ULUS DEVLET VE KÜRESELLEŞME
Ulus devlet modeli “millet” kavramını esas alan bir devlet anlayışı. Milliyetçilik akımları ile bire bir ilgili olduğunu veya kökünün milliyetçilik hareketlerine dayandığını söylemek mümkün. Çıkış yeri sanayi devrimini yapmış olan Avrupa ülkeleridir. Bu bakımından sanayi toplumunun devlet modeli olduğunu söyleyen yazarlar çoktur. Sanayi toplumunda ortaya çıkan bu Avrupalı ulus devletler, 15. yy sömürgeciliğinde olduğu gibi emperyalist politikalar izlemiştir. Bu dönemdeki Avrupa ulus devletlerinin sömürgeciliği, Afrika, Amerika ve Asya halklarına yıkım getirmiştir. Avrupa’nın sömürgeci devletleri ise bu bölgelerin kaynaklarını sömürmüş, kendi ülkelerine transfer etmiştir.
19. ve 20. yüzyıla baktığımızda ise, milliyetçilik akımlarının sömürgeleri özgürleştirdiğini, imparatorlukları parçalara ayırdığını görmekteyiz. Bir başka ifadeyle gelişen milliyetçilik bilinci emperyalistlerin sömürgelerden kovulmasına, çok uluslu bir yapıya sahip olan imparatorlukların ise kendisini oluşturan uluslara bölünmesine yol açmıştır. Bu şekilde ortaya çıkan devlet, millet kavramı üzerine inşa edilmiş, ulus devlet modelidir. Kuruluşundan itibaren uluslaşma süreci söz konusu olmuştur. Her şeyi düzenleme, merkezileşme, standardizasyon, homojenleştirme vb. felsefe vardır. Bunun içindir ki Avrupa da ortaya çıkan ulus devletlerin ilk uygulamaları nüfus sayımı yapmak, vergilendirme ve eğitimin merkezileştirilmesi olmuştur.
Ulus devletin getirdiklerinin en önemlilerini aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:
Ve uluslaşmanın da bir süreç olduğu düşünülürse, özellikle az gelişmiş ülkelerde uluslaşma süreci devam ederken, dünya gündemine küreselleşme olgusu yerleşmiştir.1990’lı yıllardan itibaren her vesile ile kullanılmakta olan moda bir kavram olmuştur küreselleşme.
Bazı düşünürlerin emperyalizmin yeni oyunu dediği küreselleşme , kültürden siyasete, ekonomiden hukuka, sosyal siyasete, felsefeye hemen hemen her alanda etkisi olan bir süreç olmuştur. Bir başka deyişle, bu süreçte dünya ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel vs. bakımlardan daha çok bütünleşmekte ve artık uluslararası ile iç işleri arasındaki ilişkiler birbirine daha yakın hale gelmektedir.
Küreselleşme sürecinde birçok gelişme ulus devletleri etkilemektedir. İlk olarak, küreselleşme sürecinde küreselleşme ile çelişkili olarak gözüken mikro milliyetçilik akımı ortaya çıkmıştır veya çıkartılmıştır. Başka bir ifadeyle, yerel milliyetçilik, kültürel alt kimlikler güçlenmektedir. Uluslaşma sürecinde aşılmasına çalışılan alt kültürlerin ve alt kimliklerin yeniden güçlenmesi ulus devleti tehdit etmektedir. Öte yandan ulus devletlerin içerisinde çeşitli etnik, mezhep ve kültür temeline dayalı azınlıklar yaratılmasına yönelik uluslar arası ölçekte çalışmalar yapılmaktadır.
Ulusal bağımsızlık anlayışı ve ulusal egemenlik anlayışı doğrudan etkilenmektedir. Tam bağımsızlığın yerine karşılıklı bağımlılık ikame edilmeye çalışılmaktadır. Siyasal alanda ABD kendisini dünyanın siyasal önderi olarak kabul etmekte, tek kutuplu hale gelen dünyayı kendi ulusal çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye çalışmaktadır .Avrupa Birliği gibi bölgesel düzeydeki devletler üstü oluşumlar da üye devletleri bağlayıcı kararlar alabilmektedir.
IMF, Dünya Bankası, yedi zengin ülke ve Rusya’dan oluşan G-8’ler, OECD, WTO (Dünya Ticaret Örgütü) gibi organizasyonlar dünya ekonomik sistemini yeniden düzenlemektedirler. Küresel sermayenin önündeki engeller, çeşitli ulusal düzenlemeler bu örgütlerin çalışmaları sonucunda ortadan kaldırılmaktadır. Ulusal hükümetlerin bunlara aykırı düzenlemeler yapmaları küreselleşmenin bu aşamasında mümkün görülmemektedir.
Ulusal yargı sistemlerine güvenmeyen küresel şirketler devletleri uluslararası tahkimi kabul etmeye zorlamaktadır.
Küresel çaptaki “politik konuların” sayısı artmaktadır. İnsan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi konular en önemli küresel politik konular olmuştur. Ulus devletler bunları kabul etmeye zorlanabilmektedir.
Devletler üstü olan ve kararları devletleri bağlayacak ve yaptırımı olan kuruluşların oluşturulması gündeme gelmektedir. Örneğin bir dünya hükümeti, bir dünya parlamentosu oluşturulması vs. gibi.
Günümüzde artık çok uluslu şirketler, uluslar ötesi şirketler, küresel şirketler, global sermaye vs. denilen bir olgu da var. Aslında en ileri düzeydeki küreselleşmede ekonomik anlamda olmuştur. Yani en çok küreselleşen sermayedir. Şirket evlilikleri yoluyla dev küresel şirketler ortaya çıkmıştır ve bu küresel şirketlerin dünya ekonomisindeki ağırlığı artmaktadır. Örneğin, devletler dahil dünya üzerindeki en büyük 100 ekonominin yarısından fazlası çok uluslu firmalara aittir. Başka bir örnek, en tepedeki 300 şirketin varlığı çok kaba olarak tüm dünyadaki üretim varlıklarının ¼’ünü oluşturmaktadır.
Siyasetin içine devlet ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının yanında bu küresel firmalar da girmiştir. Bunlar politik karar alma süreçlerinin aktörleri arasında yer almaktadır.
Çok uluslu şirketler sivil toplum kuruluşları oluşturmak suretiyle de siyasal karar alma sürecini etkilemektedirler. Piyasa oyuncusu olarak çeşitli konulardaki görüşlerini onlara söyletebilmekte ve baskı gücü oluşturabilmektedirler.
Küresel şirketlerin hızlı bir şekilde bir ülkeyi terk ederek krizlere neden olabilmesi, çok sayıda ülkede odaklanması, bu şirketlerin çoğu devletten daha büyük ekonomik güce sahip olmaları; dünyanın en büyük 500 şirketi içinde yaklaşık 450 ‘sinin ABD, Japonya ve AB ülkelerinden olması vs. gibi nedenlerle ulusal hükümetlerin artık küresel şirketlerin politikalarını düşünerek politikalar ürettikleri şeklinde tartışmalara yol açmaktadır.
Bu bağlamda, ulusal sınırlar içinde kuralları koymada, ülkeyi yönetmede ulusal hükümetlerin artık tek yetkili olduğunu söylemek mümkün olmamaktadır. Birçok kurum, organizasyon ve küresel şirketler kararların alınmasında ve kuralların oluşum sürecinde rol oynamaktadır. Bu durumun ulusal egemenliği aşındırdığını, sınırlandırdığını söylemek mümkündür.
Bu süreçte ulusal devletin sonunun geldiğini söyleyen düşünürler var. Gerçekten Ulus Devletlerin sonu gelmiş midir.?Ulus devletin yetkili olduğu, ulus devletin yetki alanında kalan veya yalnızca ulus devletin çözebildiği konular veya sorunlar yok mudur?
Bir devletin egemenlik bölgesi içerisinde en yetkili karar organı hala ulusal parlamentodur. Bu parlamentonun kararı olmadan yasal düzenleme yapılması mümkün değildir. Küresel güçler ne kadar isteseler de ve karar alma sürecini etkileseler de, ulusal parlamentoda karar almadan yasa yapılması söz konusu olamamaktadır.
Küresel şirketlerin, küresel organizasyonların güvenlik sorunları ulusal hükümetler tarafından çözümlenmektedir. Meşru fiziksel güç kullanım yetkisi ulus devletlerin tekelinde bulunmaktadır. Ulusal güvenlik ve ulusal adalet hizmetleri milli devletler tarafından sağlanmaktadır.
Küresel şirketler sadece karlarını maksimize etmeyi düşünürler. Bu amaç doğrultusunda ulus devleti etkilemeye çalışırlar. Bu şirketlerin devlet ve toplumun yanında siyasetin güçlü aktörleri arasına girmesine karşın, bunların karar alma süreçlerine toplum katılamamaktadır. Devletlerin demokrasiyi geliştirmek, sosyal adaleti sağlamak, vatandaşlarının refah düzeyini yükseltmek, eğitim, sağlık hizmetleri sunmak ve sosyal güvenlik gereksinimlerini karşılamak gibi vazgeçilemez görevleri de vardır. Küresel şirketler bu alanlardaki sorunlarla ilgilenmemektedir. Dolayısıyla bu alandaki sorunlar halen milli devletler tarafından çözülmeye çalışılmaktadır.
1648 yılında imzalanan Westfalia Barış anlaşması çerçevesinde ortaya çıkan Westfalia Modeline göre dünya hiçbiri üstün bir otoriteye sahip olmayan bağımsız devletlerden oluşmaktadır ve bu devletler arasında bölünmüştür. Bunu izleyen yüzyıllar boyu siyasi güç daha da merkezileşip , ulus devlet modeli gelişmiştir.I. ve II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan devletler arası veya uluslar arası örgütlerin kökeni ulus devlet modeline dayanmaktadır ve bu kuruluşlarda karar alıcılar halen ulus devletlerdir. Dolayısıyla uluslar arası sistem halen, tüm güç kayıplarına rağmen ulus devlet modeline dayanmaktadır.
Görüleceği üzere, ulus devletin, her alanda bütünleşmekte olan dünyada gücünün azaldığını veya azalmakta olduğunu söylemek mümkündür. Ancak bittiğini söylemek mümkün değildir.
Sonuç olarak, dünya küreselleşme denilen bir değişim ve dönüşüm süreci içerisinde bulunmaktadır. Bu süreçte değişimi yakalayıp, ulusal çıkarları doğrultusunda yönlendiren toplumlar başarılı olmaktadır. Gelişmiş ülkeler devlet örgütlerini değişen dünya koşullarına göre yeniden yapılandırmış ve yapılandırmaktadırlar. Bu bakımdan ulus devletlerin mevcut dünya koşulları çerçevesinde, devlet aygıtını yeniden organize ederek, ulusal çıkarlarını optimum düzeyde koruyacak şekilde yapılanması hayati önem taşımaktadır.
Ankara, Haziran 2007
Ömer YÜREKLİ
Sağlık Bakanlığı Müfettişi
(Eski Tekel Başmüfettişi)