RÜŞVETİN BASİT HALLERİ (*)

 

   
R. Bülent TARHAN
   
Başbakanlık Başmüfettişi
     
   

         

Rüşvetin tarihi, neredeyse devletlerin tarihi kadar eskidir:
Sümerolog Veysel Donbaz'ın çözdüğü İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan M.Ö. 4000 yıllarına ait bir Sümer tableti, rüşvetin ilk belgesi niteliğindedir. Eski Çin'de rüşveti önlemek üzere memurlara maaşlarına ek olarak "yang-lien" adıyla bir ek ödemede bulunulduğu bilinmektedir. İki bin yıl önce Hint Kralı Kathilya rüşveti konu alan "Arthastra" adlı bir kitap yazmıştır. Dante, yedi yüz yıl önce, rüşvetçileri cehennemin en derinine koyarak, ortaçağda yolsuz davranışlara duyulan  nefreti yansıtmıştır. Shakespeare, bazı oyunlarında rüşvete yer vermiştir.
Tarihçiler, Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünü hazırlayan önemli nedenler arasında “rüşvet”in de bulunduğunu yazmaktadır. Bu eserlerden en önemlileri Lütfi Paşa’nın 16 ncı yüzyılda yazdığı Asafname’si, Koçi Bey’in 17 nci yüzyılda yazdığı kendi adıyla anılan Risalesi ve Defterdar Sarı Mehmet Paşa’nın 1703 yılında Üçüncü Ahmet’e sunduğu Nasa-ih ul-Vuzara va al-Umara adlı eserleridir.
“Rüşvet” olgusunun tarihsel süreç içindeki gelişimine bakıldığında nitelikli rüşvet kadar, basit rüşvetin de toplumsal çürümede önemli bir etken olduğu görülür. Nitelikli rüşvet “hortum” ise, basit rüşvet “pipet”tir. Hiç kuşku yok ki; pipet kullanımı, hortum kullanımından çok daha yaygındır. Basit rüşvetin görülme sıklığı, yani yaygın oluşu, önlem alınmadığı takdirde kanıksanmasına yol açmaktadır.
Bu nedenledir ki; yasa koyucu, 765 sayılı (eski) Türk Ceza Kanununda “basit rüşvet” suçunu, suçun failleri ve yaptırım yönünden nitelikli rüşvetten çok da farklı görmemiştir. Eski yasada; memurun, “kanun ve nizam hükümlerine göre yapmak zorunda olduğu şeyi yapmak veya yapmamak zorunda olduğu şeyi yapmamak için rüşvet alması veya bir vaat veya taahhüt kabul etmesi” “basit rüşvet” olarak tanımlanmış; bu fiil, 4-10 yıl ağır hapis cezası, sağlanan çıkarın beş misli para cezası, memuriyetten müebbetten men cezası ve rüşvete konu olan para veya sair eşyanın zor alımına karar verilmesi gibi ağır yaptırımlara bağlanmıştır. “Basit rüşvet”de de; rüşvet veren de (raşi) rüşvet alan da (mürteşi) suçun asli failleridir. Bu yönden “fiilin, yapılması gereken işin yapılmaması veya yapılmaması gereken işin yapılması için işlenmesi” olarak tanımlanan “nitelikli rüşvet”le “basit rüşvet” arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü; bir karşılaşma suçu ve doğası gereği çok failli olan rüşvet suçunda; rüşvet veren -irtikap suçunda olduğu gibi- kamu görevlisinin mağduru değil, kamunun menfaatlerine zarar veren bir hareketin gerçekleştirilmesinde rüşvet alanla işbirliği yapan kimsedir. 
Yolsuzlukla mücadele konusunda uluslararası bir saygınlığa sahip olan Shleifer ve Vishny kamu görevlilerinin hukuka aykırı bir hizmet için rüşvet almalarını (yani nitelikli rüşveti) hırsızlık vasıtasıyla yolsuzluk (corruption with theft), hukuka uygun hizmet için rüşvet almalarını (yani basit rüşveti) ise hırsızlık olmaksızın yolsuzluk (corruption without theft) olarak değerlendirmektedirler. (1)
Türkiye’nin taraf olduğu uluslarası sözleşmelerde de basit rüşvete yer verilmektedir. Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesinin “Ulusal Kamu görevlilerinin Rüşveti” başlıklı 15’nci maddesinin (a) fıkrasında “Bir kamu görevlisine, resmî görevlerinin ifası zımnında hareket etmesi”  (b) bendinde ise; “Bir kamu görevlisinin, resmî görevlerinin ifası zımnında hareket etmesi” için, kendisi ya da üçüncü bir kişi yahut kuruluş lehine, doğrudan ya da dolaylı olarak, haksız bir menfaat talep veya kabul etmesi rüşvet olarak tanımlanmaktadır. Görüldüğü gibi BMYMS’de de “basit rüşvet” suçu ve dolayısıyla menfaat temin edenin de, menfaat sağlayanın da suçun faili olduğu kabul edilmektedir. 27 Ocak 1999 tarihli Avrupa Konseyi Yolsuzlukla Mücadeleye İlişkin Ceza Hukuku Sözleşmesinin 2’nci ve 3’ncü maddelerinde de “görevini yerine getirmesi için” ibareleriyle “basit rüşvet”e gönderme yapılmaktadır.
Tüm bu gerçeklere karşın,  5235 sayılı Türk Ceza Kanununun  “Rüşvet” başlıklı 252’nci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan tanımla “basit rüşvet”, “nitelikli rüşvet” ayırımı terk edilmiş; “basit rüşvet”e konu olan fiil, “Görevi kötüye kullanma” başlıklı 257’nci maddenin kapsamına alınmıştır. Anılan maddenin 3’ncü fıkrası: “İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır” içeriklidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2005/4.MD-96 E, 2005/118 K.  Sayılı ve 18.10.2005 tarihli kararına göre:
5237 sayılı TCY'nin, (…) 257. maddesinde düzenlenen ‘Görevi kötüye kullanma’suçu; 765 sayılı Yasanın 240. maddesinde yer alan ‘görevde yetkiyi kötüye kullanma’, 230. maddesindeki ‘görevi ihmal’, 228. maddesinde düzenlenen ‘görevde keyfi davranış’ ve 212/1. maddesindeki ‘basit rüşvet alma’ suçlarının karşılığını oluşturmaktadır.” Fiilin; tek failli bir suç haline geldiği, rüşvet suçunun maddi unsuru olmaktan çıkartıldığı ve yaptırımlarının önemli boyutlarda zayıflatıldığı, madde metni ve karardan açıkça anlaşılmaktadır. Bundan böyle, bu fiili işleyen kamu görevlisinin kamu haklarından yasaklanması veya kendisine Devlet Memurları Kanuna göre “Devlet memurluğundan çıkarma” yaptırımının uygulanması söz konusu olmayacaktır.
Bu düzenlemenin; manifesto tanzimi, ruhsat ve tapu gibi işlemlerin ifası sırasında, ‘arasına banknot sıkıştırılmış dosya’ sayısını eskisinden çok daha fazla arttıracağı açıktır. Sıkça rastlanan bu fiilin, “rüşvet” suçu kapsamından çıkarılması, yolsuzlukla mücadeleye de ciddi biçimde zarar verecektir.

(*) Güncel Hukuk Dergisi'nin 2008/1 (Ocak) sayısında yayımlanmıştır.


(1) Shleifer, Andrei ve Vishny, Robert W. (1993) “Corruption”,  Qarterly Journal of Economics Vol.108 Sayı:3 Ağustos, s. 599-617