EKONOMİK KRİZE İLİŞKİN BASIN AÇIKLAMASI

Derneğimizce yaklaşık iki yıldır üzerinde hassasiyetle durulan yolsuzluklar ve ülke çıkarları konusunda, son ekonomik gelişmeler çerçevesinde; üst kurulların kurulması teftiş ve denetim sistemi üzerinde oynanan oyunlar, uluslararası finans kuruluşları ile yapılan ve yapılmak istenen anlaşmalar ve toplumun tüm kesimleri ile birlikte birçok basın çalışanını da işsiz bırakıp ücretlerini yoksulluk sınırı altına düşüren uygulamalar hakkında açıklamalarda bulunacağız.

Ekonomik krize neden olan yolsuzluklar ve özellikle de Kamu Bankalarındaki yolsuzluklar konusunda yaptığımız basın toplantılarıyla kamuoyu bilgilendirilmeye ve bu husus gündemde tutulmaya çalışılmıştır. Hatta bu konuda Derneğimiz Yöneticileri davalara dahi muhatap olmuştur. Sevindirici olan husus yaptığımız çalışmaların neticesinde, yaklaşık iki yıldır dile getirdiğimiz ve kamuoyu gündeminde tutmaya çalıştığımız yolsuzluklar konusunun öneminin anlaşılmış olmasıdır. Bu konuda Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere toplumsal duyarlılığın artması sevindiricidir.

DENETDE olarak sürekli vurguladığımız gibi, kamu kaynaklarının haksız ve usulsüz bir şekilde kullanılması ekonomide kaynakları tükettiği gibi, toplumda da büyük bir moral çöküntüsüne ve güven bunalımına sebep olmaktadır. Buna rağmen mevcut durumu sağlıklı bir hale getirmek için ülkemizin yeterli dinamiklere sahip olduğuna inanıyoruz. Mühim olan bu dinamikleri harekete geçirmektir. Biz kamu denetim elemanları, bu dinamiklerden biri olarak her an göreve hazır olduğumuzu belirtmek isteriz. Ancak, Hükümetin bazı Teftiş Kurullarını kapatmasını, idari ve mali konularda kısıtlayıcı düzenlemeler getirmesini, yolsuzlukların önlenmesine engel olacak nitelikteki gelişmeler olarak değerlendirmekteyiz. Yolsuzlukların zararını tüm ülkenin çektiği bilinirken, yapılan hukuki düzenlemelerin tam ters istikamette olması büyük bir çelişkidir.

Bu konuyu örneklerle açıklamak gerekirse;

Telsiz Genel Müdürlüğü’nün Telekomünikasyon Kurumuna dönüştürülmesi sırasında Teftiş Kurulu lağvedilerek Müfettişlerin tamamı uzman yapılmıştır. 4502 sayılı kanunda Yeni oluşturulan Telekomünikasyon Kurumunda Teftiş Kurulu oluşturulması öngörüldüğü halde, kanun hükmü yerine getirilmeyerek, 100 katrilyonluk bir sektöre hükmeden bu Kurum iç ve dış denetimden yoksun bırakılmıştır. Aynı şekilde Rekabet Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, BDDK, RTÜK gibi diğer üst kurullar da denetim dışı bırakılmıştır. Bu suretle denetimin denetimi olmaz” gibi yanlış bir mantık yerleştirilmeye çalışılmaktadır.

Belirtilen Kurum ve Kurullarda Teftiş Kurulu” kurulmasına gerek duyulmazken, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde de mevcut Teftiş Kurulunun lağvedilmesi için yoğun çabaya girişildiği öğrenilmiştir. Bu amaçla ilgili Devlet Bakanlığı tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki 227 Sayılı KHK’de değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı hazırlanmıştır. Bu tasarıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü idaresinde bulunan 55000 adet kıymeti milyar Dolarlarla ifade edilen Vakıf taşınmazlarının tasarrufu dış ve iç denetim ile kamu kaynaklarının kullanımını disipline eden mevzuatın dışına çıkarılmak suretiyle, keyfi ve denetimsiz bir yönetime kapı açılmaktadır. Geçmişte Çevre ve Tarım Bakanlıklarında sıradan personelin müfettiş olarak atanmasına imkan veren Tüzük değişiklikleri yapılmak istenmiş, ancak DENETDE’nin girişimleri ile bu çabalar sonuçsuz bırakılmıştır.

Keza, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Yeniden Yapılandırılması Hakkındaki tasarının TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda 29.03.2001 tarihinde gerçekleşen görüşmesinde ILO’nun (Uluslararası Çalışma Örgütü) 81 no.lu sözleşmesine istinaden oluşturulan ve “Devlet Adına” denetim yapan İş Müfettişlerinin, daha evvel olduğu gibi 2451 sayılı Yasaya göre müşterek kararla atanması için verilen teklifin ilgili Bakanlıkça bu kanun kapsamına alınmasının reddi sağlanarak denetim birimleri arasında yetki ve statü kargaşası yaratılmıştır.

Yine kamu çalışanları arasındaki eşitsizliği gidermek ve eşit işe eşit ücret sağlamak amacıyla çıkarılan 4615 sayılı Yasaya dayanılarak hazırlanan Kanun Hükmünde Kararname tasarısında, Denetim Elemanları arasında ayırıma gidilmektedir. Bu durum Denetim Elemanları arasında huzursuzluklara yol açacak, neticede yolsuzluklarla mücadele azimleri kırılacaktır.

Yolsuzluk ve yoksullukla mücadelenin en güçlü silahlarından birisi etkin denetimdir. Etkin denetime ulaşmak için ise denetim birimlerinin tek çatı altında toplanarak “özerk” bir yapılanmaya gidilmesi zorunludur. Bu uygulama sonucunda denetim hizmetleri sınıfı oluşacak, denetim elemanının bağımsızlığı sağlanacak, güvenceye kavuşan ve gelecek endişesi olmayan denetim elemanı da yolsuzlukların üzerine kararlılıkla gidecektir

Denetimin önemi ve yolsuzluklarla mücadele konusunda 57. Hükümet Programından seçtiğimiz cümleleri içeren bir metin size verilmiştir. Hükümet Programında yer alan bu vaatlerin, konuşmamın başından beri açıkladığım hususlarla birlikte değerlendirilmesini, sizlerin ve kamuoyunun takdirlerine sunuyorum.

Ekonomik krizden kurtuluş reçetesi olarak sunulan yeni programın ne olduğu, içeriğinde nelerin bulunduğu, yapılacağı söylenen düzenlemelerin gerçekten acil ve çözüm getirici olup olmadığı hâlâ belli değildir. Açıklanan hususlar ise, bugüne kadar zaten bilinen ve daha önce söylenen ve kısmen de uygulanan tekliflerden ibarettir. Bugün ülkemizdeki yatırımcıların, çiftçinin, iş adamının, memurun, tüm halkın ve kamu maliyesi ile dürüst devlet adamlarının tek beklentisi, samimi, dürüst, fedakar yöneticiler önderliğinde gerçekten çözüm getirecek ve güveni yeniden tesis edecek ciddi ve köklü tedbirlerdir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, daha önceki dönemlerde adı yolsuzluklara bulaşmış, bankacılık ve finans sektöründe, özelleştirmelerde, hazine garantili ve dış kredili yatırımlarda, kamu ihalelerinde ve diğer tüm kamusal işlemlerde yolsuzluk ve usulsüzlükleri belgelenmiş bürokrat ve yöneticiler aynı olduğu ve yerlerinde kaldığı sürece, hangi reçete uygulanırsa uygulansın sonuç değişmeyecektir. Yani çözüm önlemleri kadar bunları uygulayan idareci ve yetkililerin kimliği de önemlidir. Bu husus özellikle dikkatlerden kaçırılmaktadır; bu sorunların ortaya çıkmasına neden olan kadrolar ile çözüm mümkün müdür? Tek başına cevher de olsa bir-iki süper bakan-müsteşar ile başarı mümkün değildir. Mesleki birikim ve görgülerimize dayanarak kesin ve iddialı şekilde söylüyoruz ki; bugün kamu yönetiminde her kurumda çözüm üretecek üstün nitelikte yetişmiş kamu görevlileri mevcuttur. Ancak ne yazık ki tam bir çelişki ve kara mizah örneği olarak bu insanlar sırf dürüst oldukları için üst görevlere getirilmemektedir. Bu uygulama değişmediği sürece biz daha çok krizler yaşarız ve ülke hiçbir zaman da düzlüğe çıkamaz.

Bugün kamu maliyesinde bilinmeyen ve icat edilmeyen bir şey kalmamıştır; Amerikayı yeniden keşfetme garabetine düşmemek gerekir. Yapılacak işler ve alınacak tedbirler aşağı yukarı bellidir; eksik olan ve esas önemli olan halkımızın ve devletimizin bunları uygulayacak olanlara güvenidir. Bu güven sağlanmadığı sürece; kevgire dönmüş bütçe, yolsuzluğa amade idareci, yurtdışına kaçırılmış özel yerli sermaye, yastık altına ve çelik kasalara kaymış tasarruflar ve ambarlarda saklanan emtia ile bu “ekonomik spazm” çözülemeyecek ve ülke böylece uçuruma yuvarlanabilecektir. Milletçe bilinmelidir ki, tehlike çok büyük ve önemlidir. Kamu maliyesi, vergilendirmesi ve harcama sitemiyle birlikte çökmüştür. Kamu maliyesinin yarısı kayıtdışıdır; son 5 yıldır Hazine Hesapları TBMM’de ibra edilmemektedir. Böyle bir ülkeye İMF’nin tüm kasaları açılsa bile sonuç değişmeyecektir arkadaşlar. Çözüm dışarıda değil, yine kendi içimizdedir; ancak gerekenlerin samimi olarak yapılması kaydıyla.

Bu nedenle bizler mali, idari, hukuksal ve teknik mesleki kariyerimiz ve birikimimiz gereğince bu hususları tüm kamuoyuna açıklamak ihtiyacı duyduk. Aynı zamanda bunu bir yurtseverlik görevi ve bir zorunluluk olarak görüyoruz. Aynı sorumluluğu siz basın mensuplarından ve tüm kamu görevlilerinden de bekliyoruz; çünkü gemi batınca herkes aynı akıbetle karşı karşıya kalacaktır. Nitekim bunun çok çok hafif bir etkisini ve sonucunu birlikte yaşıyoruz işte...

Bugün krizden çıkış tedbirimiz, devlet dairelerinde su kaçıran musluk tapalarının değiştirilmesi olmamalıdır; sadece sürekli aynı mükellef kitlesine yüklenen yeni vergiler de olmamalıdır. Milletimiz geçmişte güç durumlarda büyük fedakârlık ve kahramanlıklar yapmıştır; bugün de idarecilerine güvenirse daha büyük fedakârlıklara katlanmaya hazırdır. Ancak yolsuzluk yapanların ve yiyicilerin yaptıkları sürekli yanlarına kâr kalırsa ve kişiler sürekli aynı makamlarda tutulmaya devam edilirse, bu güveni sağlamak ve halktan fedakârlık beklemek mümkün değildir. Halkımız Hükümetten bu konuda ciddi ve kararlı bir tavır ve uygulama beklemektedir. Bugün acil olarak çözülmesi gereken “ekonomik spazm”ın merkezinde; yastık altına kayan tasarruflar ile yurtdışına çıkarılan yerli sermaye, kamu bankalarının hortumlanması ve Fon’a devredilen bankaların Genel Bütçe kaynaklarını “absorbe” etmesi nedeniyle felç olmuş finansal sistemin bir an önce hareketlendirilmesi ve sisteme fon/mevduat akışının sağlanması gerekmektedir. Bu çerçevede, Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Emlakbank’ın birleştirilerek özelleştirilmesi işlemlerinde, küçük esnaf ve tarım sektörüne Amerika ve AB’de bile çok yüksek oranlarda yapılan mali desteklerin, nasıl ve ne şekilde yapılacağı mutlaka düzenlenmelidir. Bu konuda hukuki hatalara ve Türk toplumunun sosyal yapısının çökmesine yolaçacak sonuçlara neden olunmamalıdır. Üç hastalıklı bedenden bir sağlıklı vücut ortaya çıkmaz. Yine belirttiğimiz gibi, burada amaç ve yöneticilerin dürüstlüğü ile güvenirliliği önemlidir:

-Hayatında kamu görevi yapmamış ve devlet sorumluluğu taşımamış ithal prensler,

-Mevduat sahipleri ve Hazine’nin sırtından büyüyen bankalarını Fon’a dolayısıyla halkın üstüne yıkarak başarı (!) kazandığı söylenen özel banka yöneticileri,

ile kamu bankalarının ve finans sektörünün sorunu çözülemez.

Ancak krizi tetikleyen en önemli faktörün, bu kamu bankalarındaki yanlış fon yönetimi ile batık krediler ve yolsuzluklar olduğunu Denetde olarak vurgulamamız gerekir. Çözüm önlemleri de buna göre ele alınmalıdır.

Çok önemli olan ve yeterince üzerinde durulmadığını gördüğümüz bir husus da; kamu ve özel bankaların peşin olarak batık kabul edilen kredi ve plasmanlarının tahsili konusunda, kanun değişikleri de dahil neden gerekli tedbirler alınmamaktadır. Var olan hiçbir şey yok olmaz; bu paralar İsviçre bankaları ya da başka yerlerdedir. Üç-beş milyar dolar için dışarılara avuç açılacağına, 30-40 milyar doları bulan bu paraların tahsili için en katı tedbirler alınmadan halktan fedakârlık beklemek de, yeni vergilerle kaynak temin etmek de hayaldir.

Değerli basın mensupları, İşte bu uygulamalar sonucunda diğer sektörlerde olduğu gibi, basın-yayın çalışanlarından da binlercesi işini kaybetmiştir. Temenni etmiyoruz ama, tasarruf kesintileri bile kriz bahanesiyle ödenmeyen sizler de belki işsizlikle karşı karşıya kalabileceksiniz.

Ayrıca bilinmelidir ki, ülkemizin birliği, bütünlüğü, bağımsızlığı ve ekonomik çıkarları konusunda büyük tavizler verilmeden dışarıdan kredi sağ-lanması zor görünmektedir.IMF ve Dünya Bankası ölümü gösterip sıtmaya razı etme politikaları gütmektedir. Para karşılığı ulusal çıkarlarımızdan ödün verenleri, tarih ve Türk Milleti affetmeyecektir.Bu ülke sahipsiz değildir.

DEVLET DENETİM ELEMANLARI DERNEĞİ
Yönetim Kurulu