İçindekiler

İLK RÜŞVET VE DAMAT RÜSTEM 

Hikmet ESEN

Küresellik ve küreselleşme bugün ol­dukça popüler oldu. Burada hemen yakın geçmişimizin küresel devleti Osmanlı Tür­kiye İmparatorluğu aklımıza geliyor. Küre­sel Osmanlı Devleti’nin Kanuni Sultan Süleyman devrinde genişliği, üç kıtada toplam 14,8 milyon km² idi. Buna, 1566’da ülkeye dahil olmayan ülkeler Kazan Han­lığı ile Astırhan, Çavuşistan, Kuzey Azerbeycan ve Dağıstan’daki Şirvan Türk Krallığı, Hazar’ın güneyindeki Geylan İran Prensliği (ki hepsinin toplam alanı 1,5 mil­yon km²’yi buluyordu) henüz dahil değildi. Türkiye en geniş toprak alanına Ka­nuni’nin torunu III. Murad devrinde (1595 yılında Fas İmparatorluğu ve Lehistan Krallığının himayeye alınması ve Kafkasya fetihleriyle) ulaşmıştı.

Bu dönemde Osmanlı Devleti; Al­manya ve Venedik’ten yıllık vergi alıyor, Lehistan ve Rusya ise bu vergiyi Os­manlı’ya bağlı olan Kırım Hanlığı’na  ve­riyorlardı. Fransa krallığını ise himayesi altına almıştı. 16.Asırda hiç bir önemli sorun yoktu ki, Osmanlı politikası ilgilen­mesin ve ağırlığını koymasın. Sumatra’dan Toulon’a (Fransa), Mambasa’dan Astırhan’a kadar Osmanlı kuvvetleri dün­yanın dörtbir köşesinde faaliyette idiler.1 Bu haliyle Osmanlı bugünkü anlamda bir dünya devleti idi ve böylece bu topraklarda oluşan düzen, huzur ve barışa “Pax Ottomana” (Osmanlı barışı) denmektedir. Bu “pax romana” dan sonra bölgede ikinci defa görülen bir durumdu.

Yaşamından hemen sonra bile Kanuni Sultan Süleyman’ı konu alan sayısız piyes, roman vs. vardı. yalnız İngiltere’de 16.asırda yazılan piyesler şunlardır:

- Thomas Kyd, The Tragedy of Soli­man (1599),

- Fulke Greville, The Tragedy of Mustapha (1609),

- I.Fletcher ve Philip Marsinger, The Knight of Malta (1647),

- Sir William Davenant, The Siege of Rhodes (1656)

Ancak bu ihtişam dönemi içinde du­raklama ve yıkılışa giden sebeplerin to­humları bulunmaktadır. Bu dönemde irti­kap edilen bazı hatalı ve zararlı davranış­lar,2 genellikle de önce önemli devlet adamlarından doğmuş, daha sonra devlete ve topluma yayılmıştır.

Devlet idaresinde ilk defa kadın nü­fuzu, Kanuni’nin eşi Hürrem Haseki Sul­tan ile girmiş ve son derece zarar vermiş­tir. Kanuni döneminde en liyakatli Veliaht-Şehzade olan, devlet adamları ile halk ve ordu tarafından çok sevilen Şehzade Mus­tafa’nın idamı, büyük bir hukuki haksızlık olduğu gibi devletin istikbali için de çok uğursuz bir olay olmuştur. Kanuni’nin (kızı Mihrimah Sultan’ın kocası) damadı Hırvat asıllı Rüstem Paşa ile (Ukrayna’da bir bölge olan) Rutenya’lı bir papazın kızı olup 9-10 yaşında esir alınan eşi Hürrem Sultan’ın (Aleksandra Lisovska) entri­kaları ve padişahı uzun yıllar içinde ya­nıltmaları ve inandırmaları sonucunda; devlet, bürokrasi, ordu ve toplum içinde sosyo-psikolojik yönden derin etkileri olan, devletin yıkılışının başlangıcı sayılabilecek hatalı eylem ve davranışlar meydana gel­miştir. Şehzade Mustafa’dan sonra Şeh­zade Bayezıt’ın da öldürülmesi ile, birbiri ardına liyakatli ve deha durumunda olan 10 padişahtan sonra ilk kez vasat bir Şehzade II.Selim (Sarı Selim) cihan devletinin ba­şına geçmiştir. Vasat bir kişi ise cihan devleti olan bir imparatorluk için yetersiz bir şahsiyet demektir. O günün şartları devlet işlerinden elçeken ve “vezirine ıs­marlayan” bir hükümdarın varlığına uygun değildi. Çünkü II.Selim kötü bir hükümdar değildir; ama devlet işlerine pek az karış­mış, bütün işleri (Sırp asıllı müthiş bir diktatör) Sokullu Mehmet Paşa’ya bırak­mıştır. II.Selim ile beraber artık önceki 10 padişah gibi deha olacak çapta hükümdar görmek, Osmanlı’da arada bir rastlanan piyango gibi bir husus olmuştur.

O zamana kadar Türklerde kadınlar, devlet işlerine karışmaz, hele devletin ha­yati sorunlarına müdahale edemezlerdi. Bu işler Avrupa’da olurdu. Hürrem’in açtığı yolda en meşhurları olan Safiye ve Kösem Valide Sultanlar gibi zararlı simalar eksik olmamıştır.

Kanuni’nin eşi ve kızının etkisiyle damadı Rüstem Paşa gibi halk tarafından sevilmeyen, devlet adamlarının çoğunluğu tarafından tutulmayan bir şahsı ısrarla ikti­darda bulundurması da çok zararlı bir dav­ranış olmuştur. Rüstem Paşa büyük bir devlet adamı yahut komutan da değildi. Şehzade Mustafa’nın idamını, onun müh­rünü çalıp taklit ederek uydurduğu mek­tuplar ve çeşitli hilelerle padişaha yaptır­dıktan sonra ordunun galeyanı üzerine Ka­nuni tarafından Sadrazamlıktan uzaklaştı­rılınca Rüstem’i tekrar iktidara getirebil­mek için Damad Kara Ahmet Paşa gibi çok değerli bir Sadrazamı idam ettirmek de büyük bir yıkım ve haksızlık olmuştur.

Yukarıda söylediğimiz gibi, bu Rüstem Paşa Osmanlı Devletinin yıkılı­şında meş’um bir rol oynamıştır. Devlet adamları arasında en değerlilerinin ihtiraslı ve liyakatı yetersiz olanları tarafından har­canması, devlet ve millet ile ordunun ara­sının açılması ve yabancılaşma ile sosyal çözülme ve sosyo-psikolojik bozulma, bu dönemde Rüstem Paşa icraatlarıyla başla­mıştır. Aslında böylece yıkılışa giden sü­rece de girilmiştir.

Rüşvet almak ve mal toplama hırsı in­sanlıkla başlamıştır. Ancak bu durumu devletin bünyesine zarar verecek dereceye çıkaran Rüstem Paşa olmuş, sonraki asır­larda bazı devlet adamları rüşvette Rüstem’e rahmet okutacak derecelere var­dırmışlardır. Bu yolu da Rüstem Paşa (ki 14,5 yıldan fazla sadaret-başbakanlık- ma­kamında kalmış olup bu süre tüm Türkiye tarihinin en uzun iktidarlarından biridir) açmıştır. Rüstem’in yıkımları arasında Şehzade Mustafa’nın idamı, Damad Kara Ahmet Paşa’nın haksız yere öldürülmesi, Piri Reis’in 80 yaşlarında hiçbir önemli suça dayanılmadan idam edilmesi, Barba­ros’un ölümüyle Damad Piyale Paşa’nın donanmanın başına komutan olmasına ka­dar 8 yıl kaptan-ı deryalığa Sokullu Meh­met ve Sinan Paşa gibi bu işten anlamayan iki generalin getirilmesi, ilk rüşveti alan ve rüşvet kapısını açan devlet adamı olması.

Rüstem Paşa Osmanlı tarihinin sevil­memiş simalarındandır; birçok huyları de­vam eden çok kötü etkiler bırakmıştır. Rüstem Kanuni’nin biricik kızı Mihrimah Sultan ile evli tek damat olmanın konu­munu kullanmış, bilhassa kayınvalidesi olan muhteris Hürrem Sultan onu tutmuş, yükseltmiş ve korumuş, o da Hürrem’in sadık bir bendesi entrikacısı olmuştur. Böylece Rüstem, Hürrem’in ihtirası ile kendi ihtirasını birleştirerek devleti ve toplumu tahrip edecek derecede kullan­mıştır. Hayatı komplolarla geçmiş ve le­kelenmiştir. Rüstem’in kötü şöhreti; öm­ründe yüzünün gülmemesi, tebessüm dahi etmemesidir. Paşa’dan nefrete sebep olan diğer bir nokta da cimriliğidir. Bu yüzden Paşa, akıllara durgunluk veren bir servet bırakmıştır. Bazı tarihçiler bu servetin, padişahlar dışında (ki onlar devletin sahibi idiler) Osmanlı tarihinin en büyük serveti olduğunu kaydetmektedirler.

Hürrem ve Rüstem Paşa’nın sahte belgeler kullanarak hileyle Kanuni’yi inandırarak Şehzade Mustafa’nın idam ettirilmesinin toplumsal, moral ve devlete olan inancı yıkıcı etkisinin bu derece bü­yük olması ve Türk toplumunu temelden sarsmasının nedenleri şöyle sıralanabilir;

1) Şehzade Mustafa’nın, müthiş bir komutan ve idareci olan, asker ile halk tarafından çok sevilen etkileyici padişah büyük babası Yavuz Sultan Selime çok benzemesi, böylece hayatında bir kez Ya­vuz’u gören her Türkün derhal Şehzade Mustafa’nın körükörüne taraftarı haline gelmesi,

2) Liyakati, yetenekleri çok yüksek derecelerde olan Şehzade Mustafa’nın hiç­bir suçu olmadan haksız yere (devleti ve milleti için çalışırken) zaten Kanuni’den sonra tabii olarak padişah olması beklenir­ken idam edilmesi, babası Kanuni gibi bi­rinin bu meş’um işi yapabilmesi, bundan devlet, millet ve ordu için hiçbir olumlu beklenti ve fayda olmaması, toplumun hiç­bir şekilde hiçbir olumlu gerekçeye inan­maması ve bunun toplumu, devleti ve or­duyu ayakta tutan görev, itaat, moral, ça­lışma, fedakarlık, gayret gibi sosyal de­ğerleri kademe kademe yıpratması,

3) Bu idam işinin çok az kişinin bilgisi altında sarayda değil de Anadolu’nun ve ordunun ortasında Konya’da ve bir ordu-millet olmayı sağlayan ve Türklüğü şüpheli 12 bin kişilik Yeniçeri ve Kapıkule asker­leri dışında çoğunluğu oluşturan ülkenin her yerinden gelen tımarlı sipahiler ile ül­kenin her yanına aynı şekilde ve hızla ya­yılmış ve ülke demoralize olmuştur. Böy­lece toplumda yabancılaşma başlamış, merkez ile gerek halk gerekse çevre kamu görevlileri ve askerlerin bağı, inancı, gay­reti, bağlılığı kopmaya başlamıştır. Bu olay özellikle de Şehzadeyi çok seven Anadolu halkını derinden yaralamıştır. Hatta Şehza­denin iftiraya kurban gittiği kanaati bütün dünyada hakim olmuştur.

Şehzade Mustafa’nın katlinde, o za­manın Avrupa Devletleri’nin Hürrem ve Rüstem’i teşvik ettikleri de muhakkaktır. Nitekim Rüstem Paşa, Venedik Büyükel­çisi (Balyo’su) Domenica Trevisano’ya bu idamın kendi eseri olduğunu söylemekten çekinmemiştir. Bu idamdan sonra asker otağını yıkıp tahrip etmiş, Rüstem Paşayı öldürmek için onu aramış, ancak o kıyafet değiştirerek İstanbul’a kaçmış ve kayna­nası Hürrem’e sığınmıştır. Bu galeyana, orada mevcut olan Kanuni bile engel ola­mamıştır. Bu durum, infialin ne derece büyük olduğunu göstermektedir.


1 H. İnalcık, Türk Dünyası Elkitabı, 1981

2 Y. Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, Cilt:4

 

“Milli Mücadeleye beraber başlayan yolculardan bazıları, Milli hayatın  bugünkü  Cumhuriyete ve Cumhuriyet  kanunlarına kadar uzanan gelişmelerinde,  kendi fikir ve  ruh kabiliyetlerinin  kavrayış sınırı  bittikçe bana karşı direnişe ve muhalefete  geçmişlerdir.”

 

Mustafa Kemal ATATÜRK

 

İçindekiler