| İçindekiler |
ÖDEMEKLE BİTMEYEN GÖRÜNMEZ BORÇLAR;GÖREV ZARARLARIKudret ULUSOY DENETDE Genel Sekreteri Görev zararları; 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince KİT’lere görev yükleyen çeşitli Bakanlar Kurulu kararları ve Para ve Kredi Kurulu kararları ile doğmakta veyılı içinde veya daha sonraki yıl bütçeye konulan ödeneklerle karşılanmaktadır. Görev zararları, hem harcama hem de borçlanma yönünden Hazine’nin koşullu yükümlülüklerinden olup meydana getirdiği açıklar yönünden karadelik olarak nitelendirilmektedir. Yıllar içinde görülen o ki; bir yandan her yıl bütçeden önemli miktarlarda görev zararı ödenmekte, diğer yandan görev zararı borçları artmaya devam etmektedir. Görev zararı ödemeleri bütçe harcamaları içinde önemli bir paya sahiptir. Görev zararı ödemeleri için bütçeden aktarılan kaynak, 1996 yılında 92 trilyon lira, 1997 yılında 317 trilyon liradır. Finansman yetersizliği nedeniyle görev zararı ödemeleri zamanında yapılamadığından, Hazinenin KİT’lere önemli miktarda görev zararı borcu bulunmaktadır. Bu borçlar, Hazine bonosu ya da devlet tahvili şeklinde devlet iç borçlanma senetlerine bağlanmadığından, iç borçlar arasında gösterilmemektedir. Ancak görüldüğü kadarıyla Hazinenin görev zararı yükümlülüklerinden doğan borçları giderek artmaktadır. Görev zararları nedeniyle Hazine ile KİT’ler arasında çarpık ve tehlikeli bir ilişki doğmuştur. 1998 yılı sonunda Hazinenin KİT’lere görev zararı borcu 5 katrilyon liraya yaklaşmıştır. Bu rakam 1997 yılı sonunda 1,9 katrilyon liradır. 1998 yılı içinde görev zararı borçları 2,6 kat artmıştır. Görev Zararları Neden Görünmüyor? Yerine Ulaşıyor mu?Artık bir süredenberi görünen o ki, mevcut görev zararı borçlarının bütçeden ödenerek kapatılması imkansız hale gelmiştir. Bu borçlar, bütçe gelirleri ile karşılaştırıldığında, ödemenin olanaksızlığı açıkça görülmektedir. Ancak bunun çözümü, “nezle olan kişiyi öldürüp ortadan kaldırmak” gibi bir uygulama olamaz; yani başta tarım olmak üzere hem ekonomik hem de sosyal transfer niteliğindeki desteklere son vermek ve böylece görev zararlarından kurtulmak olmamalıdır. Ortada bir rahatsızlık, bir bozukluk vardır; ilkönce sorunun doğru ve tam teşhisi, yani bugünkü durum hastalıksa bunun belirtilerini ve nedenlerini iyi ve doğru anlamak gerekiyor. Burada hiçkimse saptırma ve yönlendirmelere girişmemeli, vaziyetten yararlanmaya çalışılmamalıdır. Önce görev zararlarının öngörülen amaçlara ulaşıp ulaşmadığına bakmak gerekiyor. Hemen söylemek gerekir ki, istenen amaçlara ulaşmak bakımından harcanan kaynakların çoğu boşa gitmekte, bu paralar hedef üretime ve üreticilere yarı yarıya bile ulaşamamaktadır. Hazine’den bu kaynaklar çıktığına ya da borç yazıldığına göre, o zaman bu arada eriyen paralar nereye gitmektedir ? Hemen bu harcamaları yapan, işlemleri yürüten, mali aracılık vb yapan, fiilen ödeyen aracı kuruluşlara bakmak gerekiyor. Öncelikle bu tür çok katlı aracılık ve işlemcilik sistemine son verilmesi gerekmektedir; çünkü hortumlamanın bir kısmı burada gereçekleşmektedir. Bu bakımdan bu işlemlere aracılık eden kamu bankalarının, bu konudaki görevlerini sağlıklı ve doğru yaptıklarını söylemek imkansızdır. Ancak bunu tedavi etmenin yolu kamu bankalarını öldürmek olmamalıydı. Sistem modern ve saydam hale getirilerek etkin bir uygulamaya geçilebilirdi. İkinci olarak; tarım veya diğer sektör ve alanlarda yeterli düzeyde ve güvenilir kayıt ve belgeme sitemi kurulamadığından ödemeler için esas alınan resmi sertifikasyon, özellikle tarmsal alanda çok yetersiz kalmakta veya gerçeğe uygun olmamaktadır. Yoksa Urfa’nın bir ilçesinden Türkiye rekoltesine yakın pamuk üretildiğini gösteren pamuk destekleme primi talebi/ müracaatı görülebilir miydi! (Tabii Hazine Kontrolörleri Kurulu’nun tespitleri sonucu sahte belgelere dayananlar ödenmemiştir.) Bunların dışında, Hazine’ce ödenemeyecek boyutlara varan görev zararı borçlarının iki nedenle çok hızlı bir şekilde arttığı görülmektedir: Mevcut görev zararı borçlarını karşılayacak finansman imkanı olmamasına rağmen, her yıl yeni görev zararı kararnameleri çıkarılarak ağır finansman maliyetleriyle karşı karşıya kalınmaktadır. Kamu bankaları, Hazine’den talep edilen görev zararı alacaklarına çok yüksek oranda, bazen gerçek olmayan yani hiçbir ticari müşteriye uygulanmayan faiz uygulamaktadır. T.C. Ziraat Bankasının 1993 yılı pamuk destekleme priminden doğan görev zararı alacağı örneğinde, bu açıkça görülmektedir. 1993 ve 1995 yılları arasında banka üreticilere 4,6 trilyon lira destekleme primi ödemiştir. Bu primlere Bakanlar Kurulu Kararı ile üç aylık dönemler itibariyle birleşik “ticari kredi faiz oranı + 20 puan” üzerinden faiz uygulanması sonucunda Hazine’nin Ziraat Bankasına olan borcu 1997 yılı sonunda 1 katrilyon liraya ulaşmıştır. Yıllık ortalama faiz % 300 olarak gerçekleşmiştir. 1998 yılında borca uygulanan faiz oranı bir miktar düşürülmüş, ancak yıl sonunda borç bakiyesi 2,3 katrilyon liraya ulaşmıştır. 1999 yılında bu borcun 12 milyar dolara ulaştığı anlaşılmaktadır. Görev zararları borçları eklendiğinde iç borç stokunun 2000 yılı sonu itibariyle 36 katrilyon liraya ulaştığı görülmektedir. Uygulamada Saydamlık ve Doğru Kaynak Kullanımı Gerekli
Görev zararı uygulamalarındaki sakıncalı yönler şu şekilde sıralanabilir:
1. Bütçeden ayrılabilecek yeterli kaynak olmadan görev zararına ilişkin kararname çıkarılması ve taahhüt altına girilmesi çok sakıncalı olmakta ve bugünkü durumu doğurmaktadır.
2. Kararnamelerde kamu bankalarına ödemelerin zamanında yapılmayacağı öngörülerek faiz oranı belirlenmesi uygun değildir. Bu durumda Hazine’nin borçlanma yetkisini Bakanlar Kurulu kullanmakta ve piyasa oranlarını aşan koşullarla borçlanma yapılmaktadır. Hazine’nin, piyasadaki en yüksek faiz oranı olan ticari faizin de üzerinde bir oran ile kamu dahi olsa bir bankaya borçlanmasının yanlış olduğu artık anlaşılmıştır. 3. Kaynak aktarılmaksızın kamu bankalarına görev verilmesi sonucunda, bu bankaların nakit açığı artmaktadır. Bunu karşılamak için kamu bankalarının borçlanmaya gitmesi, piyasada faizleri yükseltmekte, bu durum Hazinenin iç borçlanmasını da olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla, kamu bankalarına yıkılan finansman yükü, iç borçlanmada yüksek faiz ve görev zararı borçlarında olağanüstü artış şeklinde katlanarak Hazineye geri dönmektedir. 4. Hazinenin ödediği görev zararı, tarımsal destekleme veya KOBİ’lerin desteklenmesinden çok, kamu bankalarının açığını finanse etmeye yaramaktadır. Örneğin, 1993 yılı kütlü pamuk destekleme primi uygulamasında, ilan edilen bilançolarından anlaşıldığı üzere TC Ziraat Bankasının üreticiye ödediği 1 dolar karşılığında Hazine bugüne kadar bankaya 2 dolar ödemiş, ancak geriye 28 dolar borcu kaldığı görülmektedir. Bu örnekte Hazine’den çıkan veya çıkacak olan kaynağın çok küçük bir kısmının üreticiye gittiği sonucu çıkmaktadır. 1994 yılında pamuk destekleme primi ödemesinden doğan borcun bakiyesi, 1998 yılında Türkiye’nin pamuk üretiminin tamamını iki kere satın alabilecek tutardadır. Bu çok çarpıcı bir sonuçtur. 5. Hazine Müsteşarlığınca halen yapılan görev zararı uygulaması, desteklemenin ötesinde Ziraat Bankasının her türlü faaliyet zararlarını karşılamakta Hazine’nin kullanılabileceği bir ilişkiye dönüştüğü sonucuna çıkmaktadır. Banka, kendi faaliyetlerinden kaynaklanan zararlarına ve mali yapısının bozukluğuna karşı Hazineden alacaklarını bahane ve vasıta olarak kullanmakta olduğu söylenebilir. Bu, gizli ve çok tehlikeli bir sübvansiyon yolu olup her türlü denetimin de dışında tutulmaktadır. Sonuçta meydana gelen yük ve fatura haksız şekilde Türk çiftçisine ve tarımına kesilmekte, Hazine ise gereksiz yere ağır bir finansman yükü altında kalmaktadır. Sonuç ve Öneriler1- Bir an önce mevcut görev zararı borçlarının tam tutarı tespit edilmelidir. Bu konuda kesinlikle Hazine’nin denetim fonksiyonu ve kapasitesi acil olarak artırılmalı ve güçlendirilmelidir. Kurumların büyük tutarda görev zararı talepleri olmakta ve bunlar gerek kurum içi işlemlerde gerekse sonuç hesaplarında yeterince kontrol edilememektedir. Ayrıca ödemeler geciktirilmekte ve yıllar sonra yapılmakta, bu nedenle de ağır finansman yükleri Hazine’ye aktarılmaktadır.
2- Bugüne kadar birikmiş görev zararları, tutarları doğru olarak tespit edilerek kurumlarla bir an önce anlaşma yapılması yoluyla uygun bir şekilde birikmiş alacaklar tasfiye edilmelidir.
3- Kamu bankalarının veya başka şekilde faiz indiriminden doğan görev zararlarında; zararın oluşmasında Hükümetin ve Hazine’nin elinde olmayan, ancak zararın oluşmasında temel olan ve kriter olarak alınan ticari faiz denetim altına alınmalıdır. Esas kontrol dışı olan ve denetimsiz, batık kredileri ve dolayısıyla bankaları finanse etme haline dönüşen bu üst faiz oranı, sırf Hazine’den fon çekmek için kullanılan fiktif bir faiz oranı olarak kullanılmaktadır.
4- Yeni yapılacak tarımsal desteklemelerden doğacak görev zararı ödemeleri, avans olarak yapılmalıdır. Bu şekilde, kaynağı bulunmadan taahhüt altına girilmesi ve böylece Hazine açıklarının artırılması önlenmiş olacaktır.
|
| İçindekiler |