İçindekiler

KÜRESEL BİR YALAN

“BOR PAZARINDA REKABET”

KÜRESEL BİR GERÇEK

“BORON FUEL”

M.Mustafa ÇINKI

Eti Holding Başmüfettişi

mustafacinki@hotmail.com

1856 yılından günümüze kadar geçen süreçte,  ülkemiz özel sektör madencili­ğinde gelişen bir şey yok . Üstelik içinde bulunduğumuz dönem itibariyle, özelleş­tirme yada yapısal değişim, madencilikte hızla Cumhuriyet kazanımlarını tüketmeye başladı. Dün Desmazüres, Mavrokardato kardeşler, Ugine-Kuhlman, Gürşana, Pechiney, Borax Consolidated,... gibi ya­bancılar  ülkemizin toprakları altında yatan zenginliklerimize hangi gözle baktılarsa,  üzülerek söylemek gerekir ki bu gün de ülkemizde bazı çevreler,  bizlere dayatılan küreselleşme gözlüklerinden aynı gözle bakıyor. Hammadde satan sömürge bir ülke görünümümüzü hala koruyor, koru­makla da kalmıyor pekiştiriyoruz. Tıpkı bir mirasyedi gibi, ülkemizin yenilenemez nitelikteki madenlerini yabancı endüstrile­rin çıkarına cömertçe israf ediyoruz. 

Özellikle bor madenleri açısından ne­redeyse iki yüz yıldır tam anlamıyla bir fasit daire içerisindeyiz. Zor kazanıyor, geç kavrıyoruz. Bilgiye asla itibar etmiyor, teknolojiyle uzaktan yada yakından ilgi­lenmiyor, ilgi duymuyor, araştırmıyoruz. Varsa yoksa topraktan ben çıkarayım ben satayım. Paralarda benim olsun, şeklindeki üçüncü dünya  yaklaşımı ciddi bir handi­kap olarak önümüzde. 1978 yılında devlet tarafından yaratılan bor madenciliği konu­sundaki Anayasanın öngördüğü yasal dü­zenin varlığı hep itiraz konusu. Hatta ki­mimiz 1978 yılında özel sektöre ait bor işletme ruhsatlarının iptal edilerek bor ma­denlerinin işletmesinin devlet tarafından  yapılmasını öngören 2840 sayılı yasadan hareketle, Türkiye’nin Komünist  bir uy­gulama yaptığı iddiasında. Kimimiz söz konusu yasal düzenlemelerin nasıl bertaraf edilerek bor pazarlaması imtiyazı sağları­mın peşinde. Bazılarımızda 2840 sayılı yasayı; IMF Başkanlığı, IMF Board of Governors, IMF – Executive Board , Dünya Bankası Başkanlığı’na şikayet edi­yor.  Hiç kimse  uluslararası pazarlama ve dağıtım ağları, kartel denetimi, yeni teknolojiler konusunda en ufak bir bilgiyi telaffuz  etmiyor. Hiç kimse ülkemizden çıkan bor madenlerimizin nihai ürüne dö­nüşünceye kadar neler yaşadığının neleri gördüğünün farkında değil. Yada farkında olmak istemiyor! Sonuçta özelleştirme çabalarını ulusötesi bir tröst ve finans ka­pital kendi köşesinde tırnaklarını birbirine sürterek keyifle izliyor. En çok güldükleri ise bor madenlerine talip olanların rekabet edecekleri iddiası. Çünkü onlar dünyanın tek ham bor satıcısının Türkiye olduğunu biliyorlar.  

PETROLÜN,  KÖMÜRÜN VE NÜKLEER ENEJİNİN YERİNİ BOR  ALIYOR

Bor tuzlarının nerelerde kullanıldığını artık herkes biliyor. Bu yazıda hiç kimse­nin bilmediklerini anlatmak sanırım bor tuzlarının neden kamu işletimi altında kal­ması gerektiğini kavramak açısından önemli.

Bakalım; bizler bor madenini özelleş­tirelim mi tartışmalarını yaparken, yasal düzenlemelerimizi IMF, Dünya Bankası gibi kurumlara şikayet eder, onlardan me­det ummaya, onların hükümete baskı yap­masını sağlamaya çalışırken dünyada neler oluyor?

YAKITI BOR OLAN ARAÇLAR,  BOR BATARYALARI , BOR HİDRİT YAKIT HÜCRELERİ KULLANIMDA HEM YEŞİL HEM TEMİZ ENERJİ

ABD’de uygulanmakta olan bir proje “The New Jersey Genesis Project” Ame­rikan hükümetinin bir çok ulusal enerji, teknoloji  ticaret komisyon ve departman­ları, birçok ulusal teknoloji şirketi ve bir çok Üniversite bu projenin partnerleri ara­sında yer alıyor. Bu proje partnerlerinden birisi oldukça önemli adı Millenium Cell, halka açık bir teknoloji şirketi ve  Nasdaq endeksine dahil, borsada hisse kodu (MCEL) olarak işlem görüyor. Elindeki patentler ve uygulamaları oldukça ilginç. Bor bazlı bataryalar yapıyor. Bor hidrit yakıt pilleri yapıyor. Bor bazlı bataryalar cep telefonları, dizüstü bilgisayarlar gibi ileri teknoloji ürünlerinde çoktan kullanıl­maya başlanmış. Newyork sokaklarında bor hidrit yakıt hücrelerine sahip araçlar cirit atıyorlar. Yine ayrı bir çalışmaları olan bor motorları, otomotiv sektöründe yakında bomba gibi  patlayacak, petrolün pabucunu dama atacak muhteşem bir tek­noloji. Bor Motorları Elementer boru saf oksijenle yakıyor, petrol ve diğer alternatif enerji kaynaklarına oranla üstünlükleri saymakla bitirilemiyor. Sıfır emisyonlu, elementer bor yakıldıktan sonra atığı  ayrı bir haznede tutuluyor, istenirse tekrar ya­kılıyor, çünkü biriken atık B2O3 yani bor.

Bir diğer çarpıcı hususta Millenium Cell’in ortakları açısından ortaya çıkıyor. Ortaklarının  hepsi  tanıdık. Bunlar; 1-U.S. Borax;  Bor  üretim  ve  pazarlamasında Türkiye’nin çok yakından tanıdığı Ameri­kan bor tekeli. Rio Tinto adlı İngiliz ser­mayeli endüstriyel hammadde   tröstü’nün  alt  şirketi, 2-Ballard Power Systems;  Dünyanın   en   büyük   Fuel cell (yakıt pili)  üreticisi  ve   “The New Jersey Genesis Project” in   önemli   bir  partneri, 3-DaimlerChrysler;  otomotiv  endüstri­sinin  tartışmasız  önde gelen  dev  firması,   4-Rohm & Haas; tüm kimyasal üreticile­rin yakından tanıdığı, dünyanın lider sod­yum bor hidrit üreticisi. Herbiri kendi alanında tekel olan dünyanın en büyük­lerini bir araya getiren sizce ne olabilir?  Bu yağız  şirketlerin petrol devleriyle olan ilişkileri hangi boyuttadır? Bu ger­çekler  petrolün alternatifinin yakın bir gelecekte “Bor” olacağının, fazlaca bir açıklama ve tartışmaya  gerek olmaksı­zın   açık bir kanıtını teşkil etmiyor mu?

BİLİNEN ENERJİ SANTRALLERİNİN YERİNİ BOR FÜZYON SANTRALLERI  ALIYOR

Peki Tükiye’de kaç kişinin alternatif füzyon reaktörleri içinde yer alan bor füzyon raktörlü enerji santrallerinden haberi var? Sanırım parmakla sayılacak kadar az bilim adamının. Çünkü onlar medyatik değil ve maalesef ülkemizdeki üniversite sistemi ve bilime verilen değer öz verili bilim adamlarımızı geçim sıkıntısı içinde öğütüyor.  Bor tuzu üzerinde yüzen ülkemizin, ana sütü kadar ak ve helal , öz malı üzerindeki bilgisizlik ve bu bilgisiz­likten kaynaklanan plansızlık, programsız­lık, strateji yoksunluğu insanı kahreder boyutta. En yetkili kurumlarda bile  bir sayfalık  çalışma yok. Üniversiteler para­sızlıktan kıvranıyor. Enerji konusunda özel sektör için teknoloji üretip dünyaya pazar­lamak şimdilik bir hayal.   

Florida Üniversitesi alternatif füzyon reaktörleri araştırmalarına yıllardır ciddi bütçeler ayırıyor.  Anılan üniversiteden üç fizik bilim adamı; Prof. Norman Rostoker, araştırmacı fizikçi Michl Binderbauer ve Prof. Hendrik  Monkhorst bir nükleer füzyon reaktör tasarladılar. Bu reaktör uranyum, toryum gibi  radyoaktif yakıt istemiyor ve  aynı zamanda    radyoaktivite üretmiyordu. Ta­sarlanan bu reaktör doğal gaz çevrim sant­rallerini, termik santralleri, hidroelektrik santralleri , petrole dayalı enerji santralle­rini tamamen ortadan kaldırıyordu. Tasa­rım Nükleer enerjinin üstünde avantajlara sahipti. Her şeyden önce nükleer olmasına rağmen radyoaktivite üretmiyordu. Bu ne­denle büyük metropollerin merkezlerine kurulabiliyor, bu sayede üretilen enerjiyi taşıyacak nakil hatları gibi sabit yatırımları ve nakil esnasındaki enerji kayıplarını or­tadan kaldırıyordu. Bu yeni reaktörlerin yakıtı “BOR”,   Bilim Adamlarının  ifa­delerine göre günlük 200 gram bor’la 100MV enerji üretilecek. Söz konusu bilgileri içeren makale BİLİM DERGİSİNDE 1997 yılında yayınlandı. Makalede söz konusu santrallerin 10 yıl içinde realize edileceği bildiriliyordu. Ara­dan geçen 5 yıl içerisinde önemli mesafele­rin alındığı kuşkusuz. İnsan düşünmeden edemiyor. Acaba şu an kuzeyde bir yer­lerde günde 200 gram borla, bor füzyon reaktörlerinden elde edilen enerjiyle ısıtı­lan, soğutulan, sanayisinin ihtiyacını kar­şılayan,... bir kent var mı?  Nükleer reak­törler yerlerini bor reaktörlerine bıraktı mı? 

HALA UYUYACAK UYUTULACAKMIYIZ ?

İşte bor tuzu madenlerimizin bugünü ve geleceği açısından vazgeçilemez öne­mini ortaya koyan iki gelişme, kuşkusuz bu ve benzeri teknolojik gelişmeleri sayısız örneklerle desteklemek mümkün. Tekno­lojideki gelişmeler dikkate alındığında, ülkemizin bir enerji denizi üzerinde otur­duğunu, yine bugün peşinden koştuğumuz petrol ve doğal gaz boru hatlarının, doğalgaz çevrim santallerinin, termik santallerin  yakın bir gelecekte nimetten ziyade külfet haline gelmişliğini üzülerek izleyeceğiz. 

Biz yıllarımızı bor özelleştirmesini sağlamak üzere aklımızdan kuyrukları bir­birine değmeyen 40 tilki dolandırarak geçi­rirken, Amerikan özel sektörü ve üniversi­teleri atı alıp üsküdarı geçiyor. Bu süreçte Amerika’da U.S. Borax’ın bor tekelinin kırılması için çalışılmıyor, tam tersine pe­kiştiriliyor . Peki Avrupa uyuyormu? Hiç kuşkusuz hayır. İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya bilime bilgiye değer veren­ler, hergün yeni bir buluşla bilime ve gele­ceğe katkıda bulunuyor ve teknolojiye yön veriyorlar. Bize düşense onların ürettiği bilgiye dayalı teknolojilerle, yine bizden aldıkları hammaddeye dayalı olarak üret­tikleri harika ürünleri hayıflanarak tüket­mek.

Bilgiye ve teknolojiye dayalı ileri ekonomilerin önemli bir eksiği hammadde, bilgiyi ve teknolojiyi üretenler hammad­deyi üretemiyorlar. Ancak bununda kolay bir yolu var. O da hammadde kaynaklarını kontrol altında tutmak. Üstelik bu çok ko­lay bir yol. “Sahip olamıyorsan kontrol altında tut ve lehine konuşlandır.”   Söz konusu yaklaşım, ülkemizde kullanılan  bor tuzu teknolojilerine bakıldığında çok belirgin bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bor teknolojileri konusunda ülkemizdeki ilk kademe rafinasyon zor bir uğraşın ardından Etibank tarafından kurulmuş, özel sektörde tek ciddi yatırım. Şişecam tarafından ku­rulan cam elyaf sanayi A.Ş. 1970 yılında Japon Nippon Glass teknolojisiyle kurulan fabrika 30.000 ton/yıl kapasiteye sahip. Aynı zamanda Cam Elyaf A.Ş. de, yeni bir cam elyafı tesisini tek başına kurabilecek know-how ve teknoloji var. Ancak ülke­mizde nedense bir ikinci fiber(cam elyafı) üretici yok. Dahası yapmak isteyende yok. 3 milyon tonluk bir pazarda ihmal edilebi­lir  bir üretim, 30 bin ton cam elyafı. Bu bile Avrupa’nın Saint Gobain isimli dev holdingini, Amerikanın pembe panteri Owens Corning Fiberglass’ı  rahatsız edi­yor.

Avrupa ve ABD de yerleşik teknoloji üreten firmalar ve bor kullanıcıları ülke­mizden bor almalarına karşın teknoloji transferi yapmıyorlar. Bu hususu İTÜ Kimya Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. A. Nusret BULUTÇU “Özelleştirme­nin Gölgesindeki Borlarımızın Durumu” adlı çalışmasında bakın nasıl açıklıyor. “Yıllar boyunca karşılaştığım ve kendisine uzman dediğimiz yabancı ülke mühendis­leri kendi gerçek bilgilerini anlatmaktan kaçınmış ve gerekçe olarak etik kavramına sığınmışlardır. Bu uzmanlar genelde “sizin deneyimlerinizi başkalarına anlatsak ho­şunuza gidermiydi, bu nedenle filanca  firmada (Kvarner Metal) edindiğim dene­yimleri size iletemem” diyebilmektedir. Bu cevap etik açısından doğru olabilir ama bu durumda  karşımızdaki kişinin uzmanlığı hiç bir işimize yaramaz. Tüm bu olaylar kendi teknolojimizi kendimiz yaratmamız, kendi proses sorunlarımızın kendimizce çözümlememiz gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.”   

Dünya bor üretimine bakıldığında  ha­cim itibariyle son 5 yıldır Dünyanın lider­liğini Türkiye almıştır. Dünya ham bor tüketiminin %95’ini Türkiye karşılamakta. Bir diğer üretici  U.S. Borax, kesinlikle  ham bor ihracatı yapmamaktadır. Avrupa bor endüstrisi, Uzakdoğu ve Asya tama­men Türk borlarına bağımlıdır.    Türkiye’nin ihracatı ağırlıklı olarak Amerika’da; Owens Corning, American Borat Company,  PPG  Firmalarına, Av­rupa’da;  E.On A.G ,Solvey,  Saint Gobain firmalarına yapılmaktadır. Uzak doğu ve Asya’yı besleyenler bizden ham bor alan­lar. Çünkü oralarda kullanılan teknoloji ve fabrikalar da bunların.  Ülkemizden  bor alanlar teknolojilerini pazarın hammadde kaynağına uzak bölgelere götürüp oralarda fabrikalar kuruyorlar ancak, hammadde kaynağına teknolojilerini getirme ve  fab­rika kurma yolunu benimsemiyorlar. Çünkü  Türkiye’nin kendilerine rakip ol­masını istemiyorlar. Türkiye’nin Avrupa  ve ABD’ye  rakip  olması  halinde 1 Tril­yon Doların üzerindeki ileri endüstri paza­rını Türkiye ile paylaşmak zorunda kala­caklar. İşin garip yanı Türkiye ham  bor ihracatı yaptığı sürece bu hak etmedi­ğimiz çarpık durum sonsuza kadar de­vam edecek. Keza bir o kadar garip ve çarpık yaklaşımda, özelleştirmeyi savu­nanların ham bor ihraç ederek rekabet edeceklerine inanması.  Tıpkı yel değir­menlerine saldıran Don Kişot’un dev­lerle savaştığına inanması gibi. Tür­kiye’den başka ham bor satıcısının ol­madığı bir pazarda rekabet, ama kimle?  Keza rafine ürünlerdeki rekabette aynı çerçeve içinde. Türkiye, Avrupa ve Amerika’da kendi sattığı ham borlardan üretilen rafine ürünlerle rekabet ediyor. ASLINDA ETMİYOR! AVRUPA VE AMERİKA KAPASİTE YETERSİZLİĞİ NEDENİYLE ORTAYA ÇIKAN RAFİNE ÜRÜN AÇIĞINI MECBUREN TÜRKİYE’DEN KARŞILIYOR.  

“Sahip olamıyorsan kontrol altında tut ve lehine konuşlandır” biçiminde  gelişen Türk borlarına karşı 10‘u geçme­yen  Avrupa ve ABD şirketlerinin strateji­sini Türkiye’deki özelleştirme yanlıları da destekliyorlar. Diğer önemli bir bulgu da özelleştirme çabalarının arkasında yaban­cılarında görülmesi, Çünkü onların arzuları bor madenlerimizi ileri ürünlere dönüştüre­rek ihraç değil, ham olarak ihraç etmek. Özelleştirme aynı zamanda üretici sayısını arttıracağından, iç piyasada oluşturulan dünya bor pazarına uygun tekelci yapı, tüketici oligopolü açısından  manüple edi­lerek yerli ham bor üreticilerini ülke eko­nomisi aleyhine gelişen çirkin bir rekabetin ortasında bırakacaktır. Ülkemizin bu ko­nuda 1978 öncesi çok acı deneyimleri var­dır.             

Sonuç olarak ifade etmek gerekir ki; Türkiye, bir an önce ham ve öğütülmüş bor ihracatını kesmelidir. Bor tuzlarının taşıdığı stratejik önem ve bu önemin her geçen gün arttığı dikkate alınarak bor tuz­larının devlet eliyle işletilmesini sağlayan  2840 sayılı yasa korunmalıdır. 3213 sayılı Maden Kanunun  49. maddesindeki  dü­zenleme kaldırılarak bor tuzları işletim tekel hakkının istisnasız bir şekilde devlet elinde toplanması sağlanmalıdır. Dünya bor pazarında ortaya çıkacak boşluğun hızla   Özel sektör tarafından kurulacak ileri bor endüstrileri  ile doldurulması ge­rekir. Bu hususun süratle gerçekleştirilmesi için özel sektör teşvik edilmelidir. Ham ve öğütülmüş bor ihracatının kesilmesi bor endüstrisi yatırımları acısından ülkemizi  bir cazibe merkezi  haline getirecektir. Bu aynı zamanda bor uç ürünlerini kullanan ileri teknojilerin ülkemize gelmesi sonu­cunu doğuracaktır. Tüm bunların anlamı ise 1 Trilyon Doları aşan bir pazardan ül­kemizin önemli bir pay almasıdır. Tabiatın sunduğu bor nimetinin bedelini bu toprak­ları kanıyla sulayarak ödeyen Türk ulusu bu kaynaktan yeteri kadar faydalanmalı ve sermaye yapılarına ait oldukları sermaye gruplarına bakıldığında 3’ü geçmeyen çok uluslu şirketler,  bu hususta Türkiye’ye gereken saygıyı göstermelidir.  

Bize düşense; üstümüze serpili ölü toprağını şöyle bir silkinip atmak ve birkaç yabancının hazırladığı, bor madenlerinin 2840 sayılı  kanun kapsamından çıkaracak,  kanun tasarılarının yasalaşmasını sağlaya­cak vatana ve millete ihanetle eşdeğer giri­şimlerden özenle  uzak durmaktır.

 

İçindekiler