YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARI

   
Ömer YÜREKLİ
   
Sağlık Bakanlığı Müfettişi
   
(Tekel Eski Başmüfettişi)

Üzerinde çalışılmakta ve tartışılmakta olan Yeni Anayasaya sivil anayasa diyenler olduğu gibi, çağdaş anayasa diyenler de olmaktadır. Sivil anayasa adının çağdaş anayasaya göre daha çok tuttuğu gözlemlenmektedir. Sivil anayasa kavramından kastın olağan bir dönemde, demokrasinin işlediği bir süreçte, siyasal partilerin ve sivil toplum örgütlerinin katılımıyla, uzlaşı içinde hazırlanan anayasa olduğu görülmektedir. Türk anayasacılığının geniş bir birikimi ve  anayasa tarihinin uzun bir geçmişi vardır.   1808  tarihli Sened-i İttifakı,  1839 tarihli Tanzimat Fermanını ve 1856 tarihli Islahat Fermanını anayasal nitelikte metinler olarak niteleyebiliriz. Bunlar Türk anayasacılık hareketinde  önemli yeri olan, ancak anayasa olmayan vesikalardır.1 İlk anayasa 1876  tarihli Kanun-u Esasisidir. Daha sonra 1921, 1924, 1961 ve 1982 anayasaları yapılmıştır. Bu anayasalardan 1921 anayasasının sivil olma özelliği ön plana çıkmakla birlikte, olağanüstü bir dönemde, kurtuluş savaşının devam ettiği bir dönemde hazırlanmıştır. Anayasa olarak eksik bir anayasadır. En önemli eksikliği temel hak ve özgürlüklerin düzenlenmemiş olmasıdır. 1876 Kanun-u Esasisi Padişahın inisiyatifinde hazırlanmıştır. 23 Aralık 1876 tarihli Hatt-ı Hümayin ile  bir Ferman Anayasa olarak ilan edilmiştir. 1924 anayasası tek parti yönetimine geçiş sürecinde, muhalefetin olmadığı bir dönemde  hazırlanmıştır. 1961 ve 1982 anayasaları ise askeri yönetimler tarafından hazırlanmıştır. Bu anlamda demokrasinin normal olarak işlediği bir süreçte,  siyasal partilerin, sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla bir anayasanın hazırlanması önemlidir.

Anayasa bir devleti şekillendiren ve devlet karşısında vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen  temel kanunlardır. Daha ayrıntılı bir tanım yapmak gerekirse, bir devleti kuran,  hükümet rejimini tayin eden,  ana teşkilatını gösteren, kişilerin esas haklarını  ve özgürlüklerini saptayan ve hukuk düzeninde en üstün yeri işgal eden  kurallardır2 diyebiliriz. Anayasa normlar hiyerarşisinin en üstünde yer alır ve kanunlara göre değiştirilmesi daha zordur.

Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve kişileri bağlamaktadır. Kanunlar da anayasaya uygun olmak zorundadır.

Bunlardan da anlaşılacağı üzere anayasa bir devlet için yaşamsal önemi haiz hükümlerden oluşmaktadır.

Adına sivil anayasa veya çağdaş anayasa denilen yeni anayasa çalışmaları üzerinde yapılan tartışmalar da bunu göstermektedir.

Anayasaların ortaya çıkması belli ihtiyaçlardan kaynaklanmıştır. Devlet ve devleti idare edenler bireylere karşı çok  güçlüdür. Bu bakımdan bireye karşı devletin gücünün sınırlandırılması, kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması anayasacılık hareketlerinin temel amaçlarını oluşturmuştur. Anayasaların ortaya çıkışındaki temel amaç göz önünde bulundurulduğunda anayasanın birey odaklı olması gerekmektedir.

Milli Güvenlik  Konseyinde 18 Ekim 1982 tarihinde kabul edilen, 7 Kasım 1982 günü de halkoyuna sunulup kabul edilen 1982 Anayasası  yürürlüğe girdiği ilk yıllardan hatta ilk günlerden  itibaren eleştiri konusu olmuştur. Hemen her yönden, başta içeriğinden olmak üzere yapılmasından, halkoyuna sunulma  yöntemine kadar eleştirilmiştir. Bu anayasaya yapılan en önemli eleştirileri aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.

-Uzun ve ayrıntılı bir biçimde yani kazuistik bir yöntemle hazırlanmıştır. Hatta yönetmelikle düzenlenmesi gereken bazı hususların anayasaya konu olduğunu söyleyenler olmuştur.

-1961 Anayasasına nazaran daha az katılımcı bir demokrasi modelini benimsemiştir. Depolitizasyonu yani belli ölçülerde siyasetten  uzaklaştırmayı amaçlamıştır.

-Anayasaların esas amacının temel hak ve özgürlükleri güvence altına almak olmasına karşın, 1982 anayasasında devleti koruma amacının öne çıktığı görülmektedir. Birey odaklı değildir. 1970’li yıllarda ortaya çıkan hükümet krizlerine, siyasal krizlere, anarşi ortamına  tepki olarak ortaya çıktığı ve bu tür krizlerin, anarşi ortamının yaşanmamasına yönelik hükümlere yer verildiği görülmektedir. Bu bağlamda devleti koruma amacının ön plana çıktığı anlaşılmaktadır.

-1982 Anayasasının  6. maddesinin 2. fıkrasında; “Türk milleti egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır.”  denilmek suretiyle yasama, yürütme ve yargı dışında bir devlet iktidarı oluşturulmaya çalışıldığı iddia edilmektedir.

-Sorumsuz Cumhurbaşkanının yetkileri parlamenter sistemlerde olmayacak kadar artırılmıştır.

-Yargı bağımsızlığı yeterince sağlanamamıştır.

-Hukuk Devletinde idarenin tüm işlemlerinin yargı denetimine tabi olması gerekirken birçok idari işlem yargı denetimi dışında bırakılmıştır. Örneğin Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları, Yüksek Askeri Şura kararları yargı denetimi dışında bırakılmıştır. (Anayasanın 125 ve 159.  maddeleri) Ayrıca Anayasanın 129. maddesi disiplin cezalarından olan uyarma ve kınama cezalarının yargı denetimi dışında bırakılmasına imkan sağlamaktadır.

Yukarıda belirtilen vb.  eleştirilerin haklı olduğu düşünülmektedir. Bu eleştiriler 1982 anayasasının aksayan  yönlerini ortaya koymaktadır. Ancak bu anayasada 14 defa değişiklik yapılmış, bu değişiklikler sonucunda anayasanın başlangıcı dahil çok sayıda maddesinde  değişiklik yapılmıştır. Örneğin üçlü koalisyon döneminde 34 civarında temel maddesi bir anda değiştirilmiştir. Keza 2004 tarihinden sonra da çok sayıda maddede temel değişiklikler yapılmıştır. Dolayısıyla bu değişikliklerden sonra mevcut anayasanın 1982 anayasası olduğunu söylemek de güçleşmektedir. Bu değişikliklerle anayasa üzerinde geniş çaplı reform yapılmıştır. İleri demokrasilerde yenilenme reformlarla olmaktadır. Yani demokrasilerde toptan veya devrimsel değişiklikler yerine yapılan reformlarla zamana ayak uydurmak esas alınmaktadır. Bu bağlamda düşünüldüğünde yeni bir anayasa yerine mevcut anayasanın aksayan yönlerinin, eksik yönlerinin düzeltilmesi, buna yönelik olarak anayasada değişiklik yapılması suretiyle de yeni bir anayasa yapılmadan sorunun çözülebileceği düşünülebilir. Bu tür  çözümde toplumun uzlaşması daha kolay  olabilir.

Mevcut duruma bakıldığında ise, yeni bir anayasa yapılmasının ön plana çıktığı görülmektedir.

Yeni bir anayasanın tüm sorunları çözeceğini düşünmek ise son derece yanlıştır. Geçmişe baktığımızda sorunları çözmek için yapılmış olan  anayasaların kendilerinin de zaman içinde sorun olarak ortaya çıktığı görülmektedir. 1961 anayasası 1950’li yıllarda ortaya çıkan sorunları çözmeye yönelik düzenlemeler yapmıştır. Daha sonra bu anayasanın kendisinin de bazı alanlarda sorun kaynağı olduğu söylenerek ona yönelik değişiklikler yapılmıştır. Keza 1982 anayasası da 1970’li yıllarda ortaya çıkan sorunları çözmeye yönelik hükümler ihtiva etmektedir. O dönemdeki krizlere tepki düzenlemeler anayasada yer almaktadır. Ancak bu anayasa da yürürlüğe girdiği tarihten itibaren eleştiri konusu olmuştur. Bu geçmişe bakıldığında yeni yapılacak anayasanın  hemen eleştiri konusu olabileceği aşikardır. Bu nedenle yeni bir anayasanın mutlaka büyük bir uzlaşmayla hazırlanması gerekir. Bunun mümkün olmaması halinde mevcut anayasa üzerinde  reform yapılması  suretiyle de sorunun çözülebileceği düşünülebilir.

Anayasanın tanımı, anayasacılık hareketinin felsefesi, 1982 anayasasının aksayan yönleri göz önünde bulundurulduğunda yeni anayasa ile ilgili olması gereken niteliklerin başında   anayasanın  devleti koruma odaklı değil, birey odaklı  olması gelmektedir. Temel hak ve özgürlükleri korumak ve güvence altına almak, anayasanın en önemli hedefi olmalıdır. Özgürlüklerin esas, sınırlamanın istisna olması esasına dayanmalıdır. Bir başka deyişle hak ve özgürlükleri maksimize eden, yasakları minimize eden  ve bunlar arasında optimal bir denge kuran bir felsefeye dayanmalıdır. Bu kapsamda örneğin memurlara siyaset yapma yasağına imkan hazırlayan hükümlere yer verilmemesi gerekir. Memurların olgun düzeyde ve yapıcı siyaset yapmasını destekleyici düzenlemeler yapılmasına imkan vermelidir. Keza  memurlara veya kamu görevlilerine  grev hakkının tanınması gerekmektedir.

Anayasa  Devletin esas teşkilatını genel olarak göstermelidir. Bu konuda çok ayrıntılı düzenlemelere gidilmemeli, daha ayrıntılı düzenlemeler yasalara bırakılmalıdır. Anayasa eksik olmamalı ancak gereğinden fazla uzun da olmamalıdır.

Demokrasi güçlendirilmelidir. Yarı doğrudan demokrasinin araçları olarak nitelendirilebilecek  halk oylaması ve halk girişimleri kolaylaştırılmalıdır. Demokratik siyasal hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasal partilerde parti içi demokrasinin daha sağlıklı işlemesine yönelik düzenlemeler anayasaya konulmalıdır.

Yargı bağımsızlığı sağlanmalı veya güçlendirilmelidir. En başta Adalet Bakanın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu başkanlığından alınması gerekmektedir. Kurul üyeleri başkanlarını kendileri seçmelidir. Bu kurulun yeterince bağımsız  ve tarafsız olmasını sağlayacak şekilde örgütlenmesi sağlanmalıdır.

Milletvekili dokunulmazlığının sınırlandırılması gerekir. Kürsü dokunulmazlığı dışındaki tüm ayrıcalıklar kaldırılmalıdır.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlarla ilgili olarak  ceza kovuşturması açılmasını istisnalar dışında izne bağlayan düzenlemenin kaldırılması veya asgari düzeye indirilmesi gerekir. Örneğin mevcut anayasanın 129. maddesinin son fıkrasında,  ceza kovuşturması açılması kanunun gösterdiği idari merciinin iznine tabidir esası  vardır. İzin dışında doğrudan ceza kovuşturması açılması istisnadır. En azından bunun tersine çevrilmesi, ceza kovuşturması için izin almanın istisna haline getirilmesi gerekir.

Anayasa Mahkemesi yeniden yapılandırılmalıdır. Örneğin siyasal partileri mali bakımdan denetleme görevi Anayasa Mahkemesinde alınıp Sayıştay’a verilmelidir. Keza Yüce Divan görevi Yargıtay’a devredilmelidir.

Bir hukuk devletinde idarenin tüm eylem ve işlemlerinin yargısal denetime açık olması gerekir. Bu anlamda idarenin yargısal denetimini sınırlayan tüm hükümler ortadan kaldırılmalıdır.

Yeni anayasanın toplumda yeni gerilimlere neden olmaması, yeterince  esnek olması da üzerinde düşünülmesi gereken hususlardır.

Yeni anayasa için bu önerilere ilave pek çok öneri daha yapılabilir.

Sonuç olarak, yeni  anayasanın adı ne olursa olsun, 21. yy Türkiye’sinin ihtiyacını karşılayacak, Türk insanının önüne engel koymayacak ve önünü açacak, evrensel hukuka, ileri liberal demokratik anlayışa  uygun, keza insan haklarının ulaştığı zirve noktaları yansıtan ve zamana uyarlanabilecek  bir anayasa olması, ayrıca  toplumun çok geniş bir kesiminin uzlaşmasıyla hazırlanıp benimsenmesi gerekir. Yeni bir anayasa üzerinde toplumun çok geniş bir kesiminin uzlaşmasının mümkün olmaması halinde ise, 1982 anayasasının yukarıda eleştiri konusu yapılan hükümlerinde yukarıda yeni anayasa için olması gerektiği belirtilen anlayış çerçevesinde reform yapılması hususu düşünülmelidir.


1 ARMAĞAN, Servet ; Türk Esas Teşkilat Hukuku, s.20, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1979

2 VERSAN, Vakur; Kamu Yönetimi, s.59,  Fakülteler Matbaası, İstanbul 1984