Konu:
Bankamatik Memurları
Konuk: Devlet Denetim Elemanları Derneği Genel Başkanı Atılay
Ergüven
Oğuz Haksever: Devlet Bakanı Kemal Derviş'in Türkiye'ye yeni geldiği günlerdi... Günlerden 30 Mart 2001 Cuma'ydı.. Kemal Derviş bir toplantıya katılmıştı. O zamanın TOBB Başkanı Fuat Miras'ı dinlerken kendisine ilginç gelen bir kavram işitmişti... "Bankamatik memur"... İki gün sonra Milliyet Gazetesi'nden Zülfikar Doğan'ın haberi de ilginçti... Başlık şöyleydi: "Derviş bankamatik memuru robot sandı..." Aradan epey zaman geçti. Kemal Derviş, bugün kamu kuruluşlarının daha iyi yönetilmesi konusunda düzenlenen bir toplantıda bankamatik memurlarından sözetti... Ama bu yaygın kavramı kullanmadı tabii... İşine gitmeyip evden maaş alan memurların varlığından şikayetçi oldu... Ve kamuda performansa göre ücret sisteminin işlerlik kazanması gerektiğini vurguladı... İyi akşamlar... Kamuda performansa göre ücret verilmesi arzusunu ve tabii o arada "bankamatik memurlarını" Yakın Plan'a alıyoruz. Ve her zaman olduğu gibi Kemal Derviş'in bankamatik memurlarıyla tanışmasının ve kamuda etkin yönetim hedefinin öyküsünü ekranlarınıza getiriyoruz...
"Krizin hemen sonrasında Kemal Derviş'in Türkiye'ye geldiği günlerdi...
Ankara'da piyasalardaki ateşin söndürülmesi için hummalı bir çalışma
vardı. Bankacılarla, reel sektör temsilcileri ardı arkası kesilmeyen
toplantılar yapıyordu.. Bu toplantılardan biri de Kemal Derviş ve reel
sektör temsilcileri arasındaydı. Bu toplantılardan biri de Kemal Derviş ve
reel sektör temsilcileri arasındaydı.
O zamanki TOBB Başkanı Fuat Miras kürsüde konuşurken Türkiye'de 1 milyon
bankamatik memuru bulunduğunu belirtmişti. Bankamatik memuru tanımı
Derviş'in dikkatini çekmişti. Ve Fuat Miras yerine oturunca Kemal
Derviş'le hararetli bir sohbet yapmıştı. 2 gün sonra Milliyet Gazetesi bu
fısıltılı sohbetin ne anlama geldiğini açıkladı. Habere göre, Fuat Miras
bankamatik memurundan sözedince Derviş de bankamatik memurunu robot
sanmıştı. Tabi bu durumda Fuat Miras'a düşen görev kavramı açıklamak
olmuştu: "Bankamatik memuru bir işe yaramayan, evde oturan ya da başka iş
yapan ve ay başlarında maaş almak üzere işe dahi gitmeyip bankamatikten
maaşını çeken kamu görevlisi demektir."
Bankamatik memuru kavramı tuhaflığın sadece bir boyutuydu. Aynı toplantıda
reel sektör heyeti Derviş'e kamudaki savurganlığı anlatıyordu..
İşadamları,on binlerce lojmanın, sosyal tesisin, kampın, misafirhanenin
boşu boşuna devlete yük olduğundan bahsediyorlardı. Toplantılar
toplantıları izledi. Derviş, uzun uzun dertleri dinledikten sonra Mayıs
ayının 15'inde, Türkiye'nin yeni ekonomik programını açıkladı. Programda
kamudaki savurganlık konusunda da bazı tedbirler düşünülmüştü... Sunuş
kısmında "kamu sektöründeki aşırı istihdam politikası ve verimlilikle
uyumlu olmayan maaş ve ücret artışları uygulamasından" söz ediliyordu..
Aynı programın devlette şeffaflığı artıracak ve kamu finansmanını
güçlendirecek düzenlemeler adlı bölümünün alt başlığında "kamu sektöründe
yönetişimin iyileştirilmesi için daha sistematik bir yaklaşım
sergilenecektir" ifadesi yer alıyordu.
Programın ilanının ardından uygulama aşamasına geçildi. Kısa bir süre
sonra kamuda memur sayısının azaltılması gündeme geldi. Konuyu Kemal
Derviş de dillendirdi:
"Büyük sorun, maaşların çok düşük olması. Ancak yer yer kadrolar da çok
şişkin. Özellikle emekli olup emekliye sevkedilmeyenler açısından kararlı
olmalıyız"
Washington'daki bu açıklamadan kısa süre sonra Derviş, Ankara'da Yüksek
Planlama Kurulu toplantısında, ekonomik kriz nedeniyle özel sektörde çok
sayıda işten çıkarmanın yaşandığını belirtimiş ve bunun devlette de
uygulanması gerektiğini vurgulamıştı: "Özel sektörde çok sayıda işten
çıkarma oldu. Bizim de aynı paralelde davranmamız gerekiyor."
Aradan bir ay daha geçti. Ve Derviş bu sabah Ankara'da, programda da
sözünü ettiği "yönetişim" konusuna yönelik düzenlenen bir konferansa
konuşmacı olarak katıldı. Konuşmasında devlette çok çalışanla çok az
çalışan hatta evinde oturup maaş alan insanların varlığından bahsetti.. Ve
bu sorunun öneminden: "Çok önemli bir sorun. Bugün kamu harcamalarının,
konsolide bütçe harcamalarının, cari harcamaların yüzde 40'ı, personel
maaşına gidiyor. Bütçenin çok önemli bir kısmı ona gidiyor. Bütçede
etkinliği arttıramazsak, bir takım tasarruflar yapamazsak, o zaman yatırım
bütçesi, diğer önemli kalemler, sosyal harcamalar, sosyal adaleti
destekleyen harcamalar, daha da düşük duruma geliyor. Dolayısıyla bu yüzde
40'ı iyi kullanmamız şart. Sanıyorum bu konuda bazı çalışmalar başladı.
Fakat önemli bir konu var, Türkiye'de hala uygulanamayan, o da performansa
bağlı ücret düzeyi."
Oğuz Haksever: Hala uygulanamayan önemli konu.. Kemal Derviş kamuda performansa göre ücret meselesini böyle tanımlıyor... Ve bu konuda bilgi sahibi bir isim Ankara'da sorularımızı bekliyor... Devlet Denetim Elemanları Derneği Genel Başkanı Atılay Ergüven... Sayın Ergüven iyi akşamlar efendim... Önce şu bankamatik memurları kavramını soralım.. Ne dersiniz öyle söylendiği kadar mı bu tür kamu görevlilerinin sayısı.. TOBB eski başkanı "1 milyon" demiş.. Kimilerine göre bankamatik memurlarının sayısı yüzbinlerce... Sizin bir sayı vermeniz ya da tahminde bulunmanız mümkün mü?
Atılay Ergüven: Verilen bu rakamlar gerçeği yansıtmıyor. Bankamatik memuru diye tabir edilen kamu görevlileri belirttiğiniz gibi iş yapmadan, maaş alanları ifade etmekte, kapsamaktadır. Şimdi, çalışmayanların suçu değil bu, çalıştırmayanların suçudur. 650 sayısı devlet memurları kanununda amirleri, memurları, çalıştırma, iş verme zorunluluğu ve sorumluluğu bulunmaktadır. Bu cezai müeddilerle de desteklenmektedir. Şimdi, verilen bu rakamlar gerçeği yansıtmıyor. Son zamanlarda devletin küçülmesine zemin hazırlamak ya da bu tezleri güçlendirmek amacıyla devleti küçültmek adı altında kamu görevlilerine yakıştırılan bir yakıştırmadır bu. Elbette vardır, görev verilmeden çalıştırılanlar. Fakat, programda da belirttiğiniz gibi Sayın Derviş, Türkiye'ye geldikten sonra bankamatik memurlarını öğrendi. Fakat kendisi de uygulamaya başladı bunu. Sayın Derviş'e bağlı kamu bankalarında, şu an itibariyle sözleşmeyi imzalamayan personel bankamatik memuru haline getirilmektedir. Görevlerinden alınarak, depoya sevkedilmekte, burada hiçbir iş yaptırılmamaktadır.
Oğuz Haksever: Hemen belirtelim.. Aslında bizim elimizde bir sayı var... Meclis Başkanı Ömerİizgi, meclisteki kadro şişkinliğinden şikayet ederken 16 Nisan 2001'deki bir açıklamasında kendi kadrosunda böyle 28 görevlinin bulunduğunu bildirmişti... Hatta bir eczacı danışmanı bile olduğundan yakınmıştı... Gelelim asıl soruya... Kemal Derviş'in performansa bağlı ücret sistemi arzusuna... Ne dersiniz bunu başarabilir mi Türkiye?
Atılay Ergüven: Performansa bağlı ücret sistemi şu an için slogandan öteye gidemez, çünkü kamu görevlilerinin iş analizlerinin yapılmış olması lazım. Görev tanımlarının yapılmış olması lazım. Bu konuda Başbakanlık 6.11.2000 tarih, 2000/1658 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla kamu kurum ve kuruluşlarında yapılacak norm kadro çalışmalarında uyulacak esaslar hakkında bir genelge de yayınladı. Bu genelge, 24439 sayılı Resmi Gazetede yayınlandı. Şimdi, burada uyulacak usul ve esaslar belirtildi. Ayrıca norm kadro çalışmalarında kurumlara takvimler belirtildi. Aralık ayı itibariyle bazı kurumlara verilen takvimler sona eriyor. Ancak bu çalışmaların bu süreler içerisinde yapılamayacağı çalışmayı yürüten uzmanlar tarafından ifade edilmektedir. Tabi kolay bir çalışma değildir bu. Kamuda yaklaşık 3 milyona yakın kamu çalışanı bulunmaktadır, işçiler dahil. Performans tesbiti yapabilmek için sağlam kriterlerin ortaya konulması gerekir. Yoksa subjektif kriterlerle, bugüne kadar olduğu gibi bazı kurumlarda teşvik primleri ödenmesinde performans kriterleri uygulanıyor, deniyordu bugüne kadar. Fakat subjektif kriterler bu. Maalesef, bu popülizmden kaynaklanmaktadır. Yani, sayın Derviş'in bu konuları dile getirilmesi de şu an itibariyle slogandan öteye geçemez. Zira kendisine bağlı kurumlar da önceden olduğu gibi aynı şeyleri uyguluyor.
Oğuz Haksever: Sayın Ergüven, tekrar sizinle birlikte olacağız. Kamuda performansa göre ücret belirleme sistemini de işlemeye devam edeceğiz. Ağırlıklı olarak sorunun çözümü üzerinde duracağız. Ama önce uymamız da gereken bir model bulunduğunu hatırlatacağız. İşte arkadaşımız Güldener Sonumut'un yaptığı araştırma. Maaşlarıyla, kadrolarıyla Avrupa Birliği'nin memurları...
"İş ortamı içinde rekabeti sağlamak, bütün çalışanların eğitimle
kendilerini geliştirmelerini teşvik etmek ve çalışma arzusunu kamçılamak.
Avrupa Birliği'nde devlet memurları için yapılmış bütün düzenlemeler bu
esasa göre gerçekleştiriliyor... Birliğin kamu çalışanları için bir
çerçeve yönetmeliği var... Bu yönetmelik 4 başlık altında düzenlenmiş.
Birinci başlık işe alma... Devlet dairelerine eleman alınacaksa bunun
mutlaka kamuya açık bir şekilde duyurulması gerekiyor. Avrupa Birliği'nde
de merkezi sınav şart... Ayrıca devletin işe eleman alırken kadın erkek
eşitliğini mutlaka gözetmesi, din, dil, ırk ayrımı yapmaması gerekiyor...
Avrupa Birliği'ne üye bir devletin, devlet memuru istihdam ederken ayrıca
eğitimi, yabancı dili, uzmanlık alanında yazdığı makaleleri de kıstas
olarak alması şart..
Avrupa Birliği'nin devlet memurlarıyla ilgili olarak uyguladığı çerçeve
yönetmeliğin ikinci başlığı ise mali statü. Bir Avrupa Birliği devleti'nin
mutlaka maaş skalası hazırlaması gerekiyor. Sözleşmeli olanlarla kadrolu
olanlar arasında bir farkın olmaması da zorunluluklar arasında. Tecrübe ve
başarıda süreklilik maaş belirlenirken gözetilen bir başka kıstas.
Avrupa Birliği'nin devlet memurlarıyla ilgili prensiplerinde üçüncü başlık
fırsat eşitliği. Maaş hesaplanırken mutlaka memurun mesleğini.uzmanlığını
geliştirmek için yaptığı çalışmalara,katıldığı eğitim faaliyetlerine
bakılıyor... Statüsü de buna göre belirleniyor. Yani master ya da doktora
yapmamış bir memurun daire başkanı olması pek rastlanmayan bir durum.
Ayrıca kariyerinlerdeki gelişmeler ara sınavlarla da sınanıyor.
Avrupa Birliği devlet memurluğu çerçeve yönetmeliğinde son başlık hukuki
sorumlulukla ilgili. İmza yetkisi aynı temel esaslarla belirleniyor.
Mesela bir lise mezunu genel müdür olamıyor. Olsa bile imza yetkisi
kısıtlanıyor...
Tabi, sonuç olarak İtalya ve Yunanistan hariç, hiçbir Avrupa Birliği
ülkesinde bankamatik memuru bulunmuyor."
Oğuz Haksever: Az önce izlediğiniz dosyadan da kolaylıkla anlaşılacağı üzre Avrupa Birliği'nde devlet memurlarının kendilerini geliştirmeleri çok önemli... Avrupa Birliği'nde maaşlar ayarlanırken, yapılan eğitim çalışmalarının, masterların, doktoraların gözönünde bulundurulduğunu hatırlatıyoruz. Bu programı izleyen kimi simalarda acı acı gülümseyen yüzler bulunduğunu da biliyoruz ve yeniden konuğumuza dönüyoruz. Sayın Ergüven önce bir tartışma... Kamuda personel fazlalılığından şikayet gündeme getirilince, özellikle bu alandaki demokratik kitle örgütleri kamuda personel fazlası değil, aksine iş gücü açığı bulunduğunu vurgularlar... Sizin ve derneğinizin bu konudaki görüşünüzü alabilir miyiz?
Atılay Ergüven: Fazlalıktan ya da açıktan bahsedebilmek için iş tanımlarının yapılmış olması lazım. Şu an için yapılacak iş te belli değil. Buna göre personel sayısının fazla ya da az olması da belli değil. Çünkü iş analizleri yapılmadığı sürece, hangi işin hangi kapasitede ya da kaç kişiye yaptırılabileceği hesaplanmamış durumda. Şimdi, tabi, biraz önce bir konu vardı. Ona giremedim. Sayın Derviş, bütçeden yüzde 40'lara varan kamu personeline ödeme yapıldığını söylediler. Bu doğru değil. 46 katrilyon 600 trilyon 2001 yılı gerçekleşen bütçesi. Elimdeki rakamlar. Personel giderleri toplamı 10 katrilyon, transfer giderleri 30.5 katrilyon. Yani, iç, dış borç faiz ödemeleriyle sosyal güvenlik kuruluşlarına aktarılan katkılar. Şimdi 2001 yılında bu rakam daha da düştü. Emekli olan personel ya da ücret artışlarındaki azlık bu 10 katrilyonluk rakam düştü. Transfer giderleri daha da arttı. Tabi bu doğru değil. Performansa dayalı ücretlendirme sistemi de, tabi bu bir temennidir, hepimizin temennisi, olması gerekir. Sayın Derviş de temenni mahiyetinde bunu söylüyor zannediyorum.
Oğuz Haksever: Ama bir takım kararlı işler de yapılıyor. Ve bunlar gündeme getirildiği zaman bir süre sonra uygulamaları da görmeye başlıyoruz.
Atılay Ergüven: Bu olay yeni değil. Geçmiş iktidarlarda da hükümet programlarının öncelikleri arasında idari reformlar. Fakat siyasi, son zamanların moda deyimiyle popülizmden kaynaklanan bir engellemeyle bu maalesef gerçekleştirilemedi bugüne kadar. Bunun yükünü, suçunu kamu görevlilerine yüklemek son derece yanlış.
Oğuz Haksever: Gelelim arzulanan ama kimi çevrelere göre hayal olarak nitelenen performansa göre ücret sorununun nerede yattığına... Görev tanımları, iş analizleri, norm kadrolar, ücret skalaları falan bütün bunların yapıldığını düşünelim... Türkiye koşullarında çözüm olur mu bunları uygulamaya koymak? Sizce sorunun kaynağı nerede?
Atılay Ergüven: Bizce sorunun asıl kaynağı, tabi Anayasımıza göre kuvvetler ayrılığı prensibi var. Yasama, yürütme, yargı... Bugün içinde bulunduğumuz duruma bakıldığında bu üç erk arasında bir çatışma gözlüyoruz maalesef... Yasamayla yürütme, yürütmeyle yasama, yargı, yargıyla yasama arasında zaman zaman medyaya, kamuoyuna yansıyan çatışmalar var. Bu erkler aynı zamanda kendi içerisinde de çatışma halinde. Tabi, bunun giderilmesi lazım. Türkiye'de yolsuzlukların önlenmesi, ya da bu savurganlığın önlenebilmesi çok zor bir olay değil aslında. Gerekli düzenlemeler de var. 3628 sayılı rüşvet ve yolsuzluklarla mücadele hakkında mal bildirimiyle ilgili yasa var. Uygulanmıyor. Bazı kamu görevlilerinin devlete ve kişilere verdiği zararlar sebebiyle tazminine ilişkin yönetmelik var. Bugüne kadar maalesef uygulanmadı. Buna karşılık, bu siyasi popülizm sebebiyle, maalesef devlet ve kurumlar gittikçe güç kaybetmektedir. Üstüne basarak söylüyorum, denetim organları da maalesef çalıştırılmıyorlar. Savurganlıktan açılmışken, kamuda hızla, çığ gibi vakıflaşma başlamıştır. Özellikle son yıllarda. Kamudaki cari giderler kısılmış olduğu takdirde bile bu vakıflardaki harcamalar maalesef kontrol altında değil. Bunlar da gizli vergi olarak hepimizin cebinden çıkmaktadır.
Oğuz Haksever: Sayın Ergüven, çok teşekkür ediyoruz, programımıza katıldığınız ve bilgiler aktardığınız için. Kamuda ücret belirlenirken performansın gözönünde bulundurulması sistemini yakın plana aldık. Çok zor bir uygulama olarak görülüyor ama imkansız da değil. Siyasi popülizmin Türkiye'den uzaklaşması gerekiyor, bunun için. Yeni bir yakın planda görüşmek üzere. Hoşçakalın