DENETİM HAFTASI İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI
Tüzüğümüzün 3. ve 4. Maddelerinde de belirtildiği üzere, Derneğimiz ülke kaynaklarının etkin ve verimli şekilde Türk toplumunun yararına kullanılması ve yolsuzlukların izlenmesi ve önlenmesi amaçlarıyla öneriler geliştirilmesi ve bu konuda yetkili makamlar ile kamuoyunun bilgilendirilmesi faaliyetlerini yürütmektedir.
Bilindiği üzere, ülkemizin son yıllarda karşı karşıya kaldığı ekonomik krizlerin ve bunun sonucunda oluşan devletteki zafiyet ile ülke ekonomisinin bitirilmesinin en önemli sebebi yolsuzluklardır. Yolsuzluklarla mücadelede halkın bilinçlendirilmesi, daha temiz bir yönetim oluşturulması, denetimin önemi ve gerekliliğinin kamuoyuna anlatılması, halkın ülke sorunlarına sahip çıkması, hesap sorması ve otokontrolü sağlayacak sistemin topluma yerleştirilmesi amaçlarıyla, bir “Denetim Haftası” düzenlenerek tüm toplumun fonksiyonel biçimde denetim sisteminin içinde yer alması amaçlanmıştır.
Bu doğrultuda, Derneğimiz Yönetim Kurulunca yapılan değerlendirmede; Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 30 Nisan 1919 tarihinde 9. Ordu Birlikleri Müfettişliği’ne atanması vesilesiyle, 30 Nisan gününün Denetim Günü ve bu güne denk düşen haftanın da Denetim Haftası olarak kabul edilmesi kararlaştırılmıştır.
Neden 30 Nisan!
30 Nisan 1919 tarihinde ülkenin içinde bulunduğu duruma bakıldığında; vatanın bütün kalelerine girilmiş, tersaneleri zaptedilmiş, ordusu terhis edilmiş, daha da önemlisi yöneticiler isteklerini müstevlilerin emelleri ile birleştirmiş, millet harap ve bitap düşmüş bir halde idi. Ülke bu durumda iken, 30 Nisan 1919 tarihinde 9. Ordu Birlikleri Müfettişliğine atanmasını müteakip Gazi Mustafa Kemal, Müfettişlik misyon ve unvanıyla beraber bu durumun bilinciyle, atanmasından 19 gün sonra 19 Mayıs 1919’da Anadolu’ya ayak basarak Türk Ulusunun kurtuluş mücadelesinin meşalesini yakmıştır.
İşte bugün yaşadıklarımız dikkate alındığında, yeni bir 30 Nisan ruhuna ihtiyaç duyulduğu ortadadır. Çünkü ülkemiz, bağımsızlığımız uğruna dün şehitler vererek mücadele ettiğimiz emperyalist ülkelerin parasına muhtaç hale getirilmiş; hatta alınacak borçlar karşılığında milli egemenlikten taviz bile verilmiş, uluslararası kuruluşların talimatıyla yasalar çıkarılır ve hatta en üst düzeylerde yöneticiler ithal edilir olmuş, Türk halkının yerüstü ve yer altı kaynaklarından yararlanması engellenmiş, adeta kendi toprakları üzerinde emanetçi ve misafir konumuna itilmiş ve sonuçta devlet olmanın gerekleri bir bir elimizden alınır hale gelmiştir. İşte bu nedenle 30 Nisan ruhu, bu acı gerçekleri aşmada biz denetim elemanları ve Türk milleti için çok önemli görülmektedir.
Bu bağlamda, 30 Nisan 2002 tarihinde Derneğimiz üyeleri ile birlikte Anıtkabir ziyaret edilmiş, günün anlam ve önemi ile ülkemizin içinde bulunduğu durum hakkındaki değerlendirmelerimiz Anıtkabir Defterine yazılmıştır.
Ancak Denetim Haftası sebebiyle yeri gelmişken ulusal ve kamusal sorumluluğumuz gereği, yolsuzluk ortamının doğmasına yolaçan nedenler ile denetimsizlik ve bu sorunların çözümlerine ilişkin önerilerimizi bir kez daha kamuoyuna açıklama ve ilgilileri uyarma ihtiyacının doğduğunu düşünüyoruz.
Mali Krizler ve Yolsuzluğun Ana Nedenleri
Denetim ve denetim elemanlarının sorunlarının yıllarca çözülmemesi, tam tersine ekonomik ve sosyal haklarının her geçen yıl biraz daha erozyona uğratılarak etkinliğinin yok edilmesi nedeniyle; son 20 yıldır ülkemizdeki yolsuzluklar ve buna bağlı olarak da yoksulluk artmış, neticede Şubat-2001 krizi ile karşı karşıya kalınmıştır. Eğer bu sorunlar çözüme kavuşturulmazsa, söz konusu krizler sürekli hale gelecek ve dolayısıyla zaten bozuk olan kamu düzeni iyice çökecek, böylece de ülkenin barış ve güvenliği daha fazla tehdit altına girecektir.
Toplum hafızasının yenilenmesi, yolsuzlukların unutulmaması, tekrarına meydan verilmemesi ve yapanın yanına kâr kalmaması amacıyla son 25 yılda ortaya çıkan önemli yolsuzluk dosyalarının bir kez daha hatırlanmasında yarar görmekteyiz:
- Horzum olayı, Hayali İhracat, Ayan-Beyan Altın Kaçakçılığı, Civangate, İSKİ, İlksan Bedelsiz İthalat, Paraşüt, Hayal, Balina, Kartal, Matador, Serhat, Kasırga, Buffalo, Sis Beyaz enerji, Birinci Perde, Hasat, Vurgun, Beyaz Önlük…gibi yolsuzluk operasyonları neden sonuçsuz ve cezasız kaldı veya neden DGM’lerin görev alanından çıkarılıp af kapsamına sokuldu? Bu konu kamuoyuna yeterince anlatıldı mı ya da gerekli yasal önlemler neden alınmadı? Yolsuzluk yapanın veya banka hortumlayanın 5-6 ay hapis yatması Hazineye verilen zararı telafi edemez veya bu suçlara engel olamaz. Bilinen fizik kanunu uyarınca hortumlanan paralar yok olmamıştır; bu paralar ya yurt dışına kaçırılmış veya menkul- gayrimenkul şeklinde illegal olarak stoklanmıştır. Bunların asıl sahibi Hazineye iadesi için gerekenler yapılmamıştır. Bundan parlamento dahil tüm kamu makamları Türk Milletine karşı sorumludur.
Programında “denetimin güçlendirilmesi” hakkında hükümler bulunan 57. Hükümetin oluşturduğu, zaman zaman da Sn. Başbakan tarafından yakınma konusu yapılan üst kurullar, denetim dışına çıkartılmıştır. 2 Gün önce Sn. Kemal Derviş ve BDDK üyesi Sn. Kemal Çevik arasında medya vasıtasıyla yapılan tartışma, bu üst kurulların Türkiye Cumhuriyeti devletinden bağımsız ve özerk olmasına karşın IMF ve Dünya Bankasına bağımlı olduğu bir kez daha teyit edilmiştir.
Güçlü ekonomiye geçiş, şeffaf devlet ve etkin yönetim söylemlerini öne çıkaran Sn. Kemal Derviş’in; kendisine bağlı kamu bankalarıyla ilgili açılan soruşturmalara onay vermemesi ve bu bankalardaki yöneticilerin yargılanmalarını engellemesi, bugüne kadar kasten batırılan kamu bankalarına ait kredilerden doğan zararları görev zararı gibi göstererek Hazine’ye ve dolayısıyla Türk halkına ödettirmesi, şeffaflık ve yolsuzlukların önlenmesinde ne derece samimi olduğunu göstermektedir. Bağımsız Merkez Bankası maskesiyle, bu bankanın ve dolayısıyla para, finansman ve rezerv yaratma fonksiyonunun devletinin kontrolünden çıkarılarak uluslararası kuruluşların denetimine bırakılması, egemenlik ve devlet anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Bu arada Hazine rezervsiz bırakılarak borçlanmaya ve adeta Galata bankerlerine mahkum edilmektedir.
Hükümet, bir taraftan denetimin yapılandırılması, yolsuzlukların önlenmesi, şeffaflık gibi kavramları öne çıkarıp biraz önce değindiğimiz operasyonların bir kısmını da gerçekleştirirken, diğer taraftan çıkardığı af yasalarıyla yolsuzlukların takibini ve zararların tahsilini önlemiş, kamu bankalarına borcunu ödemeyenlere yeni destekler vermiş ve mali aflar hazırlayarak bütçe dengesini yok etmiştir.
Kamu Mali Yönetimi ve Mali Kontrol Kanun Tasarısı Ne Getiriyor ?
Bu durum ortada iken, devletin mali anayasası sayılan 1050 sayılı Genel Muhasebe Kanunu, son günlerde Maliye Bakanlığı tarafından kamuoyundan gizlenerek, AB bahane edilerek ve onun arkasına sığınılarak Kamu Mali Yönetimi ve Mali Kontrol Kanun Tasarısıyla tamamen değiştirilmeye çalışılması nedeniyle bu konuda da kamuoyuna bilgi verilmesi gereği doğmuştur:
Kamu Mali Yönetimi ve Mali Kontrol Kanun Tasarısının hazırlanmasındaki temel amaçlar; kuruluşların mali yönetiminde rollerin ve sorumlulukların net olarak tanımlanması, bütünlük, birlik, şeffaflık ve hesap verilebilirliğin sağlanması, kamu mali kontrol sürecinin etkinleştirilmesi ve bu çerçevede harcamacı kuruluşlara bütçe uygulamasında daha çok yetki verip bunun sonucunda da performans ölçümüne zemin oluşturmak şeklinde belirtilmektedir.
Harcama sürecindeki yetersizlikler ve kamuda mali disiplinin sağlanması gerekçe gösterilerek Genel Muhasebe Kanununun Avrupa Birliği direktifleri ve çıkarları doğrultusunda değiştirilmeye çalışılması, kamu harcamaları vasıtasıyla devleti ve ülkeyi tam bir kaosa sürükleyecektir.
Zira bu yasa tasarısı ile, iddia edildiği gibi tüm kamu kurumlarında bütçe birliği, mali disiplin ve kamu harcamalarında etkinlik ile yolsuzluğun önlenmesi sağlanamayacağı gibi, üst kurullar ve kamu kaynaklarını kullanan özel sandık, vakıf gibi kuruluşların önüne de geçilemeyecektir. Üstelik Maliye içinde yedi ayrı denetim birimi mevcutken, kurumların bünyesinde dolaylı biçimde Maliye Bakanlığına bağlı iç denetim komitesi ve iç denetçi diye ayrı bir yapı daha getirilerek yeni bir denetim katmanı oluşturulmakta ve böylece kurumların denetim sistemi dejenere edilmeye çalışılmaktadır.
Derneğimiz, böyle önemli bir yasanın kamuoyundan gizlenerek çıkarılmasına karşıdır. Üst kurulların kapsama alınması ve harcamacı kurumların etkin hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor, dolayısıyla da bu tasarı ile yapılacak düzenlemeye temelde katılmıyoruz. Çünkü, Maliyenin tekelinde olacak iç denetim komitesi, bu haliyle antidemokratiktir. Bu komitenin denetimin esas ve standartlarını belirleyen bağımsız bir yapıda olması gerekmektedir. Ayrıca, kariyerden gelmeyen kişilerin iç denetçi olarak atanması suretiyle bunlara yerindelik ve performans denetimi, risk değerlendirmesi gibi denetim yetkilerinin verilmesi, bu düzenlemenin amaçları bakımından tam ters bir sonuç doğuracaktır.
Denetim Sisteminin Sorunları
1- Bugün denetim elemanları bağımsız değildir. Bir Bakan veya Genel Müdürün emrindeki Müfettişin bağlı bulunduğu kurumdaki yolsuzlukların üzerine serbestçe gidebileceğini veya gitmesine izin verileceğini beklemek, hem kendimizi hem de kamuoyunu aldatmak anlamına gelir. Buna rağmen mevcut yapı ile yolsuzluklar ortaya çıkarılabiliyorsa, bu tamamen dürüst ve yurtsever denetim elemanları ile bir kısım fedakar yargı mensubu ve kamu görevlisinin şahsi çaba ve cesaretlerinden kaynaklanmaktadır.
2- Yolsuzlukla mücadelede, kamu görevlilerinin soruşturulmasıyla ilgili 4483 sayılı yasa, denetimin ve suç işleyen kamu personelinin yargılanmasının önünde önemli bir engel olduğu gibi, denetim elemanları ve savcıların görev, yetki ve sorumluluğunu da sınırlamaktadır.
3- Kamu hukukunda kariyer bir meslek olarak belirlenen, mesleğe iki aşamalı yarışma sınavı ile alınarak üç yıllık bir staj döneminden sonra yine iki aşamalı yeterlilik sınavı sonrasında ataması yapılan denetim elemanlığı mesleğine, bazı kurum ve kuruluşlarda, denetim elemanı nosyon ve niteliklerine sahip olmayan ve anılan sınavlara tabi tutulmayan kişiler, atama yoluyla usulsüz ve hukuka aykırı biçimde bu görevlere getirilmektedir.
4- Türk denetim sisteminde, mükerrerliğe çok sık rastlanmaktadır. Aynı kurumdaki bazı işlemler, 4-5 değişik birime bağlı denetim elemanı tarafından mükerrer olarak denetlenmekte, buna rağmen denetim özerk olmadığından yolsuzluklar yine de önlenememektedir. Ayrıca bu durum denetlenen personel ile iş sahipleri ve denetçileri de sıkıntıya düşürdüğü gibi emek, zaman ve kaynak israfına da neden olmaktadır.
5- Denetim birimleri arasında koordinasyon bulunmaması nedeniyle, aynı konunun denetim birimlerince farklı değerlendirilmesi sonucunda denetimde uygulama birliği bulunmamakta, dolayısıyla bir denetim standardı oluşturulamamaktadır.
6- Birçok kurum ve kuruluşta denetim elemanlarının yurtiçi ve yurtdışı eğitim, seminer ve sempozyum gibi mesleğin geliştirilmesine yönelik programlara katılmalarına yeterince önem verilmemektedir.
7- Denetim raporlarındaki önerilerin kurumlarca yerine getirilmeyerek sümenaltı edilmesi, hatta raporlarda görevden alınması, idari ve mali sorumluk gerektiren görev verilmemesi önerilen personelin daha üst görevlere atanması, denetim elemanlarının çalışma şevkini kırmakta, bu gibi personeli de suç işlemeye teşvik etmektedir.
8- Denetim elemanlarının hukuksal ve toplumsal statüleri sürekli gerilemekte, denetçilerin parasal ve sosyal hakları yıldan yıla adeta bilinçli olarak düşürülmektedir.
9- Denetim elemanları arasında kadro, özlük ve diğer sosyal haklar bakımından çalıştıkları dairelere göre ayrım yapılarak kurumsal çatışmalara neden olunmaktadır. Örneğin, eşit işe eşit ücret ve kamudaki ücret dengesizliğini gidermek için çıkarılan 2002/3546 sayılı Kararnamede, 1. derece denetim elemanlarına Görev Tazminatı verildiği halde diğer kadro ve derecedekilere Görev Tazminatı verilmemiştir.
10- Denetim elemanları tarafından düzenlenen raporlar, zaman zaman yerinde ve süresinde işleme konulmamakta, hukuki boşluklar nedeniyle tamamen yönetimin keyfine terk edilmektedir.
11- Önemli bazı kurum ve kuruluşların merkez teşkilatlarındaki inşaat, personel, bilgi işlem gibi birimlerin denetimi yaptırılmamakta ya da 5 -10 yıl gibi çok uzun aralıklarla teftiş ettirilmekte, dolayısıyla yapılan yolsuzluklar zamanaşımına uğratılmaktadır.
12- Denetim elemanları gerekli çağdaş teknik donanımla teçhiz edilmemekte, özellikle bilgisayar donanımındaki yetersizlikler nedeniyle etkin, hızlı ve verimli denetim engellenmektedir.
Çözüm Önerileri
1- Kamuda denetimin etkinleştirilmesi ve yapılan denetimlerden olumlu sonuçlar alınması, ancak denetimin tek çatı altında birleştirilmesi, bağımsız ve etkin bir denetim yapılanması ile mümkündür.
2- Yolsuzlukları ortaya çıkaran kişi ve kamu görevlilerinin ödüllendirme mekanizması getiren kanunlara işlerlik kazandırılmalıdır. (Örneğin 31.12.1931 tarihli 1905 sayılı Kanun gibi)
3- Üst düzey kamu görevine getirilecek kişilerin geçmişleri araştırılarak haklarında herhangi bir denetim raporu olup olmadığına bakılmalı, kıdem, liyakat ve kariyer durumu göz önüne alınarak atamalar yapılmalıdır.
4- Yeni yapılandırmalarla oluşturulan ve çok büyük bütçeye sahip kurul ve üst kurulların denetim dışı bırakılmasına son verilmelidir.
5- Yapılan mali denetimlerin boyutları ve sonuçları kamuoyuna açıklanmalı; denetimler tarafsız, etkin ve tüm harcamaları kapsayacak şekilde olmalı, yapılan kamu harcamalarının mutlaka gerçekten bağımsız iç denetimden geçirilmesi sağlanmalıdır.
6- Teftiş ve soruşturma raporları hakkında zamanında işlem yapılmaması sonucu devlet ve ilgili personel zarar görmekte; bu duruma engel olmak için de gecikmeye sebep olanlar hakkında idari ve yasal işlem yapılmasını sağlayacak düzenleme getirilmesi gerekmektedir.
7- Yolsuzluk, rüşvet ve diğer yasa dışı suçlarla ilgili bir ihbar merkezi oluşturulmalı, toplanan şikayet, ihbar ve belgeler bu merkezce ilgili denetim birimlerine aktarılarak sonuçları takip edilmelidir.
8- Yolsuzlukla mücadele eden sivil toplum örgütleri ile basın ve medya kuruluşları desteklenip teşvik edilmeli, yolsuzlukları ortaya çıkaranlar ödüllendirilmelidir.
9- Yolsuzluk, rüşvet ve diğer yasa dışı eylemlerle haksız kazanç sağlayanların mal varlıklarına kesinlikle el konulmalı, ayrıca kredi batıran Kamu Bankası yöneticilerine bir daha kamu görevi verilmemelidir.
10- Milletvekillerinin seçilmesinden ve yasama görevlerinin bitiminden sonra TBMM tarafından, kamu görevlilerinin ise denetim birimlerince beyanları ile gerçek mal varlıklarının karşılaştırılarak uygunluğunun incelenmesi sağlanmalıdır.
11- Yargı sistemini dejenere eden “Bilirkişilik” müessesini düzenleyecek ve disipline edecek bir yasa çıkarılmalıdır.
12- Yasama, yürütme ve yargı arasındaki hassas denge korunmalı, birbirlerinin görev alanlarına müdahale etmeyecek şekilde anayasal ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
13- Yolsuzlukların önlenmesi için çıkarılan aşağıdaki kanunların ivedi olarak uygulanması sağlanmalıdır:
- 2531 Sayılı Kamu Görevlerinden Ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanun.
- 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu.
- 237 Sayılı Taşıt Kanunu.
- 3011 Sayılı Resmi Gazetede Yayımlanacak Yönetmelikler Hakkında Kanun.
- 3071 Sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun.
- 805 Sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun.
-4518 sayılı Yasa ile onaylanan Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesine İlişkin Sözleşme hükümleri iç hukukla birlikte ulusal ve uluslar arası alanda bir an önce uygulanmalıdır.
- Eğitim dilinin Türkçe olması gerekirken bugün ana okullarına bile yabancı dille eğitim sokularak gizlice sömürgeleştirme uygulaması yapılmakta olup bu Anayasanın gereği yerinme getirilerek her aşamada eğitim dilinin Türkçe olması sağlanmalıdır.
Diyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyoruz.
DENETDE YÖNETİM KURULU