| İçindekiler |
ÜLKEMİZDEKİ YOLSUZLUK, RÜŞVET ve DİĞER YASA DIŞI YOLLARLA SAĞLANAN KARA PARADA GELİNEN NOKTA VE BUNLARLA MÜCADELEDE ÇÖZÜM YOLLARIKudret ULUSOYDENETDE Genel SekreteriDevlet Denetim Elemanları Derneği olarak son iki yıldır ülkemizdeki yolsuzluk rüşvet ve kara para ile mücadele konusunda basının, toplumun, yönetenlerin ve diğer sivil toplum örgütlerinin dikkatini çekmeye, aydınlatmaya ve bu konuyu sürekli gündemde tutmaya çalıştık. Son operasyonlar göz önüne alındığında gelinen nokta itibariyle başarılı olunduğu görülmekle birlikte, hala yeterli görülememektedir. Çünkü bu hususta kesin ve etkin önlemler henüz alınamamıştır. Buna rağmen yolsuzluklarla mücadelede toplumun tüm kesiminin olumlu yönde olduğunu görmek umut vericidir. Yolsuzlukla mücadelede kesin ve etkin bir şekilde başarılı olabilmek için önce, yolsuzluğun nedenlerini, boyutlarını, topluma ve ülkeye olan olumsuz etkilerini yani sonuçlarını ortaya koyup, çözüm yollarını önermek ve başarılı olana kadar da gündemde tutmak gerektiği düşüncesindeyiz. ÜLKEMİZDEKİ YOLSUZLUK ve RÜŞVETİN BAŞLICA NEDENLERİGelir dağılımındaki adaletsizlik, zengin ile fakir arasındaki aşırı uçurum ki, gelişmiş ülkelerde bu oran 3-4 kat iken bizde 11 kattır. İşsizlik, yüksek enflasyon, hızlı nüfus artışı, vatandaşın sosyal güvencesinin olmaması, kamu kaynaklarının kesin tespitinin yapılmaması, kayıt altına alınmaması ve bu kaynaklardaki plansızlık, denetimsizlik, kamu harcamalarındaki aşırı artış, yüksek faiz, ekonominin büyük ölçüde devlet kontrolünde yürütülmesi, kamu ihalelerinin yüksek olduğu kurum ve kuruluşların etkin bir şekilde yönetilip denetlenmemesi, kamunun yeteri kadar şeffaf olmaması, ekonomi ile politikanın iç içe girmesi, politikanın ülkeye hizmette amaç olarak değil, zenginleşmekte araç olarak görülmesi, yıllardır uygulanan desteklemedeki popülist politikalar, geçmişteki koalisyon hükümetlerinde yer alan partilerin; kamu kaynaklarını ve kamu bankalarını yakınlarına görev verilmesi, kamu bankalarındaki kredileri, ihtisas dışı kredilerle kendilerine ve seçmenlerine sübvansiyon ve kendi partilerine para dağıtılması düşüncesiyle paylaşmaları, ekonomi üzerinde kamu bankalarının özel bankalardan daha etkin olması ve kamu bankalarının iyi yönetilmeme ve etkin denetlenememesi, zira son ekonomik krizde sağlam ve güçlü yapısı olan özel bankalar kar etmiştir. Hantal ve ağır işleyen yargı sistemi, kamuda kıdemli liyakatlı ve kariyer sahibi personelin üst düzey görevlere getirilmemesi, tecrübesiz ve birikimsiz, kapasitesiz kişilerin sırf yandaş olmaları nedeniyle üst düzey görevlere getirilmesi, etkin denetim yapılmaması, denetim elemanları ve organlarının pasifize edilerek zaafa uğratılması gibi nedenler, yolsuzluk ve rüşvete neden olan başlıca etkenlerdir. BOYUTLARI ve ETKİLERİNE GELİNCEYukarıdaki nedenlerle son 15-20 yıldır yapılan yolsuzluk ve diğer yasa dışı yollardan sağlanan kara paranın aşağıda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere, neredeyse bugünkü GSMH’ya eşit olduğu tahmin edilmekte ve ayrıca ülkeye her yıl girmesi gereken yıllık 1,8 milyar dolar tutarındaki yabancı yatırım da ülkeye girmemektedir. Kayıt dışı ekonominin büyüklüğünün 90-101 milyar dolar civarında olduğu, buna göre de vergi kaybının17-21 milyar doları bulduğu tahmin edilmekte, yani neredeyse milli gelirin üçte birinin kayıt dışı kaldığı basında yer almaktadır. Yine, bu nedenlerle uluslararası bankalarca ülkemize açılan ticari kredilerde sadece 2001 yılının ilk çeyreğinde 3,7 milyar dolar azalma olmuş, ayrıca kredilerin vadeleri de kısalmıştır. Aynı şekilde yurt dışındaki bankalara kaçan paranın miktarı neredeyse 40-50 milyar doları bulmuştur. Yabancı ülkelerdeki işçilerin gönderdiği dövizlerde çok önemli düşüşler görülmüş, sadece Almanya’da son 5-6 yıl içinde Türk işçileri 125 bin gayrimenkule 9 milyar mark yatırmıştır. Türk işçileri ve genç nesiller Türkiye’ye tatil için dahi gelmek istememekte, dolayısıyla her yıl gelmesi gereken en az 3.5-4 milyar dolar birikim sırf güvensizlik nedeniyle gelmemektedir. Nitekim 2000 yılında 4.5 milyar dolar gönderen işçiler, bu yılın ilk altı ayında sadece 1.5 milyar dolar göndermişlerdir. Halk birikimlerini üretime aktarmayıp, döviz, altın gibi kıymetlerle yastık altına almakta, yastık altındaki bu miktarında 70-80 milyar doları bulduğu tahmin edilmektedir. Sadece Alman hükümeti verilerine göre, Türkiye’de kayıt dışı 20 Milyar markın bulunduğu tahmin edilmektedir. Dünya Bankasının bir raporunda, kamu ihaleleri yoluyla her yıl 5 milyar doların üzerindeki bir paranın politikacılar ve bürokratların şahsi hesabına yattığı belirtilmektedir. Yine Dünya Bankasının bir raporunda; kamu ihalelerinin %15 inin bağış, komisyon vs. isimler altında ilgili kişilere ödendiği hususu yer almaktadır. Halkın, yönetime, yönetimin halka güven kaybolduğu gibi, yabancı ülkelerle, uluslar arası finans kuruluşlarının ve diğer yabancı yatırımcıların aynı şekilde Türkiye’ye güvenleri kaybolmuştur. Toplum sağlığı bozulmuş, halk bireysel kimlik bunalımına girmiş ve ayrıca psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklar artmıştır. Toplumda iyi ve doğru kabul edilen değerlerin çiğnenmesi ve karşılığında hiçbir işlemin yapılmaması ya da göz yumulması, yine 1 kg kıyma çalana 6 yıl hapis cezası verilirken trilyonları batıranlara bir işlem yapılmaması nedeniyle, toplumun ahlaki değerleri erozyona uğramıştır. Yolsuzluklar, en çok siyaseti ve siyasetçiyi vurduğu gibi, halk siyasetten soğmuş, adalet duygusu zedelenmiş ve en üst siyasetçisinden en düşük memuruna kadar devletin her kademesi bu durumlardan olumsuz etkilenmiştir. Halkın, siyasi partilerden eşit olarak nefret etmesi sonucu, toplum yeni siyasi arayışlar içerisine girmiştir. Geçmiş yıllarda yolsuzluk ve hayali komisyonlarında görev alanların, meclis dışında kalması, siyasete olan güveni de derinden sarsmıştır. Ekonomi sürekli krizlere sürüklenmiş, yolsuzluk ekonomisindeki üretimde maliyetler arttığından, üretim neredeyse durmuştur. Nitekim 2001 yılı ilk altı ayında GSMH’da rekor seviyede yani % 12 civarında düşüş olmuştur. Bir yerde ekonomi iflasa sürüklenmiş, dolayısıyla ekonomik ve siyasi denge tehdit edilir hale gelmiştir. Türkiye’de vergi oranlarının dünya ortalamasının üstünde olmasına rağmen, tahsil edilen vergi miktarında ise dünya ortalamasının çok altında kalmıştır. Türkiye’ye verilen kredilerin ve dış yardımların, yerinde kullanılıp kullanılmadığı yabancı kuruluşların kendileri tarafından denetlenmesi istenmekte, ayrıca rüşvet ve yolsuzluklarla ekonomik iyileştirme programlarının baltalandığı ülkelere uluslar arası finans kuruluşları tarafından kredi verilmeyeceği sürekli teyit edilmektedir. Ülkenin bağımsızlığı ve güvenliği tehlikeye girmiş, yabancı kurum ve kuruluşlar neredeyse içişlerimize müdahale eder hale gelmişlerdir. Karmaşık, birbirini tutmayan ve sık sık değiştirilen aynı zamanda şeffaf olmayan kanunlar nedeniyle, ülkeye yabancı yatırımcılar gelmemektedir. Bir araştırmaya göre, dış yatırımcıların % 63 ‘ü, Türkiye’de ki yolsuzluklar nedeniyle ülkemize gelmediklerini ifade etmişlerdir. Yine, dünyada dolaşan yabancı sermaye 1990‘lı yıllarda 12 kat artmasına rağmen, ülkemizde hala 1980’li yıllar seviyesinde kalmıştır. Uluslar arası finans danışman şirketi PWC tarafından; Türkiye’nin Çin, Rusya ve Endonazya’dan sonra en az şeffaf 4. ülke durumunda olduğu belirtilmektedir. 91 gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki dış yatırımlar sıralamasında Türkiye en sonlarda 81. sırada yer almakta, nitekim; 2000 yılında dünyada ki toplam 1.5 trilyon dolar tutarındaki dış yatırımdan, ülkemiz sadece 982 milyon dolar pay almıştır. Oysa, Meksika 13 milyar dolar, Çin, Hong Kong’la birlikte 105 milyar dolar dış yatırım almıştır. Yabancı ülkelere yerleşmek isteyen vatandaşların oranı % 46, geleceğinden umudunu kesenlerin oranı %29.6 ya ulaşmıştır. Tüm bu olumsuzluklar sonucu, gazeteci Kerem Çalışkaner’in ifade ettiği gibi, Türkiye’nin batıda; soyulan bankalar, uyuşturucu trafiği, yolsuzluğa batmış politikacılar ve bürokratlar, terör hareketleri, komşularla savaş havası, vahşi trafik gibi faktörlerin yoğun olduğu kanunsuz kasaba görünümünde olduğu ifade edilmektedir. Gerek ulusal, gerekse uluslararası kurum, kuruluş ve yayın organlarında yer alan yukarıdaki olumsuzlukların giderilmesi, bir daha yolsuzluk, rüşvet, ekonomik krizler ve diğer yasa dışı eylemlerle karşılaşılmaması ya da en aza indirilmesi için; - Öncelikle halka, daha sonra yabancı ülkelerle, uluslararası kredi kuruluşlarna ve yabancı yatırımcılara güven verilmesi, bir yerde Osmanlının son dönemlerindeki görüntü yerine, Mustafa Kemal Türkiye’sinin ilk yıllarındaki dürüst ve temiz Türkiye görüntüleri verilmelidir. - Ülkenin bu günkü görüntüsünden, vatandaşından yönetenlere kadar herkesin sorumlu olduğu bilincinden hareketle, karşılıklı suçlamalar yerine tüm yolsuzlukların üzerine top yekün ve sonuna kadar gidilmesi suretiyle yolsuzlukla mücadele edilmelidir. - Bundan böyle, idari ve cezai aflarla yolsuzlukla mücadele kesintilere uğratılmamalıdır. - Eleştiriler olumlu ve yapıcı olmalı, eleştirenler çözüm yolları da önermelidir. - Kendi sorumluluğunu bilmeyen ve hissetmeyenlerin başkalarını eleştirmeye hakkı olmamalıdır. - Tüm çözümü devletten bekleme yerine, herkes üzerine düşeni tam olarak yapmalı, kişisel menfaatler yerine toplumsal menfaatlere yönelik bilinç oluşturulmalıdır. - Yolsuzlukla mücadelede kurum, kuruluş, siyasi partiler gibi tüzel kişilikler hedef alınmadan suçların ve cezaların şahsili prensibinden hareketle, suç işleyen kişiler doğrudan hedef alınarak ona göre mücadele yürütülmelidir. - Yolsuzlukla mücadele siyasi bir linç aracı olarak görülmemelidir. - Gerek ulusal gerekse evrensel hukuk kuralları tam olarak uygulanmalı, sorumlu ve yetkili makamlara; bu hukuk kurallarını uygulayabilecek nitelikte kişiler getirilmelidir. - Etkin ve sağlıklı bir bürokrasi için özellikle üst yönetime kıdemli, liyakatlı, kariyerli ve tecrübeli kişiler getirilmelidir. -Üst düzey kamu görevine getirilecek kişilerin geçmişleri, daha önce görev yaptığı kurumlardaki performansları ve haklarında herhangi bir müfettiş raporu olup olmadığı yönünde araştırmalar yapılarak ona göre üst düzey görevlere getirilmeleri yararlı olacaktır. - Üst düzey kamu görevlileri ile denetim elemanlarının ücretleri özel sektörle aynı seviyeye çıkarılmalıdır. -Yeni İdari yapılandırmalar sırasında oluşturulan ve trilyonları idare eden üst kurullar denetim dışı bırakılmamalıdır. Özellikle Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu ile Sayıştay denetimi; dış denetim olduğundan ve soruşturma yetkileri olmadığından ayrıca iş kapasiteleri nedeniyle sistem gereği verimli olmalar da mümkün olmadığından, bu kurullarda iç denetimi yapacak denetim birimleri mutlaka oluşturulmalıdır. - Kamu Denetimi Yüksek Kurulu oluşturularak, Teftiş Kurulları buraya bağlanmak suretiyle, müfettişler her türlü baskıdan uzak tutulmalı ve etkin performans denetimine imkan verilmelidir. - Ekonomi ile politikanın ilgisi asgari düzeye indirilmeli, vergi oranları azaltılmalı, vergi tabana yayılmalı devlet tuttuğundan vergi almamalıdır. - Adalet duygusu zedelenmemeli, suç ve cezalar dengeli hale getirilmeli, verilen cezalar ekonomik boyutlarda göz önüne alınarak parasal cezalar yönünden yeniden tespit edilmelidir. - Yargıda yeni bir reform yapılarak, DGM’ler öncelikle yolsuzluklara bakan ihtisas mahkemelerine dönüştürülmeli, DGM Savcılarının emrine ekonomik yönden de yetişmiş uzman kolluk kuvvetleri verilmelidir. - Yapılan soruşturmaların boyutları ve sonuçları kamu oyuna açıklanmalı, hazırlık soruşturmalar dışında soruşturmalar açık ve şeffaf olmalı, yani mücadele hukuk içinde kalınarak yapılmalıdır. - Piyasa ekonomisi, sağlam ve ahlaki temeller üzerine inşa edilecek şekilde yeniden düzenlenmeli ve şeffaflığı esas alan yeni bir reform paketi hazırlanarak hızla uygulamaya konulmalıdır. - Ekonomik kararlar, devlete birlikte özel sektör, sendika ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinden oluşan bir kurulda görüşülüp tartışıldıktan sonra alınmalıdır. - Devlet İhale Kanunu değiştirilmeli, davetiye usulü kesinlikle kaldırılmalı, ihalenin her aşaması açık ve şeffaf olmalı ayrıca süre uzatımları kesinlikle verilmemelidir. Olağan üstü durumlar dışında Yasal gerekçe olmadan süresi içinde işi tamamlamayanlar bir daha ihalelere alınmamalıdır. - Kamu görevlilerinin aldıkları müteahhitlik karnelerinin, görevden ayrıldıktan sonra başkalarına kiralandırılması yada kullandırılması uygulamasına son verilmeli, yada fiilen müteahhitlik yapmayanların karneleri iptal edilmelidir. - Birleşmiş Milletlerin muhtelif komisyonları, Dünya Bankası, Avrupa Konseyi, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi uluslar arası kuruluşların; yolsuzluk, rüşvet, kara para gibi yasa dışı eylemlerle ilgili konularda mücadele ve işbirliği yönünde aldıkları ve ülkemizce de onaylanan kararlar, deklarasyonlar, imzalanan sözleşmeler göz önüne alınarak iç hukukumuz, uluslar arası hukuka uygun hale getirilmelidir. - Özellikle, 4518 sayılı Yasa ile onaylanan Uluslar arası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesine İlişkin Sözleşme hükümleri iç hukukla birlikte ulusal ve uluslar arası alanda bir an önce uygulanmalıdır. -Yolsuzluk, rüşvet ve diğer yasa dışı suç ihbar merkezi oluşturularak, tüm şikayet ve ihbarlar bu merkezde toplanıp kurum denetim elemanlarına buradan dağıtılarak sonucu da bu merkezce takip edilmelidir. - Yolsuzlukla mücadele eden sivil toplum örgütleri desteklenmeli, teşvik edilmeli, yolsuzlukları ortaya çıkaranlar ödüllendirilmelidir. - Yolsuzluklarla ilgili kampanyalar düzenlenmeli ve sonuç alana kadar, yani toplumun her kesimine ve dışarıya güven sağlanana kadar da devam edilmelidir. - Yolsuzluk, rüşvet ve diğer yasa dışı eylemlerle haksız kazanç sağlayanların mal varlıklarına kesinlikle el konulmalıdır. Ayrıca kredi batıran kamu bankası yöneticilerine bir daha kamu görevi verilmemelidir. -Yolsuzluk olaylarının ortaya çıkarılmasında önemli katkısı olan basın ve diğer medya kuruluşlarını teşvik amacıyla devlet tarafından çeşitli desteklemelerde bulunulmalıdır. - Kamu görevlilerinde olduğu gibi, Belediye Başkanı, milletvekili ve Bakanlara bu görevleri devam ettiği sürece ticaret yasaklanmalı, yada kayyuma devredilmelidir. Ancak ücretleri de konumlarına göre artırılmalıdır. - Bilirkişilik müessesesi kaldırılmalı, yada sıkı bir şekilde denetim getirilerek aynı konuda zıt karar veren bilirkişiler takibe alınmalıdır. - Yerel yönetimlerde suiistimali saptananlara siyaset kesinlikle yasaklanmalıdır. Ayrıca yerel yönetimlere bağlı şirketler kapatılmalı, böylece belediyelerin dolaylı yollardan gelir toplamak yada gider yapmak gibi faaliyetlerine son verilmelidir. - Kamu kuruluşlarındaki sandık, vakıf ve fon gibi kuruluşlar kapatılmalı yada kamu kuruluşlarınca sıkı denetlenmelidir. - Üç, beş ve on yıllık kalkınma planları hazırlanarak yatırımlar ona göre yapılmalıdır. - Yasama, yürütme ve yargı arasındaki hassas denge korunmalı birbirlerinin görev alanlarına müdahale etmeyecek şekilde Anayasal ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır. “Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu seviyesizliğe düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez” Mustafa Kemal ATATÜRK
|
| İçindekiler |