YOLSUZLUK OPERASYONLARI
VE
TEFTİŞ KURULLARI
   
R. Bülent TARHAN
   
Başbakanlık Başmüfettişi
   
Başbakanlık Müfettişleri Derneği Kurucu Genel Başkanı
   
     

Önce Enerji Bakanlığı ihaleleri nedeniyle daha sonra Roche Firmasının merkezinde ve bağlantılı şirketlerinde başlatılan operasyonlar, son yılların başlıca gündem maddeleri arasındaydı. Her iki operasyonun ortak özelliği, her ikisinin de müfettiş soruşturmaları sırasında saptanan bilgi, belge ve bulgulara dayanmasıdır. İlki ile ilgili soruşturmanın Enerji Bakanlığı Teftiş Kurulu tarafından, diğerinin ise, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı’nca başlatıldığı biliniyor. Bu gerçek, özellikle büyük montanlı ve kompleks soruşturmalar yönünden uzmanlık bilgi ve birikiminin ne denli önemli olduğunu ve Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanunda somut ifadesini bulan, -şu sıralarda ise, Teşkilat Kanunlarındaki düzenlemelerle- teftiş kurullarının tasfiyesi düşüncesinin yanlışlığını da ortaya koyuyor. Bazı basın organlarımızda  yer aldığı üzere, üniversitelerdeki yolsuzluk olaylarının artmasındaki temel nedenin de, uzmanlık bilgi ve birikimine dayanmayan denetim eksikliği olduğu ifade edilmişti. Radikal Gazetesi yazarlarından Funda Özkan, 15 Şubat 2005 tarihli yazısında bir tanıdığına atfen "Hiçbir yolsuzluk yoktur ki bir müfettiş raporuna konu edilmesin. Birileri  sümen altı etmiştir, o başka” cümlelerine yer vermişti. Teftiş kurullarının yolsuzlukla mücadeledeki katkısı, -Susurluk, Nesim Malki, Emlak Bankası, İmar Bankası, Neşter, Paraşüt, Akrep gibi operasyonlar da örnek verilerek- çeşitli platformlarda sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve değerli gazeteci-yazarlarımız tarafından defalarca dile getirilmesine karşın bu konudaki siyasi ve bürokratik tercihin değiştirilmesi konusunda bir ilerleme sağlanamamıştır. Umarız, son olaylar, anılan tercihin sorgulanmasına ve öz eleştiri mekanizmalarının işletilmesine vesile olur. Yukarıda verilen örnekler yolsuzlukla mücadelede Cumhuriyet savcılarının en önemli partnerinin teftiş kurulları olduğunu, tasfiyeleri bir yana, daha da güçlendirilmeleri ve savcılarla işbirliği olanaklarının daha da arttırılması gereğini gözler önüne seriyor.

Teftiş kurullarının, yolsuzlukla mücadele ve iyi yönetimin geliştirilmesi  bağlamındaki katkılarına ilişkin yorumumuz, sadece Türkiye pratiğinin değil; uluslararası uygulamaların incelenmesiyle de ortaya çıkan bir sonuçtur. Kıta Avrupası’nda zaten var olan teftiş (inspection) sisteminin, son yıllarda İngiltere gibi bazı anglo-sakson ülkelerinde de yükselen değer olduğu biliniyor. İngiltere Başbakanlığı Kamu Reformları Ofisinin hazırladığı “Kamu Kuruluşlarının Teftişi Üzerine Hükümet Politikaları” (The Goverments Policy on Inspection of Public Services) ve “Gelişme İçin Teftiş” (Inspecting For Improvement)” isimli kitapçıklar bu savımızın son kanıtlarıdır.

Avrupa Konseyinin Yolsuzlukla Mücadelede Yirmi Temel İlke Kararının 11 ve 12’ nci maddeleri “Kamu yönetiminin ve kamu kesiminin faaliyetlerine uygun denetim prosedürlerinin uygulanmasını  sağlamak” ve  “Denetim prosedürlerinin kamu yönetimindeki yolsuzlukların tespiti ve önlenmesinde rol oynamasını kabul etmek” içeriklidir. BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesinin 9 ncu, Avrupa Birliği Aday Ülkelerde Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesine İlişkin On İlke isimli metnin 3 ncü, Gümrükler İşbirliği Konseyi  Arusha Deklarasyonunun “İç denetim düzenlemeleri şüphe edilen tüm yolsuzluk ve kötü yönetim uygulamalarını teftiş etme özel görevine sahip olan bir içsel birim tarafından hazırlanmalıdır” içerikli 6 ncı, Uluslararası Para Fonu (IMF) Mali Saydamlık İyi Uygulamalar Tüzüğünün 4 ncü maddeleri aklımıza ilk gelen diğer uluslararası hükümler olarak sıralanabilir.

Teftiş kurullarının yerine ikame edilmek istenen iç denetim sisteminin ise,  soruşturma işlevinin bulunmadığı açık olup,  teftiş kurullarının kaldırılması halinde soruşturma hizmetlerinin kimler tarafından, nasıl yerine getirileceği sorusu şu ana kadar yanıtlanabilmiş değildir. Oysa teftiş kurullarının en önemli işlevleri, hukuka uygunluk denetimi ile bir kısmı yasalarla da hükme bağlanmış soruşturma hizmetleridir. Bu soruşturmaların, Danıştay kararları ve tüzük hükümleri uyarınca göreli de olsa mesleki güvencelere sahip müfettişler tarafından yürütülmesi, aslında memurlar ve diğer kamu görevlileri yönünden güvence niteliğindedir. Oysa, Müfettişlerin yerine ikame edilecek iç denetçilerin; iktidarla birlikte gelip gitmesi öngörülen müsteşar veya genel müdürlere bağlanması nedeniyle  “siyasi memur” haline getirilmeleri ve yaptıkları denetimlerin nesnelliğinin ve bilimselliğinin tartışılması kaçınılmaz olacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde sadece federal düzeyde değil, eyaletler düzeyindeki denetim birimlerinde de soruşturma departmanları bulunmaktadır. Örneğin ABD’nin Florida Eyaleti Ulaştırma Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı; İç Denetim Direktörlüğü (Bilgi teknolojileri denetimi, finansal hizmetler denetimi, performans denetimi), Soruşturma Direktörlüğü (Yolsuzluk, kötü yönetim), Dış Denetim Direktörlüğü (Sözleşmeli denetim, danışman hizmetleri denetimi, inşaat hizmetleri denetimi) departmanları ve fonksiyonlarından oluşmakta; Çevre Bakanlığı Teftiş Kurulu’nda ise; Denetim Direktörü, Program, İncelenme ve Geliştirme Direktörü ve Soruşturma Direktörü bulunmaktadır. 

Sonuç olarak; Türkiye ve dünya pratiğinde yolsuzlukla mücadelenin asli aktörlerinden olan teftiş kurullarının kaldırılması halinde, yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin eskisinden çok daha fazla artacağı kuşkusuzdur. Bu nedenle, tasfiyeleri bir yana, çağdaş teftiş normları doğrultusunda güçlendirilmeleri  ve mesleki güvencelerle donatılmaları gerekmektedir.

Yazımızın giriş paragrafıyla bağlantılı olarak üzerinde durulması gereken bir başka husus, kamu ihale sistemidir. Son olaylar, kamu ihale sistemimizin kamu alımlarında saydamlığın ve rekabetin sağlanması, hesap verme sorumluluğunun geliştirilmesi ve risk yönetimi konularında yeterli olmadığını göstermektedir.     

            Bu nedenle; Devlet İhale Kanunu başta olmak üzere kamu ihale sistemi,  uygulamadaki aksaklıklar da dikkate alınarak, yeniden gözden geçirilmeli ve sistemin yeniden yapılandırılması çalışmaları sırasında, OECD ve Avrupa Birliği müktesebatının yanı sıra, Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesinin “Kamu Alımları” başlıklı 9’ncu maddesi ve Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Kamu Alımları Uzmanlar Grubunun hazırladığı “Devlet İhalesine İlişkin Bağlayıcı Olmayan İlkeler” başlıklı deklarasyon da dikkate alınmalıdır.