YOLSUZLUK;
SAĞLIKSIZ, EĞİTİMSİZ ve DONANIMSIZ
TOPLUM OLMANIN SONUCUDUR  (*)
   
Yakup BOZKURT
   
İşletmeci - Tarım Reformu Müfettişi
   
e-posta : yakupbozkurt838@hotmail.com
   
(*) Bu makale, İstanbul Barosu Dergisinin, Cilt 82 Sayı: 2008/6 Kasım–Aralık nüshasında yayımlanmıştır.
     

Ülkemizde zaman zaman, günlük gazete ve dergilerin manşetlerinde gündemi değiştirecek ölçüde yer alan yolsuzluklar, ekonomiye ve toplum ahlakına olumsuz etki etmekte, bu da halkımızı bıktırmakta ve karamsarlığa kapılmasına sebebiyet vermektedir...

T.C.Başbakanlık Başmüfettişi R. Bülent TARHAN’ın “Yolsuzlukla Mücadele Alanında Türkiye Deneyimi ve Kurumsal Yapı Arayışları” isimli makalesinde, “yolsuzluğun tarihi, neredeyse devletlerin tarihi kadar eskidir. Tarihin her döneminde ve dünyanın her yerinde yolsuzluklarla karşılaşılmıştır. Sümerolog Veysel Donbaz'ın çözdüğü İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan M.Ö. 4000 yıllarına ait “Sümer Okul Günleri” adlı bir Sümer tableti, rüşvetin ilk belgesi niteliğindedir: 2300 yıl önce Brahman Başbakanının yolsuzluğun 40 yolunu saydığı; eski Çin'de ise, rüşveti önlemek üzere memurlara maaşlarına ek olarak "yang-lien" adıyla bir ek ödemede bulunulduğu bilinmektedir.”  hususlarına yer vermektedir.

Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanma; suiistimal; kurallara aykırı, uygunsuz, yöntemsiz, düzensiz, yersiz, usulsüz ve nizamsız olma durumu; törelere ve toplumun görüşüne aykırı davranma hali olarak tanımlanan yolsuzluk, merkezi Almanya'da bulunan Uluslararası Saydamlık Örgütü'nce, özel çıkar sağlamak amacı ile devlet gücünün kötüye kullanılması, Toplumsal Saydamlık Hareketi Derneği’nce, sahip olunan gücün halkın yararına kullanmak yerine özel çıkar için kullanılması hali olarak ifade edilmektedir. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sosyal ve ekonomi politikası konuları hakkında analiz yapan bağımsız bir sivil toplum örgütü TESEV ise, siyasal iktidarın ve kamu görevlilerinin, kişisel ya da kendilerini bağlı hissettikleri gruplara çıkar sağlamak amacıyla, erklerini görev tanımlamaları dışında kullanmalarına yolsuzluk demektedir

Avrupa Konseyi  üyesi Devletler tarafından Strazburg’da imzalanan 4 Kasım 1999 tarihli “Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi”nin 2. maddesinde,   “yolsuzluk” tabirinden, bir görevin olağan ifasına ya da haksız bir komisyondan veya hak edilmemiş bir yarardan veya böyle bir hak edilmemiş yarar vaadinden fayda sağlayanın, lazım gelen davranışına etki eden haksız bir komisyonun veya diğer hak edilmemiş bir yararın veya böyle bir yararla ilgili vaadin doğrudan ya da dolaylı olarak talep edilmesi, sunulması, verilmesi ya da kabul edilmesi anlaşılır tarifi yapılmaktadır.

Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan “Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele 2000” isimli kitapta Vergi İade Yolsuzlukları, İhale Yolsuzlukları, Tarım Destekleme Yolsuzlukları, Gümrük Yolsuzlukları ve Banka Yolsuzlukları şeklinde yolsuzluk sınıflandırmasında bulunulmuştur.
Seçilmiş ya da atanmış kamu görevlilerinin rüşvet alması, zimmetine para geçirmesi, devlet ihalelerinde komisyon alması, birisine rant sağlanması hali yolsuzluk olarak anıla gelmektedir

TBMM’ce 18.05.2006 tarih 5506 sayılı yasayla onaylanan, yolsuzlukla mücadele alanındaki ilk küresel uluslararası hukuk belgesi niteliğindeki Birleşmiş Milletler (BM) Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi’nin 2.maddesi (a) fıkrasındaKamu görevlisi” kıdemi gözönüne alınmaksızın, seçilmiş veya atanmış, geçici veya sürekli, ücretli veya ücretsiz her Taraf Devletin yasama, yürütme, adli veya idari bir görevini ifade eden bir kişi olarak tarif edilmektedir.

Uluslararası metinlerdeki tanımlamalardan anlaşılacağı üzere, yolsuzluğun bir tarafında kamu ya da devlet idaresinin değişik organlarının olduğu kabulü yer almaktadır. Kamudaki yolsuzluklar, toplumun genelini ilgilendirmektedir. Toplumun tamamının ortak malı bulunan kaynakların, seçilmiş, atanmış kamu görevlileriyle üçüncü kişilerin oluşturduğu organizasyonlar vasıtasıyla belirli kişilerin kullanımına usulsüz tahsis edilmesi toplum vicdanını rahatsız etmektedir
 Genellikle yolsuzluk, kamu mallarına karşı yapılanlar hakkında mevzubahis edilmekte, hür teşebbüste yaşanan yolsuzlukların irdelemesi son zamanlara kadar yapılmamakta idi. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin yanı sıra ABD’nin de üye olduğu ve Türkiye’nin 2004 yılı Ocak ayı başında girdiği  Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (Greco)’nun I.ve II. Aşama Türkiye Değerlendirme Raporu’nun (6-10 Mart 2006-Strasbourg) 32.maddesinde, “Özel kuruluşlar arasındaki yolsuzluğun Türkiye’de suç olmadığını kaygıyla not etmektedir.” ifadesi  yer almaktadır.   Özel sektör işletmelerinin genellikle şahıs şirketleri olarak görülmeleri ile patronların kendi işletmelerinde yolsuzluğa tevessül etmeyecekleri düşünülürdü. Bu sektörde çalışanlar tarafından yapılan yolsuzluklar, genellikle ortaya çıkartılabilmekte, çıkartılamasa bile, kendi iç sistemi içerisinde oluşturduğu sıkı denetim mekanizması sayesinde yolsuzluğun başlamasına imkân vermiyordu.

Ancak, yakın zamanda ülkemizde devlet güvencesi altındaki mevduatı toplayan özel bankaların büyük hissedarları tarafından içlerinin boşaltılması ile günümüzde Referans Gazetesi’nin verdiği yeni bir habere göre Türkiye’de vaka başına 3,5 milyon doları bulan şirket içi yolsuzlukların saptanması için firmaların gizli “yolsuzluk ekipleri” kurması ve ABD’deki halka açık yatırım bankalarının denetimden uzak kalmaları ve karmaşık yapıları içinde şeffaflığını kaybetmiş olmaları ile yönetimlerinin bireyselcilikleri ve hırslarıyla kuruluşlarını adeta “casino market’e” dönüştürmeleri sonucu, üretmeden, başkasının parası ile çalışan bu sektör ve sistemde, kısa yoldan büyük kazanç elde etme düşüyle sebebiyet verilen finansal krizin, reel ekonomiyi de olumsuz etkilemiş, siyaseti güç duruma sokmuştur.

Ekonomik ve finansal krizlerin halkın aleyhine yapılan özel şirket işlemlerinden, başka bir değişle yolsuzluktan kaynaklandığı kanısı toplumda yaygınlaşmıştır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Yolsuzlukla Mücadelede (97) Yirmi Temel İlke Kararının 12. maddesindeki, “denetim prosedürlerinin kamu yönetiminin dışındaki yolsuzlukların tespiti ve önlenmesinde rol oynamasını onaylamak.” ifadesi bu işlemlere dikkat çekmektedir.
Avrupa Konseyi üyesi Devletler tarafından Strazburg’da imzalanan 4 Kasım 1999 tarihli  “Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi’nde yolsuzluk olgusunun, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları, hakkaniyet ve sosyal adalet için ciddi bir tehdit oluşturduğu, ekonomik gelişmeyi engellediği ve piyasa ekonomilerinin düzgün ve dürüst işlemelerini tehlikeye koyduğu hususlarının altı çizilmektedir.
Yolsuzluk, artık yerel ya da devlet orijiniyle sınırlı bir mesele olmayıp, bütün toplum ve küresel ekonomileri etkileyen, önlenmesi ve kontrol altına alınması için uluslararası işbirliğini zorunlu kılan, devlet sınırlarını aşan bir olgu olduğu tartışmasızdır. Devlet, siyaset, iş dünyası, sivil toplum ve halkın günlük yaşamında yolsuzluklardan arınmış bir ülke arzusu günden güne artmaktadır.
Eylül ayı son haftasında Uluslararası Saydamlık Örgütü'nün (Transparency International) açıkladığı ülkelerin 2008 yılı Yolsuzluk Algılama İndeksi (CPI Score ) Raporu dolayısıyla Örgüt Başkanı Huguette Labelle’nin yaptığı sunuşta, yolsuzluğun yoksul ülkelerde "insani felakete" yol açtığı ve yolsuzluğun kökünü kazımanın parlamentolar, kanun uygulayıcılar, bağımsız medya ve güçlü sivil toplum kuruluşları aracılığıyla güçlü denetimler gerektirdiği vurgulanmıştır.    

Merkezi Berlin’deki Uluslararası Saydamlık Örgütü'nün, ülkelerin yıllık yolsuzlukla mücadele düzeyini belirleyen rapor diye anılan 2008 yılı CPI Score raporunda, yolsuzlukla en iyi mücadele eden ülke unvanını, bilgi toplumuna geçmiş, ekonomik kalkınmasını sağlamış ve hukuk sistemini oluşturmuş Danimarka, İsveç ve Yeni Zelanda’nın aldığı, 10 puan üzerinden yapılan değerlendirmede 3 ülke 9,3 puanla birinci olurken, bunları Singapur, Finlandiya ve İsviçre’nin 9 puanla takip ettiği görülmektedir.

İslam Ülkelerinden Birleşik Arap Emirlikleri 35 nci, Bahreyn 43 ncü ve Malezya ile Ürdün’ün birlikte 47. olurken,uzun zamandır gelişmiş bir ekonomi ve temiz toplum olma uğraşı veren Türkiye, 180 ülke arasında 4,6 puanla Litvanyave Polonya'yla birlikte 58. sırayı paylaşmaktadır…
Öte yandan insani gelişmenin üç boyuttaki seviyesini uzun dönemde gözlemlemek için, 1990 yılından sonra kalkınma ölçüsü olarak adam başına düşen ortalama gayri safi milli hasıla (GSMH) yerine, İnsanı Gelişme Endeksi (Human Development İndex) kullanmakta olan Birleşmiş Milletler, 2007/2008 yılı İnsani Gelişme Rapor’unda (HDR) yayınlanan İnsani Gelişme Endeksinde adam başına düşen gelirden başka, doğumdan sonra ortalama ömür, yetişkinlerde okur-yazarlık, okullaşma süresi, çocuk ölümleri ve alım gücü paritesinin dolarla ölçülen kişi başına düşen gayrı safi milli hasılasının 2005 yılı verilerine göre Türkiye’nin İnsani Gelişme Endeksi (HDI) değeri 0,775 olup 177 ülke arasında84.sırayı almaktadır.
(BM) İnsani Gelişme Endeksinde 177 ülke arasında Türkiye, doğumdan itibaren ortalama ömür (yaş olarak) 71,4 ile 85 nci, yetişkin okur-yazarlık oranı (15 ve üstü yaş) %87,4 ile 69 ncü, İlköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim brüt kayıt oranları % 68,7 ile 108 nci ve kişi başına GSYİH (PPP, USdoları) 8.407 ile 66 nci, sırada yer aldığı görülmektedir. İnsani Gelişme Endeksinde 3  grup yer almakta, yüksek insani gelişme grubunda İzlanda ve Norveç 0,968 değerle birinci ve ikinci sırayı paylaşmakta, Brezilya 0,800 değerle 70 nci ve sonucu sırada yer almaktadır. Türkiye orta insani gelişme grubunda olup, (OECD) üye ülkelerin bölgesel ortalaması olan 0,916 değerinin çok altında, fakirlik yanında özellikle ortalama okullaşma süresi bakımından da çok gerilerde sıralanmaktadır.

Uluslararası Saydamlık Örgütü 2008 yılı Raporu ile Birleşmiş Milletlerin 2007/2008 İnsani Gelişme Raporundaki İnsani Gelişme Endeksi verileri birlikte değerlendirildiğindeeğitim ve sağlık düzeyi gelişmemiş, modern bilgi ile donanımlı halde yer almayan, çağdaş hukuk düzenini kuramamış, teknoloji üretme gücü olmayan veekonomik kaynakları kıt, dolayısıyla ekonomik ve bilgi bakımından gelişmekte olan toplumlar yolsuzlukla mücadele sıralamasında sonlarda yer almakta ve bu ülkelerde fakirlik ve eğitimsizlik  yanında yolsuzluk da kaderleriymiş gibi kaçınılmaz halde bulunmaktadır.

Uluslararası düzeyde yolsuzlukla mücadele hususunda Amerikan Kıtası Devletleri Örgütü tarafından 29 Mart 1996 tarihinde kabul edilen, Amerikan Ülkeleri Arasında Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi; Avrupa Birliği Konseyi tarafından 26 Mayıs1997 tarihinde kabul edilen, Avrupa Toplulukları Görevlilerini ve Avrupa Birliği Üyesi Ülkelerin Görevlilerini Kapsayan Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi; Ekonomik İşbirliği ve KalkınmaÖrgütü tarafından 21 Kasım 1997 tarihinde kabul edilen Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetle Mücadele Sözleşmesi; Avrupa Konseyi BakanlarKomitesi tarafından 27 Ocak 1999 tarihinde kabul edilen Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 4 Kasım 1999 tarihinde kabul edilen Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi ve Afrika Birliği Devlet ve Hükümet Başkanlarıtarafından 12 Temmuz 2003 tarihinde kabul edilen Afrika Birliği Yolsuzluğun Önlenmesi ve Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi, 29 Eylül 2003tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler (BM) Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi ve TBMM’ce 18 Mayıs 2006 tarihinde onaylanan BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi hükümleriyle, üye devletlerde bir dizi önleyici tedbir alınması öngörülmektedir.

Ancak, Çağdaş Ülkeler olarak nitelendirilen;
ABD, İngiltere, Gelişmiş Avrupa Ülkeleri ve AB örgütü  “ülkenin kalkınması ve halkın özgürlüğü” nedeni öne sürülerek, az gelişmiş ülkelerle birlikte ülkemize insan haklarından ekonomiye, ordunun hiyerarşik yapısından tarıma kadar farklı konular da radikal düzenleme yapılması için baskı kurarlarken, toplumun yetersiz sağlık ve eğitim seviyesinin yükseltilmesi, belli kesimin engellediği işlevsel hukukun oluşturulması ve yolsuzlukların önlenmesi için, bırakın bir projenin uygulamaya konmasını, bir uyarıda bulunmayı bile düşünmezler.. Böyle olunca da imza ile taahhütte bulunulmuş uluslararası “yolsuzlukla mücadele sözleşmelerinin” somut halde uygulanmaları gerçekleşememekte ve öteden beri tartışıla gelen gelişmekte olan toplumlarda  kanun var,  hukuk yok” tekerlemesi de güncelliğini korumaktadır. 
Gelişmiş ülkeler, ürettikleri sanayi ve teknoloji ürünlerini pazarlayabilmek ve az gelişmiş ülkelerin doğal kaynaklarını ucuz elde edebilmek için, bu toplumun sağlıksız ve eğitimsiz halde bulunması ile tüketim toplumu olmasını ve donanımsız kişiler tarafından yönetilmesini hep arzuladıkları, artık bilinen bir husustur. Az gelişmiş ülkelerin yoksulluk ve yolsuzluklarından dolaylı olarak yararlanarak, refah düzeylerine katkı sağlama amacını benimsemiş bulunan ceberrutta denen ülkeler, dünyadaki bugünkü konumlarını devam ettirmek için,  her yola başvurmayı bir hak olarak görmektedirler.
Öyle ki, bireylerin sağlıklı bünye ve buna dayalı zihinsel gelişimleri üzerinde et, süt ve yumurta gibi hayvansal gıdaların önemini kavrayan çağdaş toplumlar, dengeli ve doğru  gıda alarak, sağlıklı nesillerin yetişmesine dönük, bir beslenme politikası yürütürler iken, az gelişmiş tüketim toplumlarının, tahıl ürünleriyle açlıklarını gidermelerine dönük gıda politikasının uygulamaya konulmasına önayak olmayı marifetmiş gibi göstererek etrafa yararlar.
Toplum olarak yoksulluğu yenerek, yolsuzluğu biz kendimiz, dışarıdan yardım almadan, önleyebiliriz. Milattan Önceki asırlardan bu yana bilinen yolsuzluğun çeşitli yapılma usulleri olsa da, değişmeyen bir kuralı vardır. “Yolsuzluğu hukuk önler, kişiler önlemez.”
Hukuk düzeni dediğimiz sistem, bir kurallar manzumesi olup, herkesin buna uymakla kendini yükümlü saydığı bir oluşumdur. Sağlık ve eğitim düzeyi yetersiz toplumlarda; ekonomik kaynaklar kıt ve hak arama yoluna başvurma zayıf olduğundan, hukuk düzeni evrensel manada kurulamamıştır. Ülkenin kıt kaynaklarından azami pay almak için mücadele etmek üzere oluşan kesimlerden, güç erkini eline geçiren kesim, öncelikle kendi çıkarına halel getirmeyecek oluşum yaratarak, bir taraftan yolsuzluk yaparken, diğer taraftan bunu meşru gösterme yoluna gider. Gerçek hukuk düzeninin temel felsefesine tamamen aykırı yolsuzluktan nemalananlar, demokrasinin olmazsa olmaz koşulu işlevsel hukuk düzeninin oluşmaması için her türlü yola başvurarak, demokrasinin gelişmesine engel yaratırlar ve buna karşı mücadele sürdürmek isteyen zayıf bir zümreyi de bertaraf ederler.
Böylece, yolsuzluk suretiyle toplumun bir kesimi haksız olarak doğrudan doğruya ya da dolaylı kamu kaynaklarıyla zenginleşirken, büyük bir kesimi daha çok yoksullaşır.

Yolsuzluğun yoksulluğu, yoksulluğunda yolsuzluğu tetiklediği kısır döngüden insanımızı, toplumumuzu kurtarabilmek için, sağlıklı ve dengeli beslenmenin önceliklerinden hayvansal gıda alabileceği bir beslenme politikası oluşturarak, bu sistem içerisinde beslenerek, düşünme ve sorgulamaya dayalı eğitim verilmesi halinde, doğru eğitim alan ve beslenen insanımız, bilgi toplumunu oluşturduğunda, gelişmiş ekonomik sistemi kurarak refahı yükseltecektir. Refah düzeyi yükselmiş toplumda, elindeki olanakları sürdürebilmesi ve adil düzen içinde yaşayabilmesi için, ihtiyaç duyduğu kişisel ve toplumsal hakların yer aldığı evrensel hukuk sistemini ülke içerisinde yerleştirecektir.

Bu hukuk düzeni içerisinde, temel hak ve özgürlüklerin düşmanı yolsuzluğun doğması güçleşecek, buna rağmen meydana gelmiş yolsuzluk olur ise, nedenlerinin hemen araştırılmasıyla, tıptaki benzeri laboratuar çalışmasına girişilecek, bu çalışmada ortaya konan sonuçlara göre hukuk düzeni kendini yenileyerek, insan onuruna aykırı yolsuzluk hastalığının tekrar oluşmasına imkân tanımayacaktır.

Temiz toplum, bugünden yarına elde edilecek bir olgu değildir. Birkaç nesille ilgili özverili, sabırlı ve dikkatli uğraşın sonucudur. Uluslararası Saydamlık Örgütü'nün açıkladığı rapordaki yolsuzlukla mücadele sıralaması bu görüşü teyit etmektedir. Raporda ilk sıraları işgal eden ülkelerin, bu duruma nasıl geldiklerine dönük tarihi süreçlerine bakmak yeterlidir. Yasalarla verilmiş hakların ve denetimlerin somut olarak kullanılır hale gelmesi, ancak bu durumda ve güçlü destekle mümkündür.

O halde öncelikle hepimizin yapacağı;

1-Devletimizin, Uluslararası taahhütte bulunduğu Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmelerinin temel felsefesi; her Taraf Devletin, yolsuzluğa karşı iç hukuk ilkelerine uygun olarak toplumsal katılımı geliştirecek ve hukukun üstünlüğü, kamu ve kamu mallarının doğru yönetimi, bütünlük, saydamlık ve hesap verme sorumluluğu ilkelerini yansıtacak etkin ve güdümlü politikaları geliştirip uygulamak olup, yolsuzluğun önlenmesi ve yolsuzlukla mücadele amacıyla alınan önlemlerin daha etkin ve verimli kullanılmasıdır.

2-Yürütme erki, Yüce Meclis’ce onaylanmış 43 sayfalık “BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi”ni, her düzeydeki kamu görevlisine, dikkatle okumaları ve uygulamaları için kitapçık haline getirterek dağıttırmalıdır. Sözleşmenin öngördüğü iç hukuka uygun mevzuat düzenlemeleri tamamlanmalıdır.  Sözleşmeyle Kamu Sektörü yanında Özel Sektörle ilgili getirilmiş müeyyidelerin eksiksiz uygulanması ve iç mevzuatta gerekli düzenlemelerinin yapılması yoluna gidilmelidir. Bu sözleşme 5506 sayılı yasanın eki olarak tozlu raflarda kalmamalıdır.
3- İnsanımızın dengeli beslenmesi ve doğru eğitim alması konusunda akademisyenlerimize büyük bir iş ve manevi sorumluluk düşmektedir. Bu sorumluluk bilinci zaman geçirmeden yerine getirilmelidir. Dünyanın bugünkü gidişatı karşısında, kişisel olarak “bana ne” deme mazereti, tarihte kalmıştır
Bir fiziksel büyüklüğün milyarda biri anlamına gelen Nano ve sözlük anlamı, maddenin atomik veya moleküler boyutta işlenerek mikroskobik boyutta ürünlerin üretilmesi yöntemi olan nano-teknolojisi kuantum fiziği kanunlarının, fizikçiler, mühendisler, kimyacılar tarafından istenilen özelliklerde ürün geliştirmek amacıyla yaptıkları uygulamalar sonucu oluşturdukları yeni bir teknoloji olduğunu        “Nano-Teknolojisi Devrimi” isimli makalesinde belirten Türkiye Atom Enerjisi Kurumu önceki Başkanı, TÜBİTAK Bilim Kurulu üyesi ve ODTÜ'den emekli Sayın Prof. Dr. Cengiz Yalçın, “…Dünya bilgi üretebilenler, bilgiyi depolayabilenler, bilgiyi dağıtabilenler, bilgiye ulaşabilenler, bilgiyi kullanabilenler ve bunları yapamayanlar olarak ikiye ayrılacaktır… Bilimsel ve endüstriyel devrimi yaşamayan Türk toplumu bedelini bir dünya devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nu kaybederek ödemiştir.        Cumhuriyet Türkiye’si, şayet bu devrimi ıskalarsa, gelecekte siyasi bütünlüğümüz dahi tartışma konusu olur…” yorumunda bulunurken, toplumumuzun dönüşümü ve değişimi arzulanmakta ve bilim adamları ile yönetimlerin bilgi toplumuna geçiş için harekete geçmeleri beklenmektedir.
Bu görüşlerin, ileride “ben demiştim” söyleminde bulunmak ya da egonun tatmini olmadığını artık herkesin kabul etmesi ve dikkate alması zorunludur. Toplumsal değişim ve dönüşümü sağlayabilmemiz için, önceden doğru strateji belirlenerek, Kurtuluş savaşında, vatan toprakları düşman askerlerince işgal edildiğinde, topyekûn birlikte seferberliğe katılanlar gibi, dışarıdan yardım almadan beraber uygulamalıyız.
Doğru strateji, bilimsel verilere ve analizlere dayalı ve sosyal değişim parametrelerini doğru okumakla mümkündür. Bugünkü ezberci öğretim sistemimizin, yeni bir fikir üretemeyen ve derinliğine analiz yapamayan düzeyde insan yetişmesine dayalı oluşu yanında, bireyin yapısında yarattığı tahribat sonucu doğan sevgisiz ve niteliksiz toplum halimizden, (hiç değilse) yetişmekte olan çocuklarımızı ve gençlerimizi sıyırarak, onları sağlıklı temel gıda ile beslemek ve doğru eğitimle ahlaklı ve sorumluluk bilinci taşıyan vizyon sahibi, sorunların çözüm yollarını somut olarak gösterebilen, yeni ve yaratıcı fikirleri üretebilen ve bunları katma değer yaratan ürünler haline dönüştürebilen düzeyde donanımlı çağdaş insan yetiştirilmeleri ile sağlayabiliriz.
 Sağlıklı bünye ve buna dayalı zihinsel gelişime sahip nesiller için, öncelikle beslenmeye dönük hayvansal gıdaların yaygın bir şekilde bireylere ulaşmasını sağlayacak radikal oluşum ile düşünme ve sorgulama becerisini ön plana çıkaran bir eğitim sistemi vücuda getirilmesi gerekir.
4-Yolsuzlukla mücadele konusunda dünyadaki 180 ülke arasında 4,6 puanla Litvanyave Polonya'yla birlikte 58. sırayı paylaşmanın getirdiği manevi çöküntüden kendimizi kurtarmalıyız. Bunun için bir ekip oyunu olan futbolun, ülkemizde çok sevilmesine ve tutulmasına karşın, toplumumuzun, ekip ruhunun gelişmemesi, ekip ruhu ile çalışmaması, bireyselciliği tercih etmesi ve sevgisiz halinden öncelikle sıyrılması gerekir. Ne pahasına olursa olsun bunu aşmalıyız. Hiç olmazsa, yeşil sahalarda kendi takımımıza ait 3 direk arasından yuvarlak bir meşinin gol olarak geçmesinden sonra duyduğumuz ezilmişliğin yarısını, Türkiye’nin yolsuzlukla mücadelede 180 ülke arasında 58. sırayı, İnsani Gelişme Endeksi (HDI) değeri 0,775 ile 177 ülke arasında 84.sırayı aldığında da duyarak, ekip ruhunu geliştirebilirsek, değişimi de, toplumsal dönüşümü de gerçekleştirebiliriz. Bunun sonucu, yolsuzluğu ortadan kaldırabileceğimiz gibi, insanımızı Anadolu’ya hapsetme uğraşı, çabası içinde bulunanların başarılı olmalarına da fırsat vermeyiz.
5-Binlerce yıldır tarih sahnesinde bulunan, onlarca devlet kurmuş yönetmiş bir millet olarak, Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne müspet bilimlerle eğitim almış altı milyonu aşkın üniversite mezunu yetiştirmiş bulunduğumuz düşünüldüğünde, çağdaş batı toplumları, çok çeşitli ırk ve mezhep taassubu altında iken, dışarıdan yardım almadan toplumsal değişimi sağlayarak bilgi toplumuna ulaşarak, evrensel hukukunu oluşturmuşken, ekip ruhu ile toplumsal değişimi sağlayarak bilgi toplumuna geçebileceğimiz, bu suretle evrensel hukuk düzenini kurarak, yolsuzluğu ortadan kaldırabileceğimiz kuşkuları bile duyulmamalıdır.
Kuşaklar arası köprü vazifesi gören bugünkü insanımızın, yolsuzluktan geçinenleri, tribündeki seyirci gibi seyretmekle, eleştirmekle yetinmesi yerine, temiz toplumun temel şartı ekip ruhu ile topyekûn sorumluluk alması, eğitim ve sağlık alanında gerekli uğraşı göstermesi halinde; yolsuzluk yok edilmese bile asgariye indirilmesi mümkündür. Bunun tartışılması dahi abesle iştigaldir. Her şey kendimize olan güvene ve birlikte hareketine bağlıdır. Bugünkü özverili çabamızla da gelecek nesillerin, diğer toplumlar karşısında ezilmişlik hallerine düşmesi önlenebilir ve temiz toplumun vizyon ve misyon sahibi bireyleri olma yolu açılabilir.
Küreselleşen günümüz dünyasında insanlığın kat ettiği aşamaları görmezlikten gelme ve göz ardı etme lüksümüz, bulunduğumuz coğrafya’daki konumumuz nedeniyle mümkün değildir.
Artık toplum yolsuzlukla yatıp, yolsuzlukla kalkmamalıdır. Yapacak başka işleri, gerçekleştireceği başka düşleri olmalıdır.      

Yakup BOZKURT
Tarım Reformu Genel Müdürlüğü
Teftiş Kurulu Başkanlığı