| İçindekiler |
BATI'NIN REFAHI BİZİMYOKSULLUĞUMUZÜZERİNE KURULU!Mahathir Muhammed Malezya Başbakanı Meksika'yı hatırlayalım: Ülke içindeki yabancı para ani olarak çekildiği zaman ekonomisi hızla kötülesen Meksika, ekonomisini restore etmesi için, uluslararası finans odaklarınca 20 milyar ABD doları borç almaya zorlanmıştı. Biz ise kendi ülkemizin Meksika'yla ayni kaderi paylaşabileceği ihtimaline gülüp geçmiştik. Ekonomimiz iyiydi ve borcumuz yoktu. Büyüme oranı yüksek, enflasyon ise düşüktü. Politik olarak sorunsuz, sosyal olarak da uyum içindeydik. Nasıl manüple edilerek bir ekonomik krize girdiğimizi fark edemedik. Bugün artık Meksika'nın ekonomik gücünün ve gelişmekte olan diğer ekonomilerin nasıl manüple edildiğini ve büyük sermaye sahibi yöneticilere boyun eğmeye zorlandıklarını biliyoruz... Görünen o ki bir grup ultra-zengin hâlâ başkasını dilendirmek dürtüsüyle hareket etmekte. Onların refahı başkalarının yoksulluğu üzerine kurulu ve onlar zenginliklerini başkalarının fakirliklerine karsı bir silah olarak kullanmaktalar. Malezya bağımsızlığını aldığı 1957'de 5 milyonluk nüfusun yıllık ortalama geliri 350 dolarken 40 yıl sonra 1997'de bu oran 20 milyon nüfusa 5 bin dolara yükselmiştir. Bu süreçte biz pazarımızı yabancılara açtık fakat ülkemizde iş gören yabancı şirketlerin çoğu kendi şirketlerine katılmamıza izin vermiyorlar. Ticaret mal ve hizmet bazında yani reel olmalıdır. Oysa, uluslararası finansın yürürlükte tuttuğu ticaretin büyük bir kısmı, bankalardan bankalara aktarılan para üzerinden yapılmaktadır. Ticaretin bu koşullarda yapıldığı bir ortamda zaten zengin olanların zenginlikleri, zaten yoksul olan ülke ve insanların daha da yoksullaştırılması üzerinden islemektedir. simdi her birimiz devalüasyondan dolayı paramızın %20'sini kaybetmiş durumdayız. Malezya'daki zenginler bile fakirleşmiştir. Fakat mevcut sistem içinde, daha çok paraya ihtiyacı olmayan ve reel gelirden yüz çeviren zenginler daha da zenginleşmiştir. Özetle biz uluslararası finans piyasasının fasist işleyişinden memnun değiliz. Zengin ve güçlü ülkeler bize bu durumu kabullenmek zorunda olduğumuzu söylüyorlar. Bunun sebebi uluslararası finans sektörünün onlar tarafından kuşatılmış olmasıdır. Açıkçası biz bu şekilde para kaybetmeyi kabul edecek kadar sofistike değiliz. Olmamız da gerekmez. Ulusal akıl yerine, kapkaççı fırsatçılığını koyamayız. Eğer ki biz bunların islerini engellemek için herhangi bir eylemde bulunsak onları taciz(!) etmiş olacağız. Ve onlar da bizi çökertmek için bahaneye sahip olmuş olacaklar. Amerika monopollere izin vermiş, Rockefeller Amerika'daki petrol sanayiini tekeline almış ve küçük şirketleri devre dışı bırakmıştır. Bütün bunlardan bahsetmemin sebebi, toplum olarak kendimizi vicdansız piyasanın kâr güdücülerinden korumak zorunda oluşumuzdur. Bunları söylemekle nasıl bir risk aldığımın da farkındayım. Fakat yürürlükteki ticaret biçiminin zorunlu, güvenli ve ahlaki olmadığını düşünüyorum. Buna derhal dur demek ve bunun illegal olduğunun ilan edilmesi gerekmektedir. Biz asıl olarak bu tarz bir ticarete muhtaç da değiliz. Dünya finans sistemi içinde tam anlamıyla bir kaos vardır. Bütün çabalarına ve katettikleri yola rağmen gelişmekte olan ülkeler hâlâ son derece fakir. Süreğen bir finansal desteğe muhtaçlar. Çünkü ekonomileri özerkliğini kaybetmiş durumda. Bitmeyen bir sivil savaş ortamı ve açlık ve çöküntü yaşıyorlar. Gelişmekte olan ülkelerin zenginliğinden korku duymanın gereği yoktur. Bu ülkelerin ayağını kaydırmanın, birbirleriyle ve zengin ülkelerle ilişkiye geçmelerini engellemenin kâri nedir ki. Onlar bir tehdit olamazlar çünkü kendi aralarındaki rekabetle meşgul olacaklarından gelişmiş ülkelere saldırmak gibi bir dertleri de olmayacaktır. Elbette ki dünya hiçbir zaman tamamen barış içinde olmayacak. Fakat Avrupa ve Kuzey Amerika ülkeleri hemen hemen aynı tarzda zenginleşebiliyorlarsa, biz de şu veya bu ölçüde zenginleşmemizin engellenmesinin anlamını görmek zorundayız. Biz dışımızdaki dünyaya karsı bir eylemde de bulunacak değiliz. Ahlaken, Avrupalılar'a benzemeyiz. Bilakis, farklı renk, din, deneyim ve kültürlerden gelmiş farklı dilleri konuşan topluluklarız. Bu yüzden de onlarla tam bir ittifak içinde olmamız düşünülemez. Fakat asıl önemsenmesi gereken sudur: Bizim zenginliğimiz, batılıların aksine, dünyanın geri kalanının zenginliğine katkıda bulunacaktır. Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklâllerini kaybetmeye mahkumdurlar. Mustafa Kemal ATATÜRK
|
| İçindekiler |