENT (Niğde) - Yargıya bakmak lazım.
T. RIZA GÜNERİ (Devamla) - Evet, yargı da dahil bütün kurumlarımız, burada, menfaatlarımızı koruma noktasında, işbirliği içerisinde olmalılar. Başta görev, Yüce Meclise düşüyor. hukuku biz düzenliyoruz, yargı uyguluyor. Hukuku düzenlerken, bütün bunlar konusunda hassas olmak mecburiyetimiz var. En kaliteli krom madenleri bizde; ama ne yapıyoruz; bolca ham olarak ihraç ediyoruz. Ferrokrom tesislerini kurmuşuz, çalıştırırken, sanki işler çok yolunda gidiyor gibi Özelleştirme İdaresine vermişiz, ferrokromun başında bazı sıkıntılar yok gibi, işler tıkırında gidiyor gibi... Özelleştirme İdaresi, bir bakanlığa bağlı, orada onlarca, yüzlerce krom; bakanın, hükümetin ilgilenme imkânı, fırsatı yok ve sonuçta ne olmuş; bir yıldır bu tesis kapalı, stokta mallar birikmiş, yüzlerce milyon dolar zarar. Kim bunun sorumlusu?!
Ha, asıl bunun sorumlusunu biraz daha geriden de almak lazım. Teknoloji üretmemişiz, sanayii desteklememişiz, ferrokrom nerede kullanılacak; yüksek kaliteli birkısım çelik üretimlerinde kullanılacak, paslanmaz çelik üretiminde kullanılacak. Hani bizim paslanmaz çelik tesisimiz?! Kromu olan bir ülke, paslanmaz çelik tesisini kurmazsa, en sonunda başına gelecek olan nedir?!.
Şimdi, diyor ki yabancı firmalar, arkadaş senin ferrokromunu almıyorum. Ne zamana kadar; sen o tesisi kapatıncaya kadar. Niye; işte, çünkü, ben kendim o tesisi kuracağım, katmadeğerini kendim kazanacağım, sen o tesisi bir gün kapatacaksın, çünkü, siz zayıf ülkesiniz zaten, sonuçta ben senden kromu ham olarak alacağım, o katmadeğeri ben kazanacağım. Paslanmaz çelik tesisini kurmamışsanız, uç ürünler tesislerini kurmamışsanız zamanında, buna teslim olmak mecburiyetindesiniz. Onun için, kimseyi suçlamıyorum, Meclis olarak hepimiz, bütün bu milletin vekilleri olarak, işte, bunları burada konuşmak mecburiyetindeyiz; bunları komisyonlarda ciddî ciddî konuşmak mecburiyetindeyiz. Bu komisyonlarda ortaya çıkan raporlar da ciddî olarak değerlendirilmek mecburiyetinde. İşte, biraz önce, Sayın İlyas Yılmazyıldız Beyin ifade ettiği, daha önceki 1957 yılındaki komisyon çalışmaları, maalesef, değerlendirilmemiş, onu da hep birlikte üzülerek görüyoruz.
Değerli milletvekillerimiz, biz, yabancı sermayeye karşı değiliz, partim de yabancı sermayeye karşı değil. Ancak, yabancı sermaye ülkemize gelirken, mutlaka birkısım ön hazırlıkların yapılması gerekliliği ortada. Aksi takdirde, işte, biraz önce birkısım örneklerle ifade ettim, Türkiye'nin birkısım kaynaklarını, stratejik önemde kaynaklarını ileride, üzerinde etkimizin ve yetkimizin olmayacağı bir şekilde, bizim menfaatlarımızdan daha çok, birkısım yabancı şirketlerin menfaatlarına kullanılır hale ister istemez getiririz.
Boru ham ve öğütülmüş olarak bile satmayı yanlış buluyoruz. Boru mutlaka uç ürünlere yöneltmemiz lazım. Kaldı k,i sadece bir öğütme tesisi kursak, biraz önce ifade ettim, bugün 200 dolara tonunu sattığımız boru, sadece ton başına 15 dolar ilave masraf yaparak 400 dolara satar hale geliyoruz. Biz bunu Bakanlığımız döneminde yaptık; 6 000 tonluk bir tesis kurduk ve bu tesis sadece 3 000 000 dolara kuruldu; üç vardiya çalıştı, bir yılda ilave getirisi 18 000 000 dolar oldu. Tabiî, o tesisi biz kurunca, daha önce bizden ham olarak alan bazı firmalar, İspanya'daki bazı firmalar tesislerini kapatmak mecburiyetinde kaldılar.
Şimdi biz, dünyadaki birkısım tekel firmaların, bilhassa globalleşmeyle beraber hedeflerinin ne olduğunu da burada iyi görmeliyiz, iyi tartışmalıyız. Tahkim çıktı. Tahkim çıktıktan sonra uluslararası hukukun uygulanması noktasında belki birkısım güçlere ihtiyaç var; ama, henüz o güçler yok; yani, diplomatik ilişkilerin dışında, o kararların uygulatılması konusunda henüz birkısım cebrî tedbirler alacak güçler yok; ama, şimdi, globalleşme, haberimiz olsun ki, o noktaya gidiyor. Yani, tahkimler kararları sonrasında o kararların uygulatılması için bazı kurumsal yapıların kurulmasına doğru gidiliyor; bundan haberimiz olsun.
Bor yakıtıyla çalışan arabalar şu anda New York sokaklarında, Amerika'nın bazı sokaklarında, caddelerinde şu anda Daimler Chrysler Firmasının ürettiği minivan, ismini "Natrium" olarak koydular ve çalışıyor. Bu araçla ilgili çalışmayı Daimler Chrysler Firmasıyla birlikte Millennium Cell isimli firma yaptı. Sodyumborhidrit dediğimiz maddeyi suyla karıştırdılar ve bu araçların içerisine koydular, koydukları bir cihazla, aletle bundan enerji ürettiler, sonuçta da o araçlara, Siemens'in doğru akımlı birer elektrik motorunu koydular ve şu anda bu araçlar çalışıyor ve süratle, bu, Millennium Cell Firması, başta Peugeot olmak üzere, Citroen, Ford ve başka otomobil firmalarıyla da ortaklık anlaşmalarını şu anda yapmış durumdalar ve bunun yanında, bakın, yine, bu dergi hepimize ulaşıyor, okunmasını, ben, acizane tavsiye ediyorum -Denetim Dergisi- bu dergide başmüfettişlerimizin, iddia
30
diyebiliriz, tespit diyebiliriz, ortaya attıkları bir kısım tezler var. Diyorlar ki; "şu anda elektrik üretimi de yapılıyor." Hem de nasıl: "200 gram bordan 100 megavat gücünde günlük elektrik elde ediliyor." Bu korkunç bir rakam. Yani, 100 000 nüfuslu bir şehre bir gün yetebilecek şekilde elektrik enerjisinin sadece 200 gram bordan bor füzyonla elde edildiğine dair iddia var. Bunu araştırmak mecburiyetindeyiz, bunu görmek mecburiyetindeyiz ve boru buna göre değerlendirmek mecburiyetindeyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Güneri, 1 dakika içinde toparlayın efendim.
T. RIZA GÜNERİ (Devamla) - Elimizde, Orta Doğu petrollerinden kat kat fazla kıymette olabilecek bir maden olduğunun farkında olmak mecburiyetindeyiz. Yabancı sermaye gelsin; ama, biz, bu madenlerimizin, bu değerlerimizin kıymetini bilerek onlarla masaya oturalım, hukukumuzu buna göre düzenleyerek masaya oturalım; ama, en başta, üniversitelerimizi göreve davet ediyorum, araştırma kurumlarımızı göreve davet ediyorum, yine MTA'yı göreve davet ediyorum, Eti Holding kendi içerisinde bu çalışmaları süratle geliştirmeli göreve davet ediyorum, hepimizi göreve davet ediyorum, bu kaynaklarımızın kıymetini araştıralım ve bu kaynaklarımızdan elde edilebilecek uç ürünleri araştıracak, geliştirecek teknolojiyi kendimiz kuralım ve mecbur kalmayalım hiçbir dayatmaya.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Güneri.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Niğde Milletvekili Sayın Mükerrem Levent; buyurun Sayın Levent. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
MHP GRUBU ADINA MÜKERREM LEVENT (Niğde) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; daha önce, bu kürsüde madencilik sektörünü dile getiren Kütahya Milletvekili Ahmet Derin'e buradan şükranlarımı sunuyorum, acil şifalar diliyorum ve Sayın Başbakanıma da buradan sesleniyorum: İnşallah, madencilik, dört bakanla değil, tek bakanla yürütülür; bu, gereğidir.
Türkiye'de madencilik sektörü, tüm canlılar gibi, insanın da yaşam alanı, henüz dünya yuvarlağıyla sınırlıdır. Bu nedenle, her canlı, yaşamını sürdürebilmesi için, kendisinden önce var edilmiş olan temel ihtiyaç maddelerini arayıp bulur. Doğada diğerlerine oranla daha üstün yeteneklerle donatılmış akıllı insan, madenleri keşfederek ve onları, yaşamı kolaylaştırıcı, geliştirici yönde kullanarak günümüzdeki düzeyine erişmiştir.
Halen dünyada 70 milyar ton oluşum, her yıl, bu amaçla yerkabuğundan sökülüp alınmakta ve yer değiştirmektedir. Geri kalmış ülkeler, günümüz dünya ortalamasına eriştiğinde bu miktar her yıl 100 milyar tonu aşacaktır.
Türkiye madenciliği, insanın, madenleri keşfi ve kullanımı, bugünkü Türkiye topraklarında başlamıştır. Madenlerin yoğun bir şekilde yer aldığı sanayie geçişte geç kalışımız, ülkemizdeki çağdaş madencilik uygulamalarını geciktirmiştir. Günümüz Türkiye'si, bu varlıkları geliştirmek, işletmek ve ekonomisine katmak zorundadır.
Türkiye de maden çeşitliliği açısından dünyada ilk beş ülke arasındadır; henüz aramaların yetersiz olmasına rağmen, dünya ölçeğindeki önemli rezervleri ortaya çıkarabilmiştir. Kullanım alanının genişliği yanı sıra, ülkemizin rekabet gücü dikkate alındığında, ödemeler dengesine olumlu katkılar sağlayacaktır. Kullanım alanının çeşitliliği istihdamı artırıcı bir etkendir ve gelir dağılımını olumlu yönde etkiler. Bu anlamda, bu sanayiinin, kamu ya da özel sektör tarafından ya da karma bir modelle kurulmasının hiçbir önemi yoktur. Önemli olan, yatırımın yapılması, istihdamın artırılması ve ülkeye döviz girişinin maksimum seviyede sağlanmasıdır. Artık, ülkemizde, rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçiş zamanı gelmiştir ve geçmektedir. Konu, son derece basittir; Türkiye'de üretim ve yatırım yapılması, ihracatın artırılması, cevher yerine ürün satılarak, daha fazla katmadeğerin ülke içinde bırakılmasıdır. Bu açıdan bor madeni bulunmaz bir fırsattır; zira, bor madeninin ileri ve geri sektörel bağlantı katsayıları oldukça geniş ve yüksektir.
Konu, ilginç bir şekilde yargı kararlarına da konu olmuştur. Bir ülke vatandaşı, yabancı ülke vatandaşıyla eşit hale gelebilmek için dava açmış, Danıştay 1. Dairesi 1.5.2000 gün ve 2000/50 esas sayılı kararında deniliyor ki: "Bor mineralleri ve rafine ürünlerinin, yabancı ülkelerde, endüstriyel hammadde, yarı mamul ve mamul madde olarak çok geniş bir alanda kullanıldığı gözönüne alındığında, borun, yurtdışına satışının yanında yurtiçindeki gerçek kişi ve kuruluşlara da satışının yapılmasında bir engel bulunmadığı, ticarî açıdan bir değerlendirme yapıldığında, ham bor ve rafine ürünlerinin yurtiçinde satışının yapılması gerektiğini; aksi bir düşüncenin -yani, bunların, yurtiçinde sadece kendi imalatında kullananlar dışındaki Türk vatandaşlarına satılmaması halinde- yabancılar karşısında Türk vatandaşı aleyhine eşitsizlik yaratacağı gibi, rekabet kurallarını da ihlal edeceği gerçektir. Bor tuzlarının Türk vatandaşlarına satılması halinde, Türk vatandaşlarının, yurtiçinde istediği tesisi kurabileceği ve borun uç ürünlerini elde ederek, bunları yurtiçinde veya yurtdışında satabileceği, borun yurtiçindeki Türk vatandaşlarına satışı yapılmadığı için ham boru alan yabancının yurtdışında bu tesisleri kurarak elde ettiği bor uç ürünlerini istediği fiyattan dünyaya ve Türkiye'ye satacağından ve dünya bor piyasasını dilediği gibi yönlendireceğinden bahisle, ham bor ve rafine borun, yurtiçinde,
31
isteyen Türk vatandaşı kişi ve firmalara satılabileceği, bu kişi ve firmaların satın aldığı boru ülke içinde kuracağı tesislerle işleyip, elde edebileceği ürünleri yurtiçinde ve yurtdışında satabilmesinde hukukî bir engel bulunmadığı kararını oybirliğiyle vermiştir."
Dünya yargı literatürüne geçecek bir karar olduğu tartışmasız olan bu kararı, gelecek nesillerin tebessümle karşılayacağını şimdiden görmek kehanet olmasa gerek.
Sayın milletvekilleri, ülkemizin temel ihtiyacı yatırımcı sermayedir. Zira, işsizlik, gelir dağılımı adaletsizliği ve bunun gibi makroekonomik sorunların, yatırımla, üretimle ve reel sektörle aşılacağı şüphesizdir. Kamu sektörünün, mevcut koşullarda yatırım yapacak fonu yaratması ise çok güçtür. Bu açıdan, yatırımcı, üretici, Türk girişimcilerin desteklenmesi son derece önem taşımaktadır. Ülke madenleri üzerinde oynanan oyunlar, yatırımcı kuruluşları cezalandırmaktadır; ancak, sebep bellidir ve ülke kaynaklarının değerlendirilmemesi ya da yabancılar tarafından ucuza kapatılmasıdır. Bu oyun, Osmanlı döneminde de, özellikle son yıllarda yoğun bir şekilde oynanmıştır.
Sayın milletvekilleri, mevcut uygulamaların yarattığı sonuçları şu başlıklarda belirlemek mümkündür:
Bor ve bor tuzları konusunda millî bir politikamız mevcut değildir. Konu, tamamen bürokratlara bırakılmıştır.
Zengin ve geniş bor madeni yataklarına sahip olan Türkiye'nin, bor cevheri ve konsantrelerini, Eti Holding, dünya pazarlarına satabilmektedir.
Bor cevheri konusundaki önemli rakip, Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı bor cevherleri ise direkt cevher veya konsantre olarak ekonomik değere sahip değildir.
Bor madenlerinin devlet tarafından işletilmesini öngören yasanın temel amacı, yüksek tenörlü cevherin işlenerek satılması, ülkede katma değer yaratılmasıdır; ancak, sistem tersine çalışarak, bor ve bor tuzları, ham olarak ihraç edilmektedir.
Ülke içine bor madeni satılmamaktadır. Bütün bu konularda özelleştirme tavsiye eden IMF, kuruluşların bor konusunu gündeme getirmemesi dikkat çekicidir. Zira, bor madeni, devlet eliyle işlenmeden, çok ucuza yabancı ülkelere ihraç edilmektedir.
Eti Holding tarafından borun işletilmesi ve uç ürün elde edilmesi amacıyla hiçbir tesis kurulmamaktadır.
Bor alt grubunda değerlendirilen ulaksit ihracatının miktar olarak yüzde 90'ı, kolemanit ihracatının yüzde 16'sı ABD'ye yapılmaktadır.
Rezervin yüzde 66'sına sahip Türkiye'nin, dünya bor ticaretindeki piyasa payı yüzde 15'tir. İşletilen rezervin yüzde 12'sine sahip ABD'nin dünya ticaretindeki payı da yüzde 37'dir. Bor yatağı olmayan, ancak boru işleyerek satan ülkelerin dünya ticaretindeki payı yüzde 25'tir.
Türkiye, dünya toplam borik asit talebinin ton olarak yüzde 32'sini, değer olarak yüzde 10'unu, ABD ise ton olarak yüzde 80'ini karşılamaktadır. Tinkal yataklarının yüzde 78'i Solvay Grubuna, ulaksit madeninin yüzde 90'ı Owens Corning şirketine satılmaktadır. Kolemanit yataklarında ise 4 şirket en büyük alıcıdır.
Eti Holding, Türk sanayicisine satmadığı fiyat ve miktardaki madeni, Türk sanayicisinin rakiplerine satmakta, işlemeye ilişkin yatırım yapmamaktadır.
Türk sanayicisinin talebi, mülkiyetin değiştirilmesi değil, kolemanit ve uleksit işletme işinin özel sektör tarafından yapılmasıdır. Bu durumda, ülkenin cevher yerine ürün ihraç imkânı vardır. Böylece istihdam, katmadeğer, gelir dağılımı gibi tüm olumlu ekonomik etkiler ülke içerisinde kalacaktır.
Türk sanayicisine satış yapılması, Türk sanayicisinin cevher işlemesi işlenmiş cevherlerden uç ürün elde etmesinin yasalara aykırı olmadığına dair Danıştay kararı mevcuttur. Buna rağmen yerli girişimcilere satış yapılmamaktadır.
Borun uç ürün olarak en geniş kullanımına sahip olan fiberglas piyasası, birkaç yabancı tekelin elindedir. Bu tekellerin dünyanın pek çok ülkesinde fabrikaları bulunduğu halde, Türkiye'de hiçbir yerde doğrudan yatırımlarının bulunmaması son derece dikkat çekicidir.
Özel sektörün bor sanayiine girişinin engellenmesinin faturasını Türkiye iki şekilde ödemektedir. Birincisi, özel sektörün bu alanda yatırım yapmaması nedeniyle cevherden yaratılan katmadeğer ülke dışında kalmaktadır. İkincisi, yabancı ülkelerde işlenerek ürün haline getirilen kalemlerin Türkiye'ye ithaliyle yerli kaynaklar yurtdışına transfer edilmektedir. Bu, fakirleşme ve Türkiye'nin bindiği dalı kesmesi demektir.
Eti Holding, kendisinin yapmadığı yatırımı Türk girişimcisine de yaptırmamaktadır. Eti Holdingin yaptığı yatırımlar, satış yaptığı yabancı ülkeler lehine gelişmektedir. Bunun en çarpıcı örneği, Kırka Boraks Tesisidir. Eti Holding, tinkali 158 dolar/ton olarak satarken, 1 ton boraksın fiyatı 316 dolar olması gerekirken, Eti Holding 1 ton boraksı 320 dolara, yani hammadde fiyatına satmaktadır. Bu durumda yapılan yatırım maliyeti ve işletme giderleri boraks maliyetine dahil edilmemekte ve bu tür fiyatlamayla, yabancı ülke lehine kesesinden yatırım yapılmış olmaktadır.
Sonuç olarak, bor madeni, yurt dışındaki birkaç firmanın hammadde kaynağı olup, ekonomik olarak değerlendirilmemekte, yurtiçi kaynaklar çok ucuza yabancı firmalara transfer edilmektedir. Türk
32
girişimcilerinin bor madeni işletmesine ve uç ürün elde edilmesine izin verilmemektedir. Bu durum, ülke içindeki yerli kaynaklara katmadeğer yaratılmasını da engellemektedir. Bor madenine ilişkin millî politika, Türkiye'de sanayicilere de yabancı firmalara satılan bor madeninin satılması, ülke zenginliklerinin yine ülke girişimcileri tarafından değerlendirilmesini esas almalıdır.
Özelleştirme karşıtı düşünceler, yabancı firmalarla çakışmakta ve mevcut durumun sürmesi, ülke kaynaklarının yok pahasına yabancılara aktarılmasına hizmet etmektedir.
Ülkemizin temel sorunu, istihdam ve dışticaret açığıdır. İstihdamın artırılmasının yatırımla olacağı; döviz sıkıntısının, yerli girişimciler ve yabancı doğrudan yatırımlarla yapılacak işlenmiş ürün ihracatıyla giderileceği açıktır. Bor madenleri, bu açıdan iyi bir fırsattır. Hiçbir ülkede, bu sektörde, yerli girişimciler bu derece cezalandırılmamıştır. Talep edilen, teşvik değil, yabancı ülke girişimcileriyle eşit muameleye tabi tutulmaktır.
Türkiye, 1 milyar tonu taşkömürü, 8 milyar tonu da linyit olmak üzere, toplam 9 milyar ton kömür rezervine sahiptir. Toplam üretimin 60 000 000 tonu termik santrallerde elektrik üretiminde kullanılmaktadır. OECD ülkelerinin üretmiş oldukları toplam elektrik üretiminde kömür yüzde 38, doğalgaz yüzde 11, nükleer enerji yüzde 23, petrol ise yüzde 7,5'tur. OECD ülkelerinin bazılarında önemli doğalgaz rezervleri olmasına rağmen doğalgazın elektrik üretiminde ortalama payı yüzde 11 iken, hiç doğalgaza sahip olmayan ülkemizde doğalgaz payının yüzde 35 olması düşündürücüdür. 2005 yılında yüzde 50'nin üzerine çıkacak planlama yapıldığı dikkate alınırsa, Türkiye'nin yakın gelecekte elektrik enerjisi konusunda çok büyük problemlerle karşılaşması kaçınılmaz olacaktır.
Trona, doğal soda minerallerinden biridir. Türkiye'de tronanın bulunması, 1979 yılında olmuştur. 200 000 000 ton civarındaki rezervin yarısı işletilebilir rezerv olarak görülmektedir.Trona maden işletmeciliği, 1983 yılında, 2840 sayılı Yasayla devlet tekeline alınmış ve uzun yıllar harekete geçirilmemiştir. Nihayet, 1994 yılında, trona üzerindeki tekel kaldırılarak, Yüksek Planlama Kurulunun 1998 tarihli, trona madenlerini işletmek üzere, Eti Soda AŞ adı altında özel bir şirket oluşturulmuştur. Yirmiiki yıldan bu yana bekletilen trona, nihayet ekonomiye katılmak üzeredir. Proje maliyet girdilerinde önemli ölçüde yer tutan nakliye ve liman sorunlarında, altyapıyla ilgili kurum ve kuruluşların desteği, kesinlikle sağlanmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin ilk altın üretim projesi Bergama Ovacık'tır. Tüm tesis tamamlanmış olup, deneme üretimine de geçilmiştir; ancak, işletmede siyanürle ilgili hukuksal sorunlar yaşanmaktadır. Günümüzdeki dünya madencilik, bilim ve teknolojisine göre, olması gereken, bu sorunlar aşılabilirse, Türkiye'nin önemli bir altın üreticisi olma yolunda olduğu söylenebilir. Dünyada altın madeni olup da onu üretmeyen tek bir ülke yoktur.
Şimdiye kadar yapılmış çalışmalarda, ülkemizin yüksek tenörlü 26 000 000 ton, düşük tenörlü 200 000 000 ton krom rezervi belirlenmiştir. Ancak, ülkemizde krom yataklarının geniş alanlar kaplaması, madencilik çalışmalarının gelişmesiyle, rezervlerin artacağı bir gerçektir. Krom, mermer ve bordan sonra en fazla satış hasılatını ve ihracatını oluşturan hammadde kaynağımızdır. Yıllık üretimimiz ise 1 500 000 ton seviyelerindedir. Ülkemiz, dünya krom cevheri talebinin yüzde 10'u, ferrokrom talebinin yüzde 3'ünü karşılamaktadır. Ülkemizde ferrokrom üretimi sadece Eti Holding tarafından yapılmakta olup, toplam üretim kapasitesi yılda 160 000 tondur. Ülkemizin son yirmi yıllık ortalama üretim değeri 1 000 000 ton olmakla birlikte, bu üretim, pazar koşulları uygun olduğu yıllarda 2 500 000 tona kadar çıkmıştır. Büyüme stratejisi, krom ve krom türevlerinde ürün çeşitliliğini artırmak, Türkiye ve ferrokrom tüketimini sağlayacak paslanmaz çelik üretimine geçmektir. On yıl sonraki üretim hedefi 300 000 000 dolardır.
Sanayileşmede önemli bir rolü olan demir-çelik sektörü, ülke ekonomisi açısından büyük önem taşımaktadır. Bilinen rezervimiz 85 000 000 ton seviyelerinde olup, yıllık üretim miktarı 5 500 000 ton seviyelerindedir. Ayrıca, düşük tonerli rezervlerimiz 850 000 000 ton civarındadır. Bunların da değerlendirilerek, üretimin, 10 yıl içerisinde, 15 000 000 ton/yıl düzeyine çıkarılması gerekmektedir, 10 yıl sonraki üretim hedefi 150 000 000 dolardır.
Demir-çelik sektörü önemli bir sektördür; nedeni; dünyanın en çok müdahale edilen sektörlerinden biridir. Ülkemiz için yapılan bir öngörü çalışmasında, 2023 yılında, demir-çelik sektörünün, seçilmiş 10 sektör içinde önemini sürdüreceği belirtilmektedir. Demir cevheri madenciliği demir-çelik sektörüyle bir bütün olarak değerlendirilmek zorundadır. Sektör bir bütün olarak düşünüldüğünde, demir cevherinde dışa bağımlılık, entegre tesisler yerli sermayenin elinde de olsa, ülkenin sektörde dışa bağımlılığını gündeme getirecektir.
Sayın milletvekilleri, yukarıda yaptığımız tespit ve açıklamalar şu soruların yanıtlarını düşünmemiz için bize yararlı olacaktır:
Ham bor satımı mı yoksa işlenmiş yarı mamul ya da mamul satmak mı ülke lehinedir?
Yabancı ülkelere 140 dolar/ton fiyatla satılan borun, yerli girişimcilere 240 dolar/ton fiyatla satışı ülke lehine midir?
Yerli girişimcilerin fabrika kurup, üretim yapıp, istihdamı artırmaları ve değer yaratmaları mı, yoksa cevherlerin yabancı ülkelerde işlenip, ürün olarak ülkemize ithali mi ülke lehinedir?
33
Bu ve benzeri soruların yanıtlarını verdiğimizde, hangi kişi ve çevrelerin maden politikalarında ülke yararını gözettiğini, hangi kişi ve çevrelerin ise yabancı ülkelere hizmet etmek istediğini anlamak güç olmayacaktır.
Bor üzerinde kopartılan fırtınaların temel nedeni, bor üzerinde tekel olan yabancı yatırımcıların, borun ülke içinde değerlendirilmesini, yerli girişimcilerin rekabet gücünü kazanarak dünya pazarlarına yerleşmesini önleme girişimleridir. Nitekim, bor cevherinin yüzde 60'ına sahip olan ülkemizin, uluslararası pazar payının yüzde 20 olması bu açıdan önemlidir. Bunun nedeni ise, dünya bor talebinin yüzde 35'ini karşılayan ülkemizin ihraç ettiği ürünlerin yüzde 84'ünü ham, yüzde 16'sını rafine bor olarak ihraç etmesidir.
Yabancı girişimcilere ihraç edilen kendi özkaynaklarımızı en az aynı koşullarda talep etmek her Türk girişimcisinin en doğal hakkıdır. Yerli girişimcilere kendi ülkesinin doğal kaynaklarını açmamak ve tüm satışı, ham olarak, hem de ülkemize doğrudan yatırımı bulunmayan yabancıya yapmak peşkeşin kendisi olduğu halde, maalesef konuyu detaylı bilmeyen kamuoyunu yanıltmakta ve bu düşüncelere alet olmaktadır.
Bu derece haklı taleplerin, "bor elden gidiyor" şeklinde bir hamasetle karşılanması iddiaları sahiplerinin, borun elden gitmesine yardımcı olmaları son derece düşündürücüdür.
Sayın milletvekilleri, dünyanın tüm gelişmiş ülkeleri gibi, Türkiye de, madenlerini işleterek, ekonomisine katmak ve milletin hizmetine sunmak zorundadır. Türkiye Anayasası, madenlerin aranıp işletilmesi için etkin bir hukuk rejimi öngörmüştür. Yasal mevzuatın bu ana temayla uygun olarak düzenlenmesi zorunludur. Ayrıca, buna dönük uygulamaların süratli ve eksiksiz olarak sürdürülmesi için, yine etkin bir üst kurum oluşturulmalıdır.
Madencilik sektörünün oluşturulması için desteğinizi bekliyor, Madencilik Yasasının bir an önce buraya getirilmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Levent.
Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Önerge sahibi sıfatıyla Sayın Aydın Gökmen...
Sayın Gökmen, galiba, Sayın Levent'in yerine de konuşacaklar?..
AYDIN GÖKMEN (Balıkesir) - Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Gökmen.
AYDIN GÖKMEN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğum, Türkiye'deki ve Balıkesir'deki madenlerin araştırılmasıyla ilgili araştırma önergesi hakkında, önerge sahibi olarak söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.
Sayın Bakanımız ve grupları adına konuşan arkadaşlarımız gayet güzel konuşmuşlardır, hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Gerek yakın gerek antik gerekse de tarih öncesi dönemlere baktığımızda, insanoğlunun tarih sahnesine çıkmasıyla birlikte, madencilik tarihi de başlamıştır. Madencilik ve metalurji, insan yaşamını sürdürebilmenin vazgeçilmez bir elemanı olmuştur. Madenler, tarihin her döneminde insanlar için çok önemli olmuş, bu durum günümüze kadar artarak süregelmiş ve her alana derinlemesine işlemiştir.
Madencilik kavramının önemi ülkemizde henüz yerleşmemiştir. Oysa, maden kaynaklarının çok önemli ve eşsiz bir özelliği vardır. Bu özellik, madenlerin yinelenebilir olmayıp, tükenebilir nitelikte olmalarından kaynaklanmaktadır; azalabilir, hatta, tamamen tükenebilir türden doğal kaynaklardır. Bütün tarım ürünlerini, her hasat mevsiminde yeniden üretip, pazara sürebiliriz; keza, orman ürünlerini de. Ancak, bir maden ocağının rezervleri tükendiğinde, orada o rezervi bir daha oluşturamayız. Bu nedenle, madencilikle ilgili politikaların, gelecek nesillerin hakları da kollanarak tayin edilmesi gerekir. Madenlerimiz için uygulanacak bütün ekonomi politikalarının, bu özelliği gözardı etmeden tayin edilmesi gerekir.
Millî maden varlıklarımız, yarınlarımız için hayatî bir öneme sahiptir. Bu varlıklarımızı gereği gibi işletemez, ileri teknoloji üretemezsek, gelişmiş ülkelerin çıkarlarına göre hareket etmek zorunda kalırız; çünkü, dünyada üretilen hammaddelerin fiyatları, genelde, üretici ülkeler değil tüketen ve bu alanda gerekli teknolojik bilgi birikimine sahip sanayileşmiş ülkeler tarafından belirlenmektedir.
Tarih, bize, milletlerin zenginlik ve refah düzeylerini, yeraltı servetleri ve buna dayalı üretimin belirlediğini göstermektedir. Bazı ülkeler de diğerlerine göre, maden kaynakları açısından, doğalarından kaynaklanan avantajlara sahiptir. Çok şükür ki, memleketimize de Allah, bu nimeti fazlasıyla vermiştir.
Arap ülkelerinin çoğu petrol, Şili bakır, Brezilya demir, Türkiye de bor ülkesidir. Diğer yeraltı kaynaklarımızı bırakıp, yalnızca boru değerlendirip, işleyip satabilsek, o bile, bizim insanımızın refahını 3-4 kat artıracaktır.
Dünyanın Türkiye'ye bakışı, hâlâ, hammadde kaynağı bir ülke konumundadır. Bizim bu bakış açısını değiştirmemiz gerekmektedir. Madenlerimiz, içinde bulunduğumuz krizden çıkış için bir can simididir.
34
Bu anlamda, gerekli önlemleri almazsak, millî maden varlıklarımız yabancı tekellerin eline geçecek ve Türkiye'nin bu alandaki gücü elinden alınmış olacaktır.
Bu durumda, ülkelerin kendi kaynaklarından ülkeleri çıkarına azamî fayda sağlamaları için tek yolları, bu varlıkları, mümkün olduğu kadar katmadeğerlerini daha da yükseltecek nihaî ürün haline getirerek pazarlamalarıdır. Yeraltı zenginliklerine sahip ülkelerin, kendi millî çıkarları yönünde bu kaynakları kullanabilmeleri, yüksek teknolojiye sahip olmalarına bağlıdır. Eğer bir ülke, kendi kaynaklarının yurtiçinde işlenmesine yönelik politikalar geliştirip uygulayamıyorsa, bu ülke sanayileşmiş ülkelere ucuz hammadde sağlamak, diğer bir deyimle ülke kaynaklarını gerçek değerlerinin çok altında yurtdışına aktarmaya mecburdur.
Değerli milletvekilleri, madenler yenilenemeyen kıt kaynaklardır. Ekonomik rezervler belli bölgelerde yoğunlaşmıştır. Aranmaları, üretimi için yatırımları ve işletilmeleri yoğun malî kaynak ve zaman gerektirir. Yatırım bedelinin çoğu makine, elektrik ve inşaat kalemlerini oluşturduğundan, madencilik bir bakıma sanayileşmenin lokomotifi konumundadır. Madencilik, emek yoğun bir istihdam gerektirdiğinden, göçleri önleyici ve gelir dağılımını düzenleyici bir etkisi vardır.
Kendi bölgem olan Balıkesir, Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biridir. Balıkesir, Yüce Allah'ın cömertçe verdiği yeraltı zenginliklerine ve çok rezervlere sahiptir. Bor, kömür ve demir başta olmak üzere, krom, mermer, kurşun, çimento, antimon ve kaolin gibi rezerv bakımından çok zengin yeraltı kaynakları vardır. Burada, özellikle, Balıkesir'in sahip olduğu en önemli madeni bordan bahsetmek istiyorum.
21 inci Yüzyılın petrolü olarak nitelenen bor, Türkiye'nin tek stratejik önemi olan maden varlığıdır. Yerine ikamesi olmayan bor madenleri, uzay teknolojisinden bilişim sektörüne, nükleer teknolojiden savaş sanayiine kadar toplam 4 000 ürünün bünyesinde, çok geniş bir alanda kullanılan bir madendir.
Türkiye, tek başına, dünya bor rezervinin yüzde 70'ine sahiptir. Bugün, Amerika Birleşik Devletleri, en kritik alanlarda, Türk borunu kullanmaktadır. Endüstriyel üretimde, bor ve rafine bor ürünleri, gelişmiş ülke sanayilerinin vazgeçilmez temel birer girdisidir.
Bor tüketim pazarlarını, gelişmiş ülkeler oluşturmaktadır. Dünya ham bor ihtiyacının yüzde 95'ini Eti Holding karşılamaktadır. Buna rağmen, Türkiye, yıllık bor ihracatından yaklaşık 300 000 000 dolar elde etmektedir. Dünya bor ticaret hacminin 1 250 000 000 dolar olduğu göz önüne alınırsa, Türkiye'nin, bor pazarı pastasından yeteri kadar pay alamadığını görüyoruz.
Bu kadar önemli bir madene sahip ülkemiz, dünyanın tek doğal tekeli konumundadır. Tomahawk füzeleri, karadan karaya atılan füzelerde, radarlara karşı görünmezliği mümkün kılan cam malzemelerde, uzay araçlarında, süper hızlı bilgisayarların yapımında kullanılan bor, uçakların hem hız, hem uçuş mesafelerini artırmak için de yakıt olarak kullanılmaktadır.
Bugün, Amerika Birleşik Devletleri, ülkedeki tüm üniversiteleri, borlu yakıtlar ve bor motorları üzerinde araştırmalara yöneltmektedir. Bu hususta, 50'yi aşkın araştırma grubunun çalışma yaptığı tespit edilmiştir. Bor üzerinde yürütülen araştırmalar sırf Amerika Birleşik Devletleriyle sınırlı değildir; örneğin, Avrupa Uzay Ajansı da, aynı zamanda, bor ve borlu yakıtlar üzerinde çalışma yapan başka bir kurumdur. Bu ajansın geliştirdiği üç tip borlu yakıtın, Avrupa Patent Ofisine tescil ettirilerek patenti alınmıştır. Bor yakıtlarının, çevreyi kirletecek emisyon açığa çıkarmaması da, bu konudaki yoğunlaşmayı artırmıştır.
Bor madeni, ülkemizin ve çocuklarımızın geleceği, ekonomik refahımızı artırmanın anahtarıdır. Üzerinde oturduğumuz bu zenginliğin stratejik öneminin farkına varmamız, bugünümüzü ve yarınımızı daha iyi değerlendirmemizi sağlayacaktır.
20 nci Yüzyıl boyunca dünyada yaşanan her türlü siyasî, iktisadî ve askerî gelişmenin baş aktörü durumunda olan petrol, gelecekte, yerini bor madenine bırakacaktır. Bir an için, Türkiye'nin, bor ve bor ürünleri ihracatını birkaç aylığına durdurduğunu varsaydığımızda, özellikle Avrupa endüstrisinin ciddî bir kriz içerisine düşeceğini görebiliriz.
Değerli milletvekilleri, Türkiye, bir zamanlar, sanayiin temel yapıtaşı, çeliğin temel girdilerinden birisi olan krom ülkesiydi. Ne yazık ki, krom cevherlerimiz, yıllardır, hızla, yurt dışına, hammadde olarak yok pahasına aktarılmıştır; bugün ise, yakın vadedeki ülke ihtiyaçlarını ancak karşılayacak düzeye inmiştir. Bor madeninde de bu sonuçla karşılaşmamak için, şimdiden bütün tedbirleri almamız gerekmektedir.
Diğer taraftan, ülkemizin, altın madeni açısından da oldukça önemli bir potansiyeli vardır. Altın rezervleri açısından Türkiye, Avrupa'nın 10 ülkesi içinde yer almaktadır. Sayın Bakanımızın da dediği gibi, çoğu Balıkesir'de, Havran, Altınoluk ve Küçükdere Köyü civarındadır. Türkiye'de altın potansiyelimizin 6 500 ton ve üstüne çıkabileceği hesaplanmıştır. Gümüş varlığımız ve içinde bulunduğumuz yüzyılın en çok kullanılan madenlerinden olan trona varlığımız da, gerektiği gibi işletilmemekten dolayı, ülke ekonomisine, gereken katmadeğeri sağlayamamaktadır. Yine, mermer varlığımız da aynı durumdadır.
Ülkemiz, şiddetle ihtiyaç duyduğu halde, bir madencilik stratejisinden yoksundur. Oysaki, madencilik, vazgeçilmeyecek bir ölçüde stratejik bir sektördür. Türkiye'de, daha fazla zaman
35
kaybetmeden, kalıcı madencilik politikalarının belirlenmesi ve bu politikaların yasal altyapısının oluşturularak, bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir. Madenciliği geliştirmek ve bu gelişmeyi sürdürülebilir bir kalkınma konsepti içinde yapabilmek için madencilik faaliyetlerinin tamamını kapsayacak Türkiye madencilik veri bankası ivedilikle oluşturulmalıdır.
Rezerv geliştirme ve ciddî bir arama-tarama çalışması yapmak için gerekli yatırımlar yapılmalı, bu konuda ar-ge çalışmalarına gereken destek yapılmalı ve ileri teknoloji yakalanmalıdır.
Hammadde ve talep düzeyi belirlenmeli, istikrarlı bir üretim programı oluşması için, madenciliğin ihtiyaç duyduğu envanter ve standartlar hızla oluşturulmalıdır.
Ülkemizdeki birçok alan koruma altına alınmış, fakat, madenlerin korunması gibi bir kavram ülkemizde hayat bulmamıştır. Tükenebilir olan bu kaynakların korunması için madenleri koruma kanunu çıkarılmalıdır. Ancak bu şekilde doğal kaynaklarımızın üstüne şehirler kurulması ve tesisler oluşturulması önlenecektir.
Türkiye, kendi koşullarına uygun madencilik teknolojilerini geliştirmeye ağırlık vermelidir. Ar-ge birimleri, üniversite, TÜBİTAK ve maden mühendisleri, maden makine üreticileriyle işbirliği içinde çalışmalıdırlar.
Madencilikle ilgili KİT'lerin etkin ve verimli çalışması için yapısal düzenlemeler getirilmelidir.
Madensel ürünler, yalnızca ödemeler dengesini olumlu yönde etkileyecek meta olarak görülmemeli, aynı zamanda, üzerine inşa edilecek sanayilerin girdisi ve bu sanayilerde üretilecek teknolojilerin sürükleyici gücü olarak da kabul edilmelidir.
Değerli milletvekilleri, günümüzde, maden ihtiyacımızdan çok, ithalata kaynak aranmaktadır. Bu ithalatın büyük kısmı da iki kaleme ayrılmaktadır: Kömür ve demir... Bu iki maden üzerinde özellikle durulmalı ve Zonguldak taşkömürü havzası daha işler hale getirilmeli ve yüksek tenörlü demir yataklarının aranması konularında çalışmalar hemen başlatılmalıdır. Bilinçsiz ithalat sonucunda, başta özel sektör kömürcülerimiz batma noktasına gelmiştir. Türkiye linyit ve taşkömürü rezervi 9,5 milyar ton olmasına rağmen, her yıl yaklaşık 500 milyon dolar ödeyerek kömür ithal eden ülke konumuna gelmiştir.
Maden ve Tetkik Arama tarafından, hızlı teknolojik gelişmeler nedeniyle önplana çıkan yeni hammadde kaynaklarının aranmasına önem verilmelidir.
Bütçesinin yüzde 71'ini personel masrafına ayıran Maden ve Tetkik Aramanın finansman sorunlarının giderilmesi için yatırım bütçelerinin güçlendirilmesi gerekir.
Türkiye'de maden aramacılığına özel sektör tarafından yeterli yatırım yapılmamaktadır; bunun nedeni, arama faaliyetlerinin riskli olması, yoğun sermayeye ihtiyaç duyulması ve uzun vadede sonuç vermesidir. Bu nedenle, maden arama faaliyetlerine dönük altyapının hazırlanması ve özel sektörün arama faaliyetlerinin devlet tarafından desteklenmesi ve ar-ge çalışmaları özendirilmelidir.
Madencilik sektörünün geliştirilmesi, güçlendirilmesi, sorunların çözümü, madencilik faaliyetlerinin desteklenmesi ve iyileştirilmesi kapsamında millî maden politikalarını belirleyerek maden kaynaklarımızın millî ekonomiye yüksek düzeyde katkı sağlayacak biçimde değerlendirilmesi için ivedilikle harekete geçmemiz gerekmektedir.
Madencilik sektörüne örnek olacak pilot tesis ve araştırma enstitüleri kurulmalıdır. Özellikle, bor konusunda, Balıkesir Üniversitesi bünyesi içinde bor araştırma enstitüsü kurulmasına başlanmıştır; bir an önce sonuca ulaşmasını temenni ediyorum.
Madencilik sektöründe görülen idarî ve ekonomik sorunların tartışılması, çözüm önerileri geliştirmek ve maden politikaları, strateji ve hedefler, plan ve programlar ile yasal mevzuatın oluşturulması çalışmalarında kamu kurumları, özel sektör kuruluşları, üniversiteler ve araştırma kuruluşları arasında tam bir koordinasyon sağlayacak yeni bir yapılanmaya gidilmeli ve uzun vadeli madencilik politikaları belirlenmelidir. Öncelikle, madencilik sektörünün finans sorunu çözümlenmeli, dünyadaki maden fiyatı dalgalanmaları karşısında Türk madencilik sektörü büyük bir boşluk içinde bırakılmıştır. Bu nedenle, bağımsız bir madencilik ihtisas bankasına ihtiyaç vardır. Bu sayede, gerek kamu gerekse özel sektör madencilik yatırımlarına başlamadan önce finansal bir sıkıntıyla karşılaşılmayacaktır.
Değerli milletvekilleri, madencilik sektörüne ilişkin yasa ve yönetmeliklerin yetersiz kalması, birbirleriyle çelişkiler içermesi bürokrasiyi artırmakta, farklı kanunlara tabi olan bakanlık ve kurumların birbirleriyle koordinasyon eksikliği, yatırım tutarını ve iş programını önemli ölçüde olumsuz olarak etkilemektedir. Böylesine dağınık bir yapıdaki madencilik sektöründe yeni stratejilerin geliştirilmesi de oldukça zor olmaktadır.
1985 yılında yürürlüğe giren 3213 sayılı Kanun, Parlamentomuzca ele alınarak, günün koşullarına uygun olarak yeniden düzenlenmelidir. Yaklaşık yüz yıl önce çıkarılan Taş Ocakları Nizamnamesi de günümüz şartlarına göre düzenlenmelidir.
Ayrıca, Orman Kanunu ve yönetmeliği, Çevre Kanunu ve Çevre Etki ve Değerleme Yönetmeliğinin madenciliği olumsuz etkileyen bazı maddeleri yeniden gözden geçirilmelidir.
36
Madenciliği desteklemek için, teşviklerin uzun vadeli ve enflasyon etkilerinden kurtarılması gerekmektedir.
Madenciliğe yönelik demiryolları istasyonları ve limanlarda, yükleme, boşaltma tesisleri yapılmalı; mevcut olanların kapasiteleri artırılmalıdır. Sektör, en uygun limanlardan yararlandırılmalı ve yenilerinin yapılması teşvik edilmelidir.
Bütün maden kuruluşları tek bir bakanlık bünyesine bağlanmalı ve madencilik politikalarının daha hızlı, etkin ve bir koordinasyon içinde yürütülmesi sağlanmalıdır.
Halen ar-ge, teknopark, çevre yatırımları ve KOBİ'lere Hazine Müsteşarlığınca yapılan kredi tahsisinin, madencilik yatırımlarını da bu kapsama dahil edecek düzenlemeler yapılmalıdır.
Ayrıca, bu konuda eğitimin de önemi inkar edilemez. Üniversitelerin maden mühendisliği eğitim programları yeniden düzenlenmeli ve halkımıza da bu bilincin yerleştirilmesine yönelik eğitim programları geliştirilmelidir.
Üniversite-sektör işbirliği yapılarak, maden mühendisliğinin gerektirdiği pratik bilgi belirlenmeli ve uygulama alanları yaratılmalıdır.
Değerli milletvekilleri, madencilik sektöründe uygulanan günübirlik politikalardan vazgeçilerek, ülkemizin kendi kaynaklarından, sonuna kadar, en akılcı biçimde yararlanmayı hedefleyecek orta ve uzun vadeli planlara geçilmelidir.
Madenlerimizin, ülkemizin çıkarları doğrultusunda üretilmesine gereken önem ve özeni göstermeliyiz.
Madenler, sanayileşmenin ana girdisini oluşturur. Endüstriyel hammadde kaynakları olmaksızın sanayileşmek, bugünkü dünya düzeninde imkânsızdır. Dünya sanayiinin her gün artan oranda ihtiyaç duyduğu madenler, Yüce Allahımızın bize lütfettiği varlıklarımızdır. Bu varlıklarımızı, insanlarımızın refah düzeyini artıracak şekilde kullanmamız ve yönetmemiz gerekmektedir. Doğal zenginliklerimizin ve yeraltı madenlerimizin korunması ve ülkemizin kalkınması açısından en iyi şekilde değerlendirilmesi için üzerimize düşen görevi sonuna kadar büyük bir kararlılıkla yapacağız.
Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son veriyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Gökmen.
Sayın Göksu, Sayın Özgün'e mi bırakıyorsunuz efendim?
MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - Evet.
BAŞKAN - Balıkesir Milletvekili Sayın Özgün, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle selamlıyorum.
Bugün, burada, gerçekten, önemli bir konuyu tartışıyoruz. Bugün, burada, Türkiye'nin aslında geleceğini tartışıyoruz, Türkiye'nin geleceğinde çok önemli rol üstlenecek olan madenlerimizi ve özellikle bor madenimizi tartışıyoruz.
Ülkemizin önemli ve stratejik yeraltı kaynaklarından olan bor madenleriyle ilgili yoğun tartışmalar, aslında, 2000 yılının aralık ayında hükümetin IMF'ye vermiş olduğu niyet mektubuyla başladı ve bor konusu Türkiye'nin gündemine o günlerde yerleşti. Hükümet, niyet mektubuna dayanarak, Eti Holdingi özelleştirme kapsamına almaya çalıştı ve o günlerde Özelleştirme Yüksek Kurulundan bu doğrultuda kararlar da alındı. Tabiî, bu gelişmeler karşısında, Türkiye'de bu konuya duyarlı olan birçok sivil toplum kuruluşu ve birçok çevre, bor madenlerinin özellikle özelleştirilmesine karşı çıktı, gelen tepkiler karşısında geri adım atılmak durumunda kalındı. Neyse ki, Eti Holdingin bağlı olduğu Sayın Bakan da Eti Holdingin özelleştirilmesini istemedi, bu konuda tavır koydu -kendisini buradan tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum- ve bu gelen tepkiler karşısında Eti Holdingin özelleştirilmesi gündemden çıktı; ancak, bu konunun, mutlaka, yine, bir gün gündeme geleceği konusunda endişeler devam etti o günden bugüne ve şimdi, 3213 sayılı Maden Kanununda bir değişiklik yapılması düşünülüyor.
Sayın Bakan buradaki konuşmasında 3213 sayılı Maden Kanununun nasıl değiştirileceği konusunda izahatta bulundular. Ben temenni ediyorum ki, 3213 sayılı Maden Kanunu değiştirilirken 2840 sayılı Kanun burada gündeme gelmesin; yani, bor madenleri, 2840 sayılı Kanunun dışına çıkarılmaya çalışılmasın; çünkü, Türkiye bor konusunda çok önemli bir rezerve sahip, dünyadaki bor rezervlerinin yüzde 70'ine sahip. Bu, dışarıdaki birtakım firmaların, bu işle iştigal eden birtakım firmaların iştahını kabartmaktadır. O bakımdan, bu konuda mutlaka dikkatli olunması gerekir diye düşünüyorum.
Dünya bor rezervinin yüzde 70'ine sahip iken, ancak, 1,2 milyar dolar olan bor pazarındaki payımız, ne yazık ki, aynı orantıda değildir. Bor pazarından US Borax Şirketi, Amerikan şirketi yüzde
37
70 pay alırken, Eti Holding, Ne yazık ki yüzde 20, yüzde 23 civarında pay almaktadır. Dikkat edilirse, Amerikan Şirketinin pazar payı neredeyse bizim 3 katımız mertebesindedir. Bu, Eti Holdingin 350 000 ton/yıl rafine bor ürünü satışına karşın, Amerikan Şirketinin 1,3 milyon tonu rafine ürün satışı olmasından kaynaklanmaktadır. Bugün, ham boru bizden alıp işleyerek bize satanların pazar payı bizden fazladır.
Görüldüğü gibi, rakamlar, bize, Türkiye'nin dünya ölçeğinde bor rezervi açısından avantajlı olmasına rağmen, bor pazarında yeterli etkinliğe sahip olmadığını göstermektedir. Bu da, bizi, şu sonuca götürüyor: Türkiye, sahip olduğu maden zenginliğinin, ne yazık ki, farkında değildir ve sahip olduğu madenleri işlemek ve değerlendirmek noktasında yapması gerekeni bugüne kadar yapamamıştır. Eti Holding, genelde, hep, ham bor üretimi ve pazarlamasında kalmıştır. Uç ürünler bir tarafa, henüz, tam olarak ara ürünlere bile geçememiştir. İhracatının yüzde 60'ını ham bor olarak yapmaktadır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye, buradan çıkmalıdır. Bizim yapacağımız iş, hükümetin yapacağı iş Eti Bor'un, bor madenlerinin özelleştirilmesi falan değildir, yapılacak olan iş buraya yatırım yapmaktır, ara ürünlere yatırım yapmaktır, uç ürünlere, ileri uç ürünlere yatırım yapmaktır. Bu yapılıyor mu denildiği zaman, ne yazık ki, olumlu cevap vermek mümkün değildir. Balıkesir İlimizin Bandırma İlçesindeki Bandırma Sülfürikasit Fabrikası, yıllardır yeniden yapılmayı, yeniden tesis edilmeyi beklemektedir; ama, ne yazık ki, uzun yıllardan beri, çok zayıf bir şekilde bu yatırım devam etmektedir. İşte, bunları yapmak lazım, yeni fabrikaları, yeni tesisleri kurmak lazım. Artık, rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçilmek durumundadır.
Burada konuşan değerli arkadaşlarımız, bu konularda uzun uzun konuştular. Özellikle, borun ara maddelerine ve uç ürünlerine yapılması gereken yatırımların öneminin altını çizdiler burada. Mutlaka, Balıkesir İlimizin organize sanayi bölgesine, Bandırma ve Bigadiç İlçelerimize yatırımlar yapılması, uç ürünler ve ara ürünler konusunda tesisler kazandırılması lazım gelir.
Yine, araştırma kurumlarının geliştirilmesi gerekir. Balıkesir Üniversitesi bünyesinde bir araştırma enstitüsünün mutlaka kurulması lazım gelir; çünkü, önümüzde, bor konusunda, araştırılması gerekenler, katetmemiz gereken çok mesafe bulunuyor.
Değerli milletvekilleri, öğütme tesisleri kurulmalıdır. Çok az parayla, 10-15 000 000 dolarla ifade edebileceğimiz yatırımlarla yapacağımız kurulacak öğütme tesisleri vasıtasıyla, aşağı yukarı, bugün 190-200 dolar mertebesindeki bor, 400-450 dolara kadar satılabilecek ve böylece, en az, 250 dolar/ton civarında bir avantajın, imkânın ele geçirileceği görülmektedir.
Nitekim, 54 üncü hükümet döneminde, Bigadiç'teki bor yataklarının olduğu yere 3 500 000 milyon dolar bedelle bir öğütme tesisi kurulmuş ve bugün, o tesis çalışmaktadır. Aynı şekilde, yine, 54 üncü hükümet döneminde, Bandırma'daki hidrojen peroksit fabrikası, özel şirketlerle ortak yatırım yapılmak suretiyle kurulmuştur.
O bakımdan, Türkiye'nin yapması gereken, bora dayalı sanayinin geliştirilmesi ve bu konuda gereken hassasiyetin gösterilmesidir. Bizim, mutlaka, ne yapıp edip, bora dayalı sanayimizi geliştirmemiz, ara ürünlere ve uç ürünlere yatırım yapmamız gerekir. Aksi takdirde, yerin altından çıkardığımız ham boru ihraç etmekle bir yere varamayız. Bunu yaptığımız takdirde, dışarıya katmadeğer çıkarmış oluyoruz. Halbuki, biz, bu yatırımları yapmak suretiyle, yüksek katmadeğeri ülke içerisinde bir tarafa bırakırken, öbür taraftan da, yapacağımız bu uç ürün ihracatından, aynı zamanda, büyük miktarlarda döviz kazancı da elde etmiş olacağız.
Değerli arkadaşlar, bugün, bor çok değişik alanlarda kullanılıyor. 250 çeşit sanayi alanında kullanılıyor. Elektrik üretimine, hatta, akaryakıta kadar kullanıldığı, dünyanın değişik yerlerinde ifade ediliyor. O bakımdan, bu kadar stratejik öneme sahip olan bora sahip çıkmamız lazım. Arap ülkeleri için petrol neyse, Rusya için doğalgaz neyse, Türkiye için bor da odur. Bu anlayış içerisinde bu konuya yaklaşmamız lazımgelir diye düşünüyorum.
Sonuç itibarıyla, şunu söylemek mümkün: Öncelikle, mevcut tesislerin verimliliğinin artırıl-ması gerekir. Bu yönde teknoloji yatırımı yapılmalı ve ürün çeşitlendirilmesine mutlaka gidilmelidir. Dış pazar ağı mutlaka genişletilmelidir. Bugünkü pazar anlayışı ve pazar mekanizmasıyla bir yere varı-lamıyor. Bu pazar konusuna mutlaka önem verilmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) - Sayın Başkanım, bir cümleyle bitiriyorum.
BAŞKAN - 1 dakika içerisinde toparlayınız efendim.
Buyurun.
İSMAİL ÖZGÜN (Devamla) - Diğer taraftan, ham bor yerine, mutlaka katmadeğeri yüksek ra-fine bor ürünlerinin çeşit ve miktarını artırıcı yatırımları yapmamız lazımgelir. İnşallah, kurulacak olan araştırma komisyonu, hem bor konusunda hem de diğer madenlerimiz konusunda önemli ipuçlarını Meclise getirecek, alınması gereken tedbirleri Meclisin gündemine getirecek ve en kısa zamanda da, inşallah, madencilik konusunda, bugüne kadar yapılmayanların, bundan sonra yapılmasına kurulacak olan bu komisyon vesile olur diye temenni ediyorum; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. (Alkış-lar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Özgün.
38
Başka söz isteyen?..
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Başkan, Sayın Mehmet Yalçınkaya Beyefendi konuşacaklar efendim.
BAŞKAN - Önerge sahibi sıfatıyla, buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
MEHMET YAYÇINKAYA (Şanlıufra) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Üç saatten beri -Genel Kurul saat 15.00'te başladı, saat 18.00'e gelmek üzere- bor madenini konuşuyoruz. Bor'un pazarı geçmeden konuşuyoruz. Pazar geçtikten sonra başımıza çok şey gelebilir. Bu sebeple, ilk ve son söz sahibi olarak ben kürsüdeyim; Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün de 104 üncü ve 105 inci maddeleri gereği bu önergenin sahibi olarak huzurlarınızdayım.
Şimdi, borla ilgili son söz sahibi olarak ben şunu diyorum: Her büyük milletin, her büyük ülkenin bir millî davası olmalıdır. Nasıl bir millî savunma politikası varsa, nasıl bir millî eğitim politikası varsa, bir millî maden politikası, bir millî bor politikası olmalıdır.
Şunu söylüyorum: Türkiye'de iki şey beni çok heyecanlandırır; biri GAP projesi, biri de bor madenleri. Benim ilimde bu maden yok. Bu bor madeninin bulunduğu iller Balıkesir, Bursa, Kütahya, Eskişehir; ama, ben, KİT Komisyonunda bu bor madeniyle ilgili tartışmalar başladığı zaman hayatımı ortaya koydum. Komisyonda şunu ifade ettim, dedim ki: "Bor madenleri özelleştirilirse ölüm orucuna başlarım." Ve arkasından yine kamuoyunun bilgisine ve dikkatine sunarak "Meclisin çatısı altında yine ölüm orucuna başlarım" dedim ve yine bu sözlerimin arkasındayım; yani, bu, Türkiye'nin olmazsa olmaz bir stratejik madenidir. Bu madenin elden çıkması, Türkiye'nin Batı'ya peşkeş çekilmesi, IMF'ye teslim edilmesidir. IMF'nin, Üçüncü Niyet Mektubunda, bor madenlerinin özelleştirilmesiyle ilgili talebi vardır ve bugün, bor madenleriyle ilgili gelen yasa, madenlerle ilgili bir yasa; ama, bizim korkularımız var.
Nasreddin Hoca, bir gün, sakalından farenin geçtiğini görür, hiddetle uykudan kalkar ve söylenmeye başlar. Hanımı kendisine der ki: "Hayırdır Hoca!" Hoca da "rüyamda fare sakalımdan geçti" der. Hanımı "bunda ne var" deyince, o da "korkarım, yol olur" demiş... Bizim de, bu bor madenleriyle ilgili korkularımız var, endişelerimiz var. Sayın Bakanın bugüne kadar tavrından dolayı müteşekkirim. Kendisinin özel hayatını, gazetelerin sayfalarına sekiz sütuna aksettirdiler. Bunun arkasında bor savaşı var değerli arkadaşlar; yoksa, bakanın özel hayatı kimseyi ilgilendirmez.
Dünyada en büyük tröst firma, bugün Boraks Firmasıdır; burada, yerli işbirlikçileri var. Onlar vasıtasıyla, bu değerli madene, bu değerli hazineye göz koymuşlardır; ama, öyle inanıyorum ki, dört değerli kardeşimiz, milletvekilimiz burada önerge verdiler ve Meclisin bugünkü hassasiyeti benim ümitlendirmiştir. Ben, öyle inanıyorum ki, bu bor yağmasına bu Meclis, bu milletvekilleri, bu hükümet, bu muhalefet müsaade etmeyecektir değerli arkadaşlar. (Alkışlar)
Şimdi, tabiî, bu önergeyi verirken çok büyük bir endişem vardı. Endişem şuydu: Bu önergeyi veriyorum; ama, Ahmet Derin kardeşimiz verdi yumurta üreticileriyle ilgili bir önerge ve üç yıl sonra sıra geldi. Dedim ki, korkarım ki, bu dönemde, ben, bunu göremem; yani, bu önerge üzerinde burada konuşamayız, tartışamayız; ama, Allah'a şükür, bugün bu önergeyi, süratle, Meclis Başkanımız ve milletvekillerimiz Meclisin gündemine getirip, burada tartışma imkânı yarattılar.
Ben, bütün ziraat mühendislerine sesleniyorum. Bugün, GAP, dediğim gibi, beni heyecanlandıran proje ve her milletvekilini heyecanlandırması gereken bir proje. Bugüne kadar harcadığımız para 17 milyar dolar ve sadece elektrikten kazandığımız para, bugün 17 milyar dolardır; yani, kendi kendini amorti etmiştir ve barajın gerisinde bugün 30 milyar metreküp su beklemektedir. Suruç ovaları, Viranşehir ovaları, Urfa ovaları, Ceylanpınar ovaları su beklemektedir. Bu suyun bir an önce oraya götürülmesi lazım ve Türkiye'nin, mutlaka, bordan elde edeceğimiz gelirlerle, GAP'tan elde edeceğimiz gelirlerle bağımsızlığının, tam bağımsızlığının sağlanması gerekir.
Ziraat mühendisi arkadaşlarıma sesleniyorum, değerli arkadaşlar, Urfa'nın bir manisinde geçer: Su serptim ateş sönsün/ serptiğim su da yandı. Şimdi, tabiî, orada, suladığımız alanlarda da ciddî sıkıntılar başladı. Tabansuyu problemi ortaya çıktı. Bu tabansuyunun önlenmesi için de bir araştırma önergesi verdim. Ziraat mühendisi ve ziraata ilgi duyan, GAP'a ilgi duyan her arkadaşımızın bu konuda önerge vermesi lazım ve bunu acilen görüşmemiz lazım.
Borla ilgili, tabiî, burada, değerli arkadaşlarımız çok şeyler söylediler. Bor nedir; bor her şeydir değerli arkadaşlar. Bugün, dünyada, 250 alanda kullanılıyor. Uzaya giden Challenger Uzay Mekiğinden tutun, B-52 bombardıman uçaklarına, çeşitli füzelerin yakıtlarına kadar hepsinin kullanım alanı bora dayalıdır. Borla ilgili söylenecek, cam sanayii, seramik sanayii, temizleme ve deterjan sanayii, ilaç, kimya, tarım, enerji depolama, tıpta, uzay teknolojisinde ve daha sayamayacağımız kadar... Yani, şunu söyleyebiliriz, borun kullanılmadığı hiçbir alan yok. Bor, her alanda kullanılmaktadır.
Bunun yanında, Ortadoğu ülkeleri için petrol ne ise, Amerika için bakır ne ise, Afrika'nın altın ve elmasları ne ise, Fransa'nın potasları ne ise, bor bizim için o derece önemlidir. Bugün, IMF dayatmalarına boyun eğemeyiz. Gerekirse, halk oyuna ve halkın reyine başvurmak zorundayız. Bu şekilde, maden yasasıyla ilgili getirilecek düzenlemenin elbette yanındayız. Biz, özelleştirmenin,
39
Doğru Yol Partisi olarak ve şahsım olarak hiçbir zaman karşısında olmadık. Türkiye'de, özelleştirmenin öncüsü olmuş bir partiyiz; ama, bor madeninde, maalesef, bu noktada itirazım var. Bor madenini özelleştiremeyiz. Bor, stratejik bir madendir. Bor, dünyada, yüzde 70'i Türkiye'de çıkarılan bir madendir ve yüzde 13'ü Amerika'da, yüzde 15'i de Rusya, Çin ve Arjantin'de olmak üzere, çeşitli ülkelerde çıkarılmaktadır.
Bugün, dünyanın 400 yıllık bor ihtiyacını karşılayacak ülke Türkiye'dir ve önümüzdeki 60 yıl sonra -öyle inanıyorum ki ve yapılan tespitler de öyle- dünyada bor tükenecektir, tek üreten ülke Türkiye olacaktır. Bu sebeple, bu stratejik maddenin, mutlaka Türkiye'de ve devletin elinde kalması, mülkiyetinin mutlaka devlette kalması gerekmektedir. Bu sebeple, itirazımız, özelleştirmeye değildir; biz, özelleştirmeden yanayız; ancak, bor madeninin mutlaka devlette kalmasının ve özelleştirilmemesinin sağlanmasının tarafındayız.
Bu noktada, mutlaka, uç üretiminin, bora dayalı sanayiin kurulması lazım. Şimdi, biz, bor madeninin tonunu 300 milyon dolara satmaktayız; ancak, Amerika'da, bunu bir teknolojiden geçirdikten sonra, bugünkü satış değeri, 1 gramı 200 000 dolardır değerli arkadaşlar. Bu sebeple, Türkiye, bor madenine dayalı bir sanayi kurmak zorundadır ve Etibor, bu konuda geçmişte deneyimi olan kıymetli bir kuruluşumuzdur.
Bunun yanında, Etibor'un yanında, Maden Tetkik Arama Enstitüsü, geçmişte çok büyük hizmetler yapmış ve Atatürk, ileriyi görerek, bu enstitüyü kurmuştur. Bu sebeple, MTA, atıl durumdan, mutlaka, faal duruma getirilmeli ve bu bor konusunda çok ciddî araştırmalar ve uygulamalar yapmalıdır.
Şimdi, borla ilgili Eti Holdingin elinde 2840 sayılı Kanunla getirilen "madenler devlet eliyle işletilir" hükmü, korkarım ki, bu, yasayla değiştirilmek istenmektedir; bizim endişemiz bu noktadadır. Yoksa, madenlerle ilgili düzenleme ve kanun mutlaka getirilmelidir; çünkü, bugün, madencilikle ilgili yapılan çeşitli Arama faaliyetlerinde ciddî sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu sıkıntıların başında, 22 ilgili kuruluştan izin almak gerekir...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlar mısınız efendim.
MEHMET YALÇINKAYA (Devamla) - Toparlıyorum Başkanım.
Şimdi, son söz olarak, uzay mekiği düştükten sonra en sağlam parçası bizim borumuzdan yapılan parçadır. Bu sebeple, dünyada bu kadar önemli olan bir maddenin, mutlaka, devlet eliyle işletilmesi ve mülkiyetinin bizde kalması gerekir. Biz, özelleştirilmesine kesinlikle karşıyız. Devlet tarafından işletilmesinin yanındayız. Bir maden yasasının çıkarılmasından yanayız ve bu noktada, müspet tavır takınacağımızı buradan ifade ediyorum. Araştırma önergesinin destekçisi olduğumu burada beyan ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Yalçınkaya.
Meclis araştırması önergesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunuyorum: Açılmasını kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 13 üyeden oluşmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Komisyonun çalışma süresinin, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini tarihinde başlamak üzere, üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gündemin "Kanun, Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz..........