1- Bu Kanunun Amaç Bölümünün 1. maddesinde, “diğer mali kurumlar” ibareleriyle ilgisiz kurumlar da kapsama alınmış olmaktadır. Halbuki bu yasa sadece bankalar, özel finans kurumları ve bunların borçları ve alacakları hakkındadır. Bu kanun ile diğer mali kurumlar çerçevesinde kapsama Sigorta ve Reasürans Şirketleri, Leasing Şirketleri, Factoring Şirketleri, Finansman Şirketleri ve İkrazatçılar da haksız ve anlaşılmaz bir şekilde dahil edilmiş olup nedeni belirsiz ve gerekçesi yetersizdir.
Kanunun amacının; “… bankalar ve diğer mali kurumlar ile kredi ilişkisi içinde bulunup finansal darboğaz yaşayan borçluların,…” faizden vazgeçme, kredileri devir ve temlik etme, iştirake çevirme, kısmen veya tamamen tasfiye etme gibi işlemler yapılmasına imkan vermek olduğu belirtilerek özel kişi ve firmalara Hazine kaynaklarını aktarma vb. yollarla avantaj sağlama yolları da açılmaktadır.
Burada asıl amaçlanan, ekonomik kriz bahane edilerek usulsüz açılan kredilere yasal dayanak sağlanmasıdır.
2- Kanunun 5. maddesinin A/b fıkrasında; “Kurul üyeleri görevlerinden ayrılmalarını izleyen 2 yıl içinde Yönetim ve Denetimleri veya hisseleri Fona intikal eden Bankalar Hariç olmak üzere bu kanun kapsamına giren kuruluşlarda görev alamazlar. Kurul Üyeleri ile kurum personelinin uyacakları mesleki ilkeler kurulca belirlenir.” denilmektedir.
Bu durum, 2531 Sayılı Kamu Görevlerinden Ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanun’a aykırıdır. Çünkü 2531 sayılı yasada herhangi bir kuruluş için istisna bulunmamakta ve süre de 3 yıldır. Şimdi, Fona intikal eden Bankalar istisna tutulmakta ve süre de 2 yıla indirilmektedir. Ayrıca kendi uyacakları mesleki ilkeleri Kurulun kendisinin belirlemesi ise bir çıkar birliği ilkesi oluşturduğundan tam bir çelişki yaratmaktadır.
3- Bu kanunun 5. maddesinin E fıkrasında; “... borçlularla anlaşma yapmaya, dava açıp açmamaya veya açılmış bulunan hukuk davalarının yapılan anlaşma süresince durdurulmasına Mahkemeden istemeye yetkilidir.” denilmektedir.
Bu hüküm Yasama, Yürütme ve Yargı arasındaki hassas dengenin yargı aleyhine bozulmasına yol açmaktadır. Ayrıca Fona sınırsız bir yetki verilmektedir. Geçmişte borçlarını ödemiş iyi niyetli kişi ve kuruluşları mağdur edecek ve onları cezalandıracak şekilde, Anayasanın 10. maddesindeki Eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
4- Bu kanunun 5. maddesinin H fıkrasında; “Fon tarafından 15. maddenin (7) numaralı fıkrasının (a) bendine istinaden atanan yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile yönetim ve denetimi veya hisseleri fona intikal eden bankaların iştiraklerinde bu bankaları temsilen görev yapan yönetim ve denetim kurulu üyeleri aleyhine görevlerinin ifası sebebiyle açılan ve açılacak her türlü tazminat ve alacak davaları Fon aleyhine açılmış sayılır. Bu kişilerin görevlerini kötüye kullandıklarına hükmolunması halinde kendilerini rücu edilir. Bu şekilde atanan yöneticilere bu iştiraklerin kamu borçları nedeniyle şahsi sorumluluk yüklenemez.” denilmektedir.
Bu Kanunun Geçici 1. Maddesinin 2. paragrafında; “T.C. Ziraat Bankası A.Ş., T.Halk Bankası A.Ş. ve T.Emlak Bankası A.Ş. Yönetim, Denetim ve Tasfiye Kurulu Üyelerinin bu kanun ve 4603 Sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde yaptıkları işlemlerden dolayı hukuki sorumlulukları bankacılık sektöründe faaliyette bulunan özel bankaların Yönetim, Denetim ve Tasfiye Kurullarına uygulanan özel hukuk hükümlerine ve mevzuata tabidir.
T.C.Ziraat Bankası A.Ş., T.Halk Bankası A.Ş. ve T.Emlak Bankası A.Ş. Yönetim, Denetim ve Tasfiye Kurulu Üyeleri ceza ve idare hukuku bakımından memur sayılmazlar.”
Hükmü yer almaktadır.
Getirilen bu hüküm ile, henüz sermayelerinin tamamı devlete ait olan anılan kamu bankalarıyla ilgili söz konusu kişiler yanında, Fon tarafından 15. maddenin (7) numaralı fıkrasının (a) bendine istinaden atanan yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile yönetim ve denetimi veya hisseleri fona intikal eden bankaların iştiraklerinde bu bankaları temsilen görev yapan yönetim ve denetim kurulu üyelerinin görevlerini kötüye kullandıklarına hükmolunması, memur suçlarından yargılanamayacakları için imkansızlaşmaktadır. Özellikle BDDK üyeleri ve personeli ile yukarıda belirtilen görevliler için, soruşturmaya izin vermeme sürecinin hiçbir şekilde itiraz ve temyiz ile yargısal incelemeden geçmediği ve TBMM denetimi de olmadığı göz önüne alınarak Cumhuriyet Savcılarının genel hükümlere (CMUK’a) göre de hiçbir soruşturma yapamaması karşısında, durum tam bir padişahlığa dönüşmektedir. Ama biz Cumhuriyet idaresinde yaşadığımızı iddia ediyoruz ki, öyledir. O halde bu uygulamaların ve yasaların Anayasaya ve Cumhuriyete aykırılığı açıktır.
Böylece, görevlerinin ifası sebebiyle verdikleri zarar ile suçlarından dolayı aleyhlerine hiçbir tazminat ve alacak davası açılamayacaktır. Bu hiçbir ülkede ve hiçbir hukukta olmayan Anayasaya aykırı mutlak sorumsuzluk demektir ki, hiçbir şekilde savunulamaz.
5- Bu Kanunun Geçici 4. Maddesinin 1. fıkrasında; “ .... mali durumlarını yansıtan mali tablolarının hazırlanmasını sağlamak üzere her bir bankanın sözleşmeli bağımsız denetim kuruluşunu bankada denetim yapmakla görevlendirir.”
Yine 4. maddenin 2. fıkrasında; “Bağımsız denetim kuruluşu tarafından düzenlenen mali tablolar ile ilgili rapor, kurumca belirlenecek ikinci bir bağımsız denetim kuruluşu tarafından denetim ilke ve esaslarına uygunluk yönünden incelenir.” denilmektedir.
Bu özel denetim firmalarının uymak zorunda oldukları hiçbir yasal kural, ilke ve müeyyide içeren yasa yoktur. Bağımsız denetim firmalarının görevlerini yapmamaları veya yanlış yapmaları halinde uygulanacak yaptırım hakkında, Bankalar Kanunu veya bu kanunda herhangi bir hüküm getirilmemiştir.
Geçmişte Deloitte and Touche firması örneğinde de görüldüğü üzere, batan özel bankaları bu bağımsız denetim firmaları denetlemiş ve Fon tarafından bu kuruluşlara herhangi bir yaptırım uygulanmamıştır. Şimdi bu bağımsız denetim şirketlerine, devlet adına nasıl güvenilmekte ve kamusal yetkiler nasıl verilmektedir.
6- Bu Kanunun 5. maddesinin J fıkrası ile, tüm özel sermayeli bankaların zararlarının Fon ve Hazine üzerine devralınması süreci getirilmektedir. Bu bankaların zararlarının tespitinde ise, sektörü ve bankacılık işlemlerini gerçekten iyi bilen ihtisas kurulu Bankalar Yeminli Murakıpları Kurulu tamamen devre dışı bırakılmaktadır.
Aslında Hazine kaynaklarının tamamen özel sektör bankalarına aktarılmasına yol açacak olan en önemli madde geçici madde gibi düzenlenerek gözlerden kaçırılarak gizlenmektedir. Bu madde yoluyla özel bankaların batık kredileri ve hatta bu maddeden yararlanmak için kasten batırılan kredilerden doğacak zararlarda devlettin sırtına yüklenebilecektir. Bu nedenlerle, madde uygun şekilde düzenleninceye kadar onaylanmamalıdır.
7- Bu kanunun 6. maddesinin A fıkrasında; “4603 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin (3) numaralı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
3. Bankalarda 31.12.2002 tarihinden sonra özel hukuk hükümlerine tabi olmayan personel çalıştırılamaz. Yeniden yapılandırma sürecinde bankaların yönetim kurullarınca gerek özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılmak üzere kendisine sözleşme teklif edilen ancak özel hukuk hükümlerine göre çalışmayı kabul etmeyen, gerekse özel hukuk hükümlerine göre çalışması uygun görülmeyip sözleşme imzalanmayan personel, bankaların yönetim kurullarınca Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.” Hükmü yer almaktadır.
Bu madde ile aşağıdaki hususlar yapılmaya çalışılmakta, Anayasa ve hukuk çiğnenmektedir:
a) 25.11.2000 tarihinde yürürlüğe giren 4603 Sayılı Kanunun;
- 2. Maddesinin 3. fıkrasında, “Bankaların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte mevcut personeli hakkında aylık, özlük ve emeklilikleri yönünden tabi oldukları mevzuatın uygulanmasına devam olunur. Bunlardan uygun görülenler istekleri halinde, emeklilik statüleri devam etmek üzere özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılabilir.”
- 2. Maddesinin 2. fıkrasında; “...... Yeniden yapılandırma ve hisse satış işlemleri bu kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren üç yıl içinde tamamlanır. Bakanlar Kurulu bu süreyi bir defaya mahsus olmak üzere yarısı kadar uzatabilir.”
- 4. Maddesinde; “Bu Kanun, bankalar hakkında sermayelerindeki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.”
Denildiği halde,
Kamu Bankaları ile ilgili 4603 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 25.11.2000 tarihinden itibaren daha bir yıl geçmeden, bu kamu bankalarının tüm personeli özel hukuk statüsüne alınmaktadır. Bilindiği gibi, önlenemeyen ve denetlenemeyen faaliyetleri sonucunda batarak ülkemize ve kamu maliyesine 18 milyar dolar zarar getirmiş bulunan 19 özel bankanın personeli, özel hukuk hükümlerine göre çalışmaktaydı ve iş kaygısı ile hiçbir usulsüz işleme karşı çıkamamışlardı. Bu örnek ortada iken, Emlak ve Ziraat Bankalarının 37.000 civarındaki personeli ile 15.000 civarındaki Halk Bankası personeli, sözleşme imzalamaya ve özel hukuk hükümlerine göre çalışmaya zorlanmaktadır.
b) Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanı A.Vural AKIŞIK; Ziraat ve Halk Bankalarında personelin çoğunun sözleşmeye geçtiğini açıklamış ise de, bunu şu şekilde yapmaya çalışmıştır. Öncelikle sözleşme imzalamayan Daire Başkanı, Şube Müdürü ve Müdür Yardımcılarını Organizasyon Şemasında yer almayan “Depo” diye tabir edilen bir yere atamışlar, bu durum personele sözleşme imzalamaları için baskı kuran bir örnek olmuş, sonra sözleşmeyi cazip kılmak için, Görevde Yükselme Yönetmeliği’ndeki kıdem ve süreler gözetilmeden sözleşme imzalayan Muhasebeci, Amir ve Uzman düzeyindeki personele bir üst unvan ve ücret artışı verilmiş, ayrıca, 2002 yılında memur olanlara %15 ücret artışı verilirken, Bankalarca sözleşmeli personele %35 gibi fahiş bir zam yapılarak sözleşmeye geçilmesi için yönlendirme yapılarak çalışanların hür iradesine baskı yapılmış ve bu zamla Anayasa’nın 10. Maddesindeki Eşitlik İlkesi çiğnenmiş, son olarak da Bankaların personel sayısında önemli bir bölümünü oluşturan Şef, Şef Yrd., Memur ve Yardımcı Hizmetler personelini de sözleşme imzalamamaları halinde banka dışındaki diğer kamu kuruluşlarına gönderileceği belirtilmiştir.
c) Halbuki, yukarıda da belirttiğimiz üzere, kamu bankalarının özelleştirilmesi için önce 3 yıllık daha sonra uzatılması halinde 4,5 yıllık bir süre kabul edildiği halde, Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu 1 yıl geçtikten sonra en az 2 yıllık bir süre varken, çok acele ederek bu süreyi 1 yıla indirmek suretiyle 4603 Sayılı Kanunun ruhu çiğnenmiştir.
Açıklanan nedenlerle, maddenin bu şekilde çıkarılmaması, bankaların satılacağı tarihe kadar personelin mevcut statüleriyle çalıştırılmaları hususunda hüküm konulmalıdır.
8- 4739 Sayılı Kanunun Geçici 6. Maddesinde; “25.11.2000 tarihinde bu bankalarda çalışan personelden özel hukuk hükümlerine geçirilenlerin hizmet sözleşmelerinin 31.12.2003 tarihine kadar, bankaların disiplin yönetmelikleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla 1475 Sayılı İş Kanununun 17 . maddesi dışında kalan sebeplerle bankalar tarafından feshedilmesi halinde söz konusu personel hakkında bu Kanunun geçici 1 inci maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca işlem tesis edilmek üzere Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Bu kapsamda olan personele sözleşmenin feshi nedeniyle ihbar ve kıdem tazminatı ödenmez.” denilmektedir.
Bu maddenin, personelin sözleşmeli statüye geçişinin teşvik edilmesi ve mağduriyetlerinin önlenmesi amacıyla konulduğu belirtilmektedir. Ancak, 1475 Sayılı İş Kanununun 17. maddesinde İşverenin bildirimsiz fesih hakkı düzenlendiğinden, işveren olarak Bankalar, genellikle personelin görevine bu 17. madde gereğince son vereceğinden, çok istisnai olarak kullanılabilecek bir durumu personelin mağduriyetini önleyecek bir hüküm olarak öne sürmek büyük bir aldatmacadır.
Bu maddenin yasalaşması halinde, “Belirsiz Süreli Hizmet Sözleşmesine” göre sözleşme imzalamamış personele yeniden sözleşme gönderilmesi gerekmektedir. Ancak, onaya sunulan bu kanunda, bu hususun göz ardı edilmiş olması nedeniyle, Anayasa’nın 10. maddesine aykırılık söz konusu olmaktadır.
9- Bu kanunun 7. maddesinde; “Özel Kanunlarla kurulmuş kamu tüzel kişiliğini ve idari ve mali özerkliği haiz kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların yıllık hesapları Başbakanlık tarafından belirlenen Başbakanlık müfettişi, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu denetçisi ve Maliye müfettişinden oluşan bir komisyon tarafından denetlenir.
Bu madde kapsamındaki kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların faaliyetleri hakkındaki yıllık rapor, her yılın Mayıs ayı sonuna kadar Bakanlar Kuruluna sunulur. Bu kurul ve kuruluşlar faaliyetlerine ilişkin olarak yılda bir defa Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunu bilgilendirir.
Bu madde kapsamındaki kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumlar 6245 sayılı Harcırah Kanunu, 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu ve 832 sayılı Sayıştay Kanununa tabi değildir.
Bu madde kapsamındaki kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların kanunlarındaki ve diğer kanunlardaki bu maddeye aykırı hükümler uygulanmaz.” denilmektedir.
Yasanın bu maddesi ile, tüm Kurul, Üst Kurul ve bunlara bağlı bütün kurumların faaliyetlerinin hiçbir denetime tabi tutulamayacağı, yıllık hesaplarının bile Sayıştay Kanununa tabi olmayacağı gibi bir ayrıcalık getirilmektedir. Sadece yıllık hesapları neye ve hangi yasaya göre yapılacağı belirsiz bir şekilde denetleyecek olan komisyonun Başbakanlık tarafından belirlenmesi; bir taraftan çokça savunulan bu kurulların bağımsızlığı ile, diğer taraftan kaynağı ve gelirleri kamusal olup Hazine kaynaklarını kullanan kişilerin kamu hukukuna tabi olmaması tam bir çelişki oluşturmaktadır.
Üstelik bu komisyonun kaç kişiden kurulacağı ve yetkilerinin ne olduğu, neye göre denetim yapacakları konusunda hiçbir hüküm bulunmaması nedeniyle denetimin etkisizliği de garanti altına alınmış olmaktadır.Kamu ihaleleri yasası,Sayıştay Yasası ve harcırah yasasına tabi olmadığı hükmü getirilen Kamu Bankalarında,Fon Yönetimi ve Üst Kurullarda Başbakanlık müfettişi, Yüksek Denetleme Kurulu denetçisi ve Maliye müfettişinden oluşan böyle bir denetim kesinlikle etkisiz ve sonuçsuz kalacağı gibi, bu kuruluşlarda Sayıştay’ın devre dışı bırakılması da kesinlikle Anayasa’ya aykırıdır. O zaman teşkilat kanunlarına hüküm konularak Hazine Müsteşarlığı da, benzer ekonomik amaçlı kurumlar da Sayıştay denetiminden bağışık tutulabilir. Zaten bu yönde çalışmalar yapıldığı da öğrenilmiştir. Ayrıca bu denetim usulü ile bu kuruluşlar TBMM denetiminden tamamen kaçırılmış olmaktadır.
10- Kamu bankaları ile ilgili olarak daha önce çıkarılmış olan 4603 ve 4684 Sayılı Yasalar mevcut iken, Fazilet Partisi ve Doğru Yol Partisi tarafından Anayasa Mahkemesine açılan davalar sonucunda; bu yasaların iptal edilmesi olasılığına karşın BDDK ve Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu keyfi işlemlerini yürütebilmek için benzer hükümler içeren 4739 sayılı yasayı devreye koyarak Yüksek Makamlarınıza sunmuştur.
11-Bu Kanunun geçici 4. maddesinin 12.fıkrasında belirtilen hisse senetleri işlemleri ile ilgili konularda Türk Ticaret Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu hükümleri uygulanmaz denilmek suretiyle TMSF tarafından özel bankalara aktarılacak sermaye miktarı gizlenmektedir.Yasanın çıkarılma gerekçesi olan Finans sektöründe açıklık ve şeffaflık düşüncesiyle de çelişmektedir.Yine Bu yasa ile Kamu Bankaları ve Fon Yöneticilerinin diğer yasalardaki leyhlerinde olan hükümler korunduğu halde,aleyhlerinde olabilecek hükümler devre dışı bırakılmıştır.Buna örnek olarak Bankalarda yapılacak olan yolsuzluklar 4389 sayılı Bankalar Yasasının 22.maddesi gereğince Bankacılık sırrı kapsamında hiçbir kimse tarafından deşifre edilememektedir.Eğer amaç şeffaflık olsaydı bu hükmünde değiştirilmesi gerekirdi
SONUÇ :
1- Kamusal alanda “SORUMSUZLUK” ancak Anayasa ile konulabilir. (Anayasa Madde 83/1, Madde 105, Geçici Madde 15)
2- Her kamu görevlisi şartları varsa katıldığı işlem ve eylemlerinden hukuk sınırları içinde sorumludur. Anayasa’ya aykırı olarak ve Anayasa hükmü olmaksızın sorumsuzluk kuralı ihdas edilemez. (Anayasa Madde 138)
3- Yönetim ve Denetim Kurulu Üyelerine sağlanan “sorumsuzluk” hükmü diğer banka memurları ve kamu görevlilerinin tabi oldukları hukuki rejim karşısında bir “İmtiyaz-Ayrım” oluşturmaktadır. Kanunun bu maddesi Anayasa’nın Eşitlik İlkesine aykırıdır.
4- Yönetim ve Denetim Kurulu Üyelerinin bu yasayla Devlet Memuru sayılmamaları nedeniyle görevi kötüye kullanmalarına ve diğer memur suçlarına da hükmolunması mümkün bulunmamaktadır. Dolayısıyla görevlerini kötüye kullanmalarına hükmolunamayacağı nedeniyle kendilerine bir rücu da söz konusu olamayacaktır. (Anayasa Madde 2, Madde 129/5)
5- Onaylarınıza sunulan bu yasa ile, sermayesinin %50’sinden fazlası Devlete ait olan kamu kuruluşları personelinin “kamu personeli” sayılacağına ait Anayasa Mahkemesi Uyuşmazlık Mahkemesinin Esas No: 1995/1, Karar No: 1996/1 ve Esas No:1999/25, Karar No: 1999/24 Sayılı iki adet kararı ve Anayasa’nın 128. Maddesi yok sayılmıştır.
6- Bu kanunda yukarıda maddeler halinde detaylı bir şekilde açıklanan Yönetim ve Denetim Kurulu Üyelerine “sınırsız bir yetki verilmesi” de Anayasa’nın 10. maddesine aykırıdır. Üstelik tüm bu uygulamaları, şaibeleri kamuoyuna malolmuş, basında da geniş bir şekilde yer almış, büyük bir bölümü batırılan Fon bankalarından getirilmiş kişilerin yapacak olması ayrı bir sakınca oluşturmaktadır.
Ülkemizin yurt dışından çeşitli zorluklarla kaynak bulduğu ve derin bir ekonomik krizin yaşandığı bir dönemde, Kamu Bankaları Ortak Yönetim ve Denetim Kurulu ile Fon Yöneticilerine getirilen ayrıcalıklarla adeta bir zümre hukuku niteliği taşıyan , Devletin kaynaklarının bütün riski Hazine üzerinde kalmak üzere, finansal sermaye gruplarına aktarılmasına yol açacak ve sorumlularına da yasal yükümlülük getirmeyecek olan bu yasa ile ilgili olarak taşıdığımız endişeleri, ulusal ve kamusal sorumluluğumuz gereği Yüksek Makamlarınıza arz ederiz.
Saygılarımızla,
DEVLET DENETİM ELEMANLARI DERNEĞİ
YÖNETİM KURULU ADINA
Atılay ERGÜVEN
Genel Başkan