Basın Açıklamasında hazır bulunanlar;

1-DEVLET DENETİM ELEMANLARI DERNEĞİ (DENETDE), GENEL BAŞKAN ATILAY ERGÜVEN,
2-ULUSAL GÜÇBİRLİĞİ HAREKETİ, BAŞKAN PROF.DR.ANIL ÇEÇEN,
3-KIBRIS TÜRK KÜLTÜR DERNEĞİ, BAŞKAN YARDIMCISI AHMET GÖKSEN,
4-TIP KURUMU, BAŞKAN OP.DR.MEHMET ALTINOK,
5-İNSAN VE KÜLTÜR VAKFI, BAŞKAN VEHBİ CANBİLEN,
6-BATI ANKARA SANAYİCİ VE İŞ ADAMLARI DERNEĞİ, YÖNETİM KURULU ÜYESİ BAHRİ KÜPELİ,
7-T.C. ZİRAAT BANKASI KOOPERATİF MÜFETTİŞLERİ DERNEĞİ BAŞKAN İBRAHİM AKTAŞ,
8-TÜRKİYE İŞÇİ EMEKLİLERİ CEMİYETİ, ÇANKAYA ŞB.BAŞKANI MEHMET HÖÇ

30.11.2002

BASIN AÇIKLAMASI

KIBRIS ÜZERİNE OYNANAN OYUNLAR

Kıbrıs 1571 yılında Lala Mustafa Paşa yönetimindeki Osmanlı Ordusu tarafından tarihin en çok şehit verilen fetihlerinden biri ile 80.000 şehitle Türk idaresine geçmiştir.

Rus tehdidini ileri süren İngilizler bir oyunla Osmanlı’nın izni ile müttefik sıfatıyla geçici olarak 4 Haziran 1878’de Kıbrıs’a girmişlerdir. I. Dünya Savaşına kadar da bu varlığını sürdüren İngiltere 1914 yılında Osmanlı’nın karşısında savaşta yer alarak Kıbrıs’ı sömürgesi ilan etmiştir.

1931 yılında Kıbrıs Rumları Yunanistan’a bağlanmak isteği ile İngiliz yönetimine isyan etmiş, bu isyan sırasında zarar gören yine adadaki Türkler olmuştur. 1955 yılında da Rumlar “EOKA” isimli tedhiş örgütünü kurmuş, adayı Yunanistan’a bağlamak olan “ENOSİS” hayali ile adada huzuru bozarak, çatışmaları şiddetlendirmek suretiyle Türkler adadan kaçırılmaya çalışılmıştır.

Bunun sonucunda da; Kıbrıs’da savunma amacıyla Türk Mukavemet Teşkilatı 1958 yılında kurulmuştur. 1960 yılında Londra ve Zürih Anlaşmaları ile “Kıbrıs Cumhuriyeti” kurulmuş ve bu anlaşmalara göre Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Garantör Devlet statüsünü almışlardır.

1963 yılına gelindiğinde Rumlar Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın değişmez hükümlerini değiştirmek suretiyle Türkleri tüm anayasal haklardan ve kurumlardan mahrum ettiler ve 21 Aralık 1963 günü yaşanan “Kanlı Noel” ile Rumlar Türklere karşı Soykırıma başladılar.

Türk uçakları 25, 26 Aralık 1963’de Kıbrıs semalarında uyarı uçuşlarını gerçekleştirdi. 26 Aralık 1963’de Lefkoşa tarihinde ilk kez “Yeşil Hat” ile İngilizler tarafından ikiye bölündü. Durumun ciddiyetini anlayan BM Güvenlik Konseyi 4 Mart 1964 tarihinde Kıbrıs’ta Barış Gücü görevlendirmek zorunda kaldı. Bu dönemde sadece Rumlar tarafından temsil edilen Kıbrıs Cumhuriyetine Türkiye tarafından da sessiz kalınması sonucunda 8, 9 Ağustos 1964 tarihinde Rumlar tarafından Erenköy saldırısı yapıldı. Ada Türkleri bu baskına direndiler. Bu sırada Hükümetin düşmesi sebebiyle Türkiye’deki siyasi istikrarsızlıktan da yararlanan Makarios Yönetimindeki Rumlar Boğaziçi ve Geçitkale’ye saldırdılar.

15 Temmuz 1974 yılında Yunan Subayları ile birlikte Nikos Sampson’un adada Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak amacıyla yaptığı darbe sonucu Makarios Kıbrıs’dan kaçtı ve 19 Temmuz 1974 tarihinde BM yaptığı konuşmada “Kıbrıs Yunan Ordusu tarafından işgal edildi” dedi. 20 Temmuz 1974 günü de Türkiye Londra ve Zürih anlaşmalarının tanıdığı Garantörlük yetkisini kullanarak, Adadaki Türklere ve Rumlara Barışı getirmek üzere Barış Harekatını gerçekleştirdi. 16 Ağustos 1974 tarihinde de ateşkes sağlandı.

13 Şubat 1975 tarihinde Kıbrıs Türk Federe Devleti ilan edildi. 15 Kasım 1983 tarihinde ise bugünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurularak ilan edildi.

Bu kronolojik seyirden de anlaşılacağı üzere, Kıbrıs’ta tıpkı Kurtuluş Savaşında Anadolu’da olduğu gibi İngilizlerin korumasındaki Rumların adadaki Türk varlığını yok etme ve Yunanistan’a bağlanma amaç ve gayretleri sonucunda yukarıda değinilen acı olaylar yaşanmış, 1974 Barış Harekatından sonra adadaki Türkler huzur ve güvene kavuşmuştur. Bu durumdan rahatsız olan Emperyalist güçler Rumları ve Yunanları kışkırtarak çözümsüzlüğü sağlamışlardır. Hemen hemen her dönem uluslar arası arena da Türkiye sürekli olarak Kıbrıs’tan tavize zorlanmakta, bu zorlamalar da tıpkı günümüzde olduğu gibi ekonomik sıkıntıların ve siyasal istikrarsızlıkların arttığı geçiş dönemlerinde yoğunlaştırılmaktadır.

Tarih boyunca dünyadaki büyük güçlerin bölgeyi kontrol amacıyla ilk durağı ve ilgi odağı olan Kıbrıs, 1571 yılından beri adada yaşayan Türkler için vatan olduğu gibi, Türkiye’nin savunması ve güvenliği açısından son derece önemli olduğu bilinen bir gerçektir.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 13 Maddelik Kıbrıs Anlaşma Taslağına bakıldığında, müzakerelerin 28 Şubat 2003 tarihine kadar sonuçlandırılması, 30 Mart 2003 tarihinde de tüm düzenlemeler tamamlanarak AB’ne Giriş hususu ile birlikte halk oyuna sunulması öngörülmektir.

1960 Anlaşmalarının Türkiye’ye tanıdığı Garantörlük hakkı sulandırılmakta, Türkiye’den önce AB’ne Kıbrıs’ın tamamı alınarak, Türkiye devre dışı bırakılmak suretiyle Kıbrıs ile Yunanistan’ın birlikteliği sağlanmaya çalışılmaktadır.

Anlaşma taslağında bir “Ortak Devlet” iki tane de “mütemmim-parça-devlet” den müteşekkil bir yapı öngörülmekte ve iki bölgeli üniter bir ortak devlet düşünülmektedir. Bu ortak devlet gücünü uluslar arası arenada ve AB’de tek bir ses olarak egemence kullanacak, eşit statüde olacak devletçikler ise anayasada ortak devlete bırakılmış yetkiler dışında kendi anayasal düzenlerini kurarak, kendi yapılarını oluşturacaklardır. Özellikle AB ile ve uluslar arası politikanın oluşturulup uygulanmasında kendi yetki alanları dahilinde hareket serbestisi içinde olacaklar, bu konuda da “Belçika Modeli” örnek alınacaktır denilmektedir.

Ancak, anayasal düzenlemelere bakıldığında; getirilmek istenen düzenleme ile parça devletlere çok sınırlı bir yetki bırakılmaktadır. Parça devletlerin dış işleri bakanlığına bilgi vermek kaydıyla kültürel ilişki kurabilmesinin ötesinde ciddi bir yetkisi bulunmamaktadır. Parça devletlerin ana devletin esas yetkileri dışında kalan yetkileri kullanabildiği bir oluşum öngörülmektedir.

Anlaşma taslağında dikkat çeken bir bölümde nüfus ile ilgili düzenlemeler konusunda gözükmektedir. Kıbrıs vatandaşlığı üst seviyede tekdir. Parça devletçiklerin kendi vatandaşlık statüsü “AB’nin vatandaşlık statüsü” gibi olacaktır. Öte yandan, Kıbrıs Türk Devleti , ilk yıl % 1, her üç yılda bir % 3, sonuçta 20 yılda % 20 oranında göçmen Rum’u iskan edecek ve oran 1/3’ü bulana kadar kısıtlamaya gidilmeyecektir. Bu göçmenler Türk kesiminde bu devletçiğin vatandaşlık belgesini taşıyarak, vatandaşlık haklarından, en önemlisi de seçme ve seçilme hakkından yararlanacaktır.

Türk kesiminde zorunlu olarak iskan edilecek 1/3 nüfusun seçme ve seçilme hakkından yararlandırılması Senato ve Temsilciler Meclisinde etkinliğin Rumların eline geçmesini sağlayacak ve dolayısıyla alınan kararlar Rumların lehine olacaktır. Senato ve Temsilciler Meclisi 48’er üyeli olacaktır. Temsilciler Meclisi adanın tamamındaki nüfus oranına göre belirlenecektir. Dolayısıyla Rum nüfusu fazla olduğu Rumlar etkin hale gelecektir. Senatoda ise 24 Türk Kesiminden, 24 Rum Kesiminden üye bulunacaktır. Ancak Türk kesimine tahsis edilen 24 üyenin 1/3’ü de bu kesimde zorunlu olarak bulundurulan Rum Nüfusu nedeniyle de Rumlardan oluşacaktır. Sonuçta her türlü yasama ve yürütme yetkisi kısa zamanda tamamen Rumlara geçmektedir.

Yargıda da durum farklı olmayacaktır. Kurulacak yapıda öngörülen Yüksek Mahkeme dokuz üyeli olacak olup, bunun 3 üyesi Türk kesiminden olabilecektir.

Anlaşma taslağındaki toprak ayarlamalarında da üzerinde durulması gereken noktalar bulunmaktadır. Kararlaştırılacak haritalara göre Rumlara verilecek kısımlar bu anlaşmanın imzası ile hukuken Rum Devletinin egemenlik sahasına geçecek, ancak geçiş dönemi için 3 yıldan çok olmamak üzere Türklerce idare edilebilecek, idarenin devri BM gözetiminde anlaşmanın imzasını takiben 90 gün içinde başlayacaktır. Toprak terklerindeki ayarlamalar tek taraflı bir bakışı ortaya koymaktadır. Tüm stratejik coğrafi, doğal kaynak, askeri karargah merkezleri, köyler ve kıyılar v.b. üzerinden bir düzenleme öngörülmektedir. Örneğin, 39. ve 28. Tümen karargahlarını barındıran noktalara ulaşılmak için zorlama sınır uzatımları oluşturulmuştur. Bunun gibi su kaynakları ve arazi yapısının avantajları çok büyük olan Güzelyurt Rumlara bırakılmaktadır.

Bu güne değin üzerinde yeterince durulmayan toprak konusu, sorunun çözümünün özüdür. Kağıt üzerinde verilecek haklar bir süre sonra egemen olmak isteyenlerce zor kullanarak alınabilir. 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nde bu husus çok acı olaylarla yaşanmıştır.

Toprak konusu o nedenle çok önemlidir ve üzerinde ısrarla durulmalıdır. İngilizlerin Adanın tapu kayıtlarını bir süredir inceledikleri ve tapu kayıtlarında 1878 – 2002 dönemine ait düzenleme yaptıkları bilinmektedir. Ancak, İngilizler 1571 – 1878 dönemine ilişkin çalışma yapmamışlardır.

Bunun sebebi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Vakıflar İdaresi Avrupa Vakıflar Birliği’nin üyesidir. Büyük bir kısmı Osmanlı Vakıflarına ait olan Kıbrıs Topraklarının satışı veya siyasi kararla statüsünün değiştirilmesi Vakıf Anayasasına göre söz konusu olamayacağından, İngilizler 1571 – 1878 dönemine ilişkin çalışmayı özellikle yapmamışlardır.

Yine Annan Planında Türkiye ve Yunanistan’ın Adada bulundurabilecekleri asker sayısının 4 haneli rakamın üzerinde olamayacağı belirtilmiş iken, İngiliz Üstlerinde ne kadar asker bulundurulacağına ve statüsüne ilişkin bir husustan bahsedilmemesi de bir hayli düşündürücüdür.

Son günlerde Ülkemizde bazı çevrelerin bilerek veya bilmeyerek kişi ve kuruluşların Kıbrıs konusunu Yunanistan ve yandaşı ülkelerin isteği doğrultusunda çözebilmek amacıyla Türk Halkını yoğun bir dezenformasyona tabi tutmaya çalıştıkları gözlenmektedir.

Türkiye'yi AB kapısında tek yanlı bağlamak ve AB'nin içine almamak yani sürüncemede bırakmak yerine AB'ye gerçekten alacaklarsa zaten böyle bir oldubitti planı dayatmalarının mantığı yoktur. Kıbrıs’ta kime karşı kimin güvencesini sağlamaktadırlar? AB'ye giren Türkiye zaten bütünün parçası olacak ve Kıbrıs sorunu da kendiliğinden çözülmüş olacaktır. Ancak burada amaç bellidir, Türkiye AB kapısında tek taraflı bağlanacak, içeri alınmayacak sürekli oyalanacak ve giriş müzakeresi için tarih gibi asla gerçekleşmeyecek vaatler karşılığında Kıbrıs, Ege, Ermeni Soykırım iddialarıyla Doğu Anadolu'dan toprak talepleri, başta Güneydoğu bölgesi olmak üzere Türk ulusunu etnik kökenlere göre bölme ve parçalama girişimleri, Fener Rum Patrikhanesinin evrensel bir nitelik kazanması yani Vatikan gibi bir devlet olması gibi ulusal çıkarlarımızı yakından ilgilendiren konularda art arda ödün vermeye zorlanacaktır. Kıbrıs, Lozan'dan Sevr'e geri dönüş planın ilk adımıdır. Ulusal güçler, böylesi bir dayatmaya geçtiğimiz yüzyılın başında Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde olduğu gibi geçit vermeyecektir.

Milli Kıbrıs Davamızdan milli olmayan amaç ve hevesler uğruna, AB’ye giriş vaadi ve IMF’den borç almak karşılığında taviz verilmesi asla mümkün değildir. Aksi takdirde tarih ve şehitlerimiz taviz verenleri affetmeyecektir.

Bu vesileyle Sayın Denktaş’a geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, en kısa zamanda görevinin başında görmeyi ümit ediyoruz

DEVLET DENETİM ELAMANLARI DERNEĞİ ( DENETDE )

KIBRIS TÜRK KÜLTÜR DERNEĞİ

TIP KURUMU

ULUSAL GÜÇ BİRLİĞİ HAREKETİ

T.C.ZİRAAT BANKASI KOOPERATİFLER MÜFETTİŞLERİ DERNEĞİ

TÜRKİYE İŞÇİ EMEKLİLERİ DERNEĞİ

BATI ANKARA SANAYİCİ VE İŞ ADAMLARI DERNEĞİ

İNSAN VE KÜLTÜR VAKFI