YABANCI SERMAYE: TERCİH Mİ, MECBURİYET Mİ?

 

            Günümüzde, yabancı sermaye hususunda yoğun tartışmalar yaşanmaktadır. Toplumun, özelliklede ekonomi ve siyasi çevrelerin bir kesiminin yabancı sermayeyi, ülke kaynaklarının yabancıların kontrolüne geçeceği endişesi nedeniyle büyük bir risk olarak algıladığı; diğer kesimin ise dışarıdan ülkemize gelen paranın, istikrarın sağlanmasına ve zenginleşmeye katkı sağlayacağını ileri sürdüğü görülmektedir.

            Bizde bu tartışmalara küçükte olsa bir ışık tutabilmek amacıyla, yabancı sermaye hususunda son yıllarda yaşanan gelişmeleri araştırarak, ortaya bir fikir çıkarmaya çalıştık.

            Öncelikle “Yabancı Sermaye” deyiminin, T.C. Merkez Bankasınca hazırlanan Ödemeler Dengesi tablosunda “Sermaye ve Finans Hesapları” başlığı altında gösterilen ve yabancı ülkelerden ülkeye giren tutarları ifade ettiğini vurgulamak gerekmektedir.  

Geçmişten günümüze yabancı sermayenin seyri incelendiğinde, özellikle 2003 yılından itibaren ülkemizde, yabancı sermaye girişi yönünden önemli sayılabilecek gelişmeler gözlenmektedir. T.C. Merkez Bankası verilerine göre; yabancı sermayeyi oluşturan kalemlerden sadece birisi olan doğrudan yabancı yatırımlar dikkate alındığında dahi, 1975-2006 aralığını kapsayan 32 yıllık zaman dilimde, ülkemize gelen doğrudan yabancı yatırım tutarı toplamı 49.376 Milyon USD iken, bu rakamın 34.245 Milyon USD’lik kısmının yani % 69’unun 2003-2006 dönemini kapsayan son dört yılda gerçekleştiği görülmektedir.

Dış Ödemeler Dengesine İlişkin Gelişmeler

            T.C. Merkez Bankası verilerine göre; Türkiye’nin Ödemeler Dengesi Tablosunu oluşturan, İhracat, İthalat, Dış Ticaret Açığı, Cari Açık, Sermaye ve Finans Hareketleri başlıkları altında yer alan rakamlar, 1999-2006 yıllarını kapsayan dönemde aşağıdaki tabloda gösterildiği şekilde gerçekleşmiştir. 

                                                                                                                                    (Milyon USD)

YILLAR

(1)

İTHALAT

(2)

İHRACAT

(3)

DIŞ TİCARET AÇIĞI

(4)

CARİ DENGE

(5)

DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR (FİİLİ GİRİŞLER)

(6)

PORTFÖY YATIRIMLARI

(7)

DİĞER YATIRIMLAR

1999

40.671

 26.588

- 14.083

- 1.340

783

3.429

1.782

2000

54.502

27.775 

- 26.748

- 9.821

982

1.022

11.801

2001

41.399

31.334 

- 10.065

+ 3.392

3.352

- 4.515

- 2.677

2002

51.554

36.059 

- 15.495

- 1.524

1.137

- 593

7.190

2003

69.340

47.253 

- 22.087

- 8.036

1.752

2.465

3.424

2004

97.540

63.167 

- 34.373

- 15.601

2.883

8.023

4.187

2005

116.774

73.476 

- 43.298

- 22.603

9.813

13.437

16.174

2006

137.449

85.309 

- 52.140

- 31.679

19.797

7.360

14.194

Toplam

609.229 

390.961

-218.289

-90.604

40.499

30.628

56.075

Kaynak: TCMB

 

            Bu tablodan, 1999 yılına göre 2006 yılsonu itibariyle ihracatın 3,21 kat, ithalatın 3,38 kat arttığı, buna bağlı olarak dış ticaret açığının ise aynı dönemde 3,70 kat büyüyerek 52.140 Milyon USD’ye ulaştığı anlaşılmaktadır.

            İncelenen dönemde, bavul ticareti, turizm gelirleri, işçi dövizleri gibi ülkeye döviz kazandıran faaliyetler sonucu ortaya çıkan girdilerin, dış ticaret açığı tutarından mahsup edilmesi sonucunda oluşan ve cari denge olarak adlandırılan, tablonun 4 numaralı sütununda gösterilen rakamlara ulaşılmaktadır. 1999-2006 yıllarını kapsayan bu dönemde, 2001 yılı dışında cari dengenin negatif olduğu görülmektedir. Bu durum ise cari açık olarak adlandırılmaktadır. İzlenen kur ve enflasyon politikası nedeniyle 2000 yılında 9.821 Milyon USD cari açık gerçekleşmiş, bu açık ise Kasım 2000 ve Şubat 2001’de yaşanan ekonomik krizin başlıca nedeni olarak gösterilmiştir. İzlenen kur ve faiz politikalarının değiştirilmesi, sağlanan dış krediler gibi etkilerle 2001 yılında gerçekleşen cari dengenin pozitif olduğu ve 3.392 Milyon USD cari fazla verildiği görülmektedir. Ancak 2002 yılından itibaren cari denge yeniden negatife dönmüş, gerçekleşen cari açıklar her geçen yıl büyüyerek günümüze değin sürmüş, 2006 yılsonu itibariyle 31.679 Milyon USD tutarına ulaşmıştır. 

Ülkemizde olduğu gibi, ithalatın ihracattan fazla olduğu ülkelerde oluşan dış açıklar, bu açıkların finansmanı sorununu da ortaya çıkarmaktadır. Merkez Bankası tarafından Türk Lirası basılarak, basılan bu para ile yurt dışından mal satın alınamayacağına göre, ülkeye bir şekilde döviz girdisi sağlanmalı, ülkeye giren bu dövizler ile de dış açıkların finanse edilmesi gerekmektedir. Bu noktada ise yabancı sermayenin önemi ortaya çıkmaktadır.

Yabancı Sermaye

Türkiye’nin ödemeler dengesi tablosunda yer alan “Sermaye ve Finans Hesapları” üç alt başlık altında toplanmaktadır. Doğrudan Yatırımlar, Portföy Yatırımları ve Diğer Yatırımlar. Rakamların irdelenmesine geçilmeden önce, bu alt başlıkların ne anlama geldiğinin açıklanması gerekir.

Doğrudan Yatırımlar: Yatırımcının kendi ülkesi dışında bir ülkede yaptığı yatırımdır. Burada yatırımcının amacı, yatırım yaptığı kuruluşun yönetiminde etkili olmaktadır. Yabancı bir yatırımcının; Türkiye’de mevcut bir şirketin bir kısmını yada tamamını satın almak,  tamamen yeni bir şirket kurup iktisadi faaliyet yapmak gibi amaçlarla Ülkemize getirdiği sermaye doğrudan yatırım olarak adlandırılmaktadır. Faaliyet sonucu elde edilen karın ülke dışına çıkartılmayıp sermayeye ilave edilmesi, ana şirket ile yatırım yapılan şirket arasındaki borçlanma faaliyetlerinden doğan sermaye hareketleri de doğrudan yatırımlar kalemi içerisinde değerlendirilmektedir. Türk Telekom’un özelleştirilmesi, Finansbank, Dışbank, Akbank gibi bankaların bir kısmının yabancılara satılması, Tekel Alkollü İçkiler’in özelleştirilmesinin ardından yabancı bir şirkete satılması gibi faaliyetler sonucu ülkeye giren yabancı sermaye Doğrudan Yatırım olarak adlandırılabilir. 

Portföy Yatırımları: Kısaca menkul değerlere yapılan yatırım olarak tanımlanan portföy yatırımları, genellikle devlet tahvilleri, hazine bonoları yada özel kuruluşların bono ve tahvilleri ile hisse senetlerinin satın alınması amacıyla yurt dışından getirilen sermayedir.

Doğrudan yatırımlar ile Portföy yatırımları arasında önemli farklar bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi yatırımın amacıdır. Doğrudan yatırımlarda, yabancı ülkede yapılan yatırımın yönetimi ve denetimi amaçlanmakta iken, portföy yatırımlarında böyle bir amaç söz konusu değildir. Portföy yatırımcısının öncelikli ilgi alanı, sermayenin güvende olması ve getirisidir. İkinci önemli fark ise, doğrudan yatırımlarda yatırımcının, sermaye ile birlikte üretim teknolojisi ve işletmecilik bilgisini de getirmesidir. Portföy yatırımlarında ise yatırımcının sermayeden başka bir katkısı bulunmamaktadır.

Diğer Yatırımlar: Doğrudan yatırım, portföy yatırımları ve rezerv dışında kalan diğer tüm sermaye hareketleri bu bölümde yer almaktadır. Bu bölümde Ticari Krediler (Ticaretin finansmanı amacıyla satıcıdan sağlanan krediler), Krediler(IMF kredileri gibi), Efektif Mevcutları ve Mevduat Hesapları (Elde tutulan efektif cinsi yabancı paralar ile bankalarda tutulan yabancı para mevduat hesapları), Diğer Varlık ve Yükümlülükler şeklinde alt başlıklara ayrılmaktadır.

Bu açıklamaların ardından ülkemize gelen yabancı sermayenin nitelikleri itibariyle irdelenmesi daha doğru olacaktır.

1999 – 2006 yıllarını kapsayan dönemde Ülkemize gelen dorudan yatırım tutarı 40.499 Milyon USD’dir. Bu tutarın 29.610 Milyon USD’lik bölümü (% 73’ü) 2005 ve 2006 yıllarında ülkemize girmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, ülkemize giren yabancı sermayenin doğrudan yatırım olarak nitelenen kısmı ülkemizde kalıcı mahiyettedir. Bu nitelikte olan sermaye tutarının ise ne kadarının istihdam artırıcı yeni yatırımlarda kullanıldığı, ne kadarının ise mevcut işletmelerin satın alınmasında kullanıldığının tespiti için Hazine Müsteşarlığımızca verilen yatırım teşviklerinin incelenmesi gerekmektedir.

2003-2006 yılları arasında Hazine müsteşarlığınca teşvik belgesine bağlanan yabancı sermaye tutarı araştırıldığında aşağıdaki tablo ile karşılaşılmaktadır.

Uluslar arası Sermayenin Yatırımlarına Verilen Teşvik Belgeleri

 

Yıllar

Toplam Yatırım (Milyon USD)

Belge Adedi

Yabancı Ortak Payı

Yabancı Yatırım Tutarı

(Milyon USD)

2003

1.751

222

71,8

1.257

2004

3.834

211

41,7

1.599

2005

3.484

231

51,7

1.801

2006

1.802

151

36,1

651

Toplam

10.871

5.308

Kaynak: Hazine Müst.

2003-2006 döneminde ülkemize giren doğrudan yabancı yatırım tutarının 34. 245 Milyon USD, yine aynı dönemde ülkemize giren toplam yabancı sermayenin ise 103.509 Milyon USD olduğu dikkate alındığında ortaya çıkan tablo ürkütücü boyuttadır. Şöyle ki, ortaya çıkan bu tablo 2003-2006 yıllarını kapsayan 4 yıllık dönemde, ülkemize gelen toplam yabancı sermayenin sadece  % 5’inin, aynı dönemde ülkemize giren doğrudan yabancı yatırım tutarının ise sadece % 16’sının üretim ve istihdama yönelik yeni ve/veya ilave yatırımlarda kullanıldığını göstermektedir. Kalan kısmıyla da Türk Telekom, Telsim, Dışbank, Finansbank, Akbank gibi kuruluşların hisselerinin satın alındığı, bu satış işlemlerinin de üretim ve istihdam artışına yönelik herhangi bir katkısının olmadığı açıktır.

1999-2006 döneminde, Ülkemize Portföy Yatırımları amacıyla gelen yabancı kaynaklı sermaye tutarının 30.628 Milyon USD (net girişler) olduğu görülmektedir. Sadece 2003-2006 yıllarını kapsayan dönemde portföy yatırımı amacıyla ülkeye giren yabancı kaynaklı sermayenin 31.285 Milyon USD olması dikkati şayandır. Bu tutarlarında geliş amacı doğrultusunda, yabancılar tarafından İMKB’de hisse senedi alımı, hazine bonosu ve devlet tahvili alımı için kullanıldığı aşikardır. 

1999-2006 yıllarında ülkemize gelen ve Diğer Yatırımlar kalemine kaydedilen yabancı kaynaklı sermayenin tutarı ise 56.075 Milyon USD’dir. Bunun 30.368 Milyon USD’lik kısmının (% 54’ünün) son iki yılda ülkeye girdiği anlaşılmaktadır. Diğer yatırımlar adıyla ülkemize gelen yabancı kaynaklı sermayenin ise neredeyse tamamının, özel sektör firmalarının yurt dışından gerçekleştirdiği borçlanmalar olduğu bilinmektedir.

1999-2006 yıllarına ilişkin toplam rakamlar irdelendiğinde ise, bu döneme ilişkin dış ticaret açığının 218.229 Milyon USD, cari açığında 90.604 Milyon USD olduğu görülmektedir. Gerek dış ticaret gerekse cari açık tutarları 2006 yılında rekor seviyelere ulaşmıştır. Buna karşın incelenen dönemde, gerçekleşen yabancı sermaye girişinde de rekorlar kırılmış, 127.202 Milyon USD düzeyine ulaşılmıştır. Sadece 2003-2006 yıllarını kapsayan dönemde ülkemize giren toplam yabancı sermaye 103.509 Milyon USD’dir.

Görüleceği üzere ülkemize, 1999-2006 yılları arasında oluşan cari açıktan daha fazla miktarda yabancı kaynak girmiştir. Bu fazlalığın tutarı ise 36.598 Milyon USD’dir. Cari açıktan daha fazla yabancı sermayenin ülkeye girişi, T.C. Merkez Bankası rezervlerinin artmasına sebep olmuş, nitekim 1999 sonu itibariyle 23.177 Milyon USD olan resmi rezerv tutarı, 2006 yılsonu itibariyle 63.186 Milyon USD’ye ulaşmıştır. Cari açık tutarından daha fazla miktarda yabancı sermayenin ülkeye girmesinin teşvik edilmesi şeklindeki politikanın sonucu olarak, döviz kurları iyice gerilemiş, ithalat daha da canlanmıştır. 

Sonuç

Sonuç itibariyle, Ülkemize gelen yabancı sermaye tutarlarında özellikle 2003-2006 yılları arasında ciddi bir artış kaydedildiği açıktır. Yukarıda da açıklandığı üzere, 2003-2006 döneminde ülkeye giren yabancı sermaye toplamı 103.509 Milyon USD’dir. Bu tutarın ise sadece 34.245 Milyon USD’lik bölümü, her hangi bir kuruluşa ana sermaye olarak konmuştur. Kalan 69.264 Milyon USD’lik kısmı ise ya İMKB’de hisse senedi satın alınması, ya da resmi ve özel kuruluşlara kredi verilmesi amacıyla kullanılmıştır. Bu dönemde gelen yabancı sermayenin sadece ve sadece 5.308 Milyon USD.lik kısmı üretim ve istihdama katkı sağlayacak yeni ve/veya ilave yatırımlar için kullanılabilmiştir. Bu tespitten çıkarılması gereken sonuç, 2003-2006 döneminde ülkemize gelen yabancı sermayenin % 67’sinin (69.264  Milyon USD), gerçek anlamda kalıcı sermaye olmadığı, sıcak para olarak tanımlanan türden bir sermaye olduğudur.

Şüphesiz yabancı ülkelerden gelen sıcak paranın ekonomiye olumlu yada olumsuz bir çok etkisi bulunmaktadır. Bu etkiler ayrı bir yazı konusu olmakla birlikte, amacımız başka bir hususa dikkat çekmektir.

Yazının başında da belirtildiği gibi, IMF önerilerinin de etkisiyle 2002 yılından itibaren düşük kur - yüksek faiz şeklinde özetlenebilecek bir ekonomik politika izlenmektedir. İzlenen bu politika gereği 2002 yılsonunda 1,64 YTL olan USD kuru bugün 1,35 YTL seviyelerine kadar gerilemiştir. İzlenen bu politika, göreceli olarak ithal malları ucuzlatmış, hane halkı gelirlerinde reel anlamda önemli bir değişiklik olmazken USD bazında önemli artışlara sebep olmuştur. Nitekim, 2002 yılı itibariyle 2.500 USD olan kişi başına milli gelirin günümüz itibariyle 5.500 USD’ye yükseldiği her fırsatta dile getirilmektedir. Düşük kur uygulaması ithalatı artırmış ancak, ihracatta çeşitli engeller ortaya çıkarmış, ihracat artış hızı ithalatı yakalayamamıştır. Bu durum ise dış ticaret açığının, dolayısıyla cari açığın büyümesine neden olmuş ve dış ticaretin finansmanı sorununu ortaya çıkarmıştır. Uygulanan bu politikaların, ithalatı canlandırmak suretiyle yurtiçi üretimi sekteye uğratması gibi çok önemli olumsuz etkilerinin yanı sıra, özellikle düşük kur politikasıyla, hane halkı gelirlerinde göreceli bir artış sağlanmış, ithal malların ucuzlamasıyla da tüketim talepleri karşılanmaya çalışılmış, bu bağlamda ortaya çıkan sistem ekonomide bir rahatlama ve istikrar olarak algılanmaya başlanmıştır. Bu düzenin devamının sağlanması için dış ticaretin finanse edilebilmesi önemli bir sorun ve zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Dış ticaretin, en önemli finansman kaynağı da yabancı sermayedir.

Ülkeye gelecek yabancı sermayeye yüksek faiz vermek, bu sorunun çözüm yollarından birisidir ve derhal uygulamaya konulmuştur. Ancak, tek başına bu uygulama,  sorunun çözümü için yeterli bulunmamıştır.

Kısa vadede ekonomik çalkantıların yaşanmaması için adeta, düzenli bir gelir kaynağı gibi yabancı sermaye girişine ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacın ise özellikle özelleştirme kapsamındaki kuruluşların yabancılara satılması, yine arsa – arazilerin yabancılara satılması gibi yöntemlerle, ülkeye döviz girişinin düzenli hale getirilmesiyle karşılandığı açıktır.

Ülke olarak gelinen noktada, uygulanan ekonomik politikaların devamının, ülkeye girecek yabancı sermayeye ve bunun miktarına sıkı sıkıya bağlı olduğunu söylemek en doğru tespit olacaktır. Yabancı sermaye girişinin durduğu yada dış açığı finanse edecek miktarların altına düştüğü gün, kur ve YTL faizlerinde çalkantılar başlayacak, bu gün itibariyle 100 Milyar Dolara ulaştığı bilinen sıcak para da ülkeyi terk etmeye başladığı anda, 2001 krizinden birkaç kat daha büyük bir krizin yaşanması kaçınılmaz hale gelecektir.

2003 yılından itibaren izlenen ekonomik politikalar sonucunda kurgulanan sistemin sürdürülmesi, ülkeye yabancı sermaye girişinin devamlılığına bağlıdır. Bu, sistemin olmazsa olmaz kuralıdır. O halde, özelleştirme yada toprakların yabancılara satılması gibi adı ne konulursa konulsun, yabancı sermayeyi ülkeye çekecek uygulamaların devamı ve yaygınlaştırılması şarttır. Bu noktada, yabancı sermayenin, ekonomik büyümenin sürdürülebilmesi için başvurulacak kaynaklar arasından seçimlik bir tercih olmaktan çıktığı ve zorunlu bir şarta dönüştüğü, yurt dışından ülkemize gelecek 5 Doların, ülke içinde bulunan 10 Dolardan daha değerli hale geldiği açıktır. Dolayısıyla bir arsanın, toprak parçasının, milli özel sektör işletmesinin yada özelleştirme kapsamındaki bir kamu varlığının, yurt içinde yerleşik bir şahsa yurt içinde bulunan Bir Milyar Amerikan Doları karşılığında satmaktansa, yurt dışından gelecek Beşyüz Milyon Dolara satılması için her yol denenecektir. Bu noktada ise yabancıya satışın tercih olmaktan çıkıp mecburiyete dönüştüğünü söylemek abartılı bir yaklaşım olmayacaktır.

Mayıs, 2007

   

                                                                                                           Hasan GÜNGÖR

                                                                                            T.C. Denizcilik Müsteşarlığı Müfettişi

 İlk sayfa          Ana sayfa

 

Kaynak:

TCMB, Hazine, DTM