Teftiş Kurulları Ne işe Yarıyor? Cumhuriyet 09.02.2004
Hıfzı- DEVECİ
Kamu Yönetimi Reformu Tasarısı'nın en çok tartışma yaratan bölümlerinden biri,
"yeni denetim düzeni". Tasan, teftiş kurullarım kaldırıyor. Varlıklarını
sürdürmesine izin verilen birkaç bakanlık teftiş kurulu da yeni düzende artık
kendi örgütlerini de-netleyemeyecek, vergi incelemesi gibi İşlerle uğraşacak.
Kurumların iç denetimini; üst yöneticinin inisiyatifi ile atanmış, müfettişlerin
sahibi olduğu güvencelerin hiçbirine sahip olmayan "iç denetim memurları"
yapacaklar. Bunların görevi yolsuzlukların peşine düşmek değil, işlerin doğru
yürümesi için "rehberlik" etmek olacak. Yeni düzende, Sayıştay da "dış denetim
birimi" olarak yer alacak.
Tasarının gerekçesinde bu "köklü" değişikliklerin; hataları ortaya çıkmadan
önlemeyi, denetimde rehberlik ve eğitim yaklaşımını öne çıkarmayı, kişileri
denetleme anlayışından işi geliştirme anlayışına geçişi sağlayacağı öne
sürülmektedir. Ne var ki bu çekici sözler, yapılmak istenen değişikliğin gerçek
gerekçeleri değildir; çünkü, kaldırılmak istenen şimdiki sistemin ikili denetim
yapısı, bu hedeflerin hepsini (ve fazladan, tasanda yer almayan yolsuzluk
boyutunu) zaten içermektedir!
Mevcut sistemdeki ikili yapının eğitime dönük ayağı periyodik teftiş, yani
bilinen adıyla "turne"; ikincisi ise özel inceleme ve soruşturmalardır. Turne;
hizmet İçi eğitim ve rehberlik ağırlıklıdır ve hataları yaygınlaşmadan Önlemeyi
amaçlamaktadır. Özel inceleme ve soruşturmalar da yolsuzlukları ortaya
çıkarmayı, sorumluları adalete teslim etmeyi hedeflemektedir. Teftiş kurulları
bakanların emrinde olduğuna göre, asıl sorun siyasal iradenin bu hedeflere
varmayı isteyip İstemediğidir. İstiyorsa emrindeki teftiş kurulunu bu amaçla
kullanabilir; örgütünü periyodik denetimlerle sürekli bir eğitim ve yenilenme
içinde tutabilir, yolsuzlukları ortaya koyan raporları bekletmeden yargıya
gönderir; denetim sonuçlarına göre yönetimim gözden geçirir, istemiyorsa teftiş
kuruluna görev vermediği gibi, her nasılsa yazılmış raporlan da örtbas eder;
teftiş sonuçlarını umursamaz, raporlan bile okumaz. Bu tümüyle bir siyasi tercih
sorunudur.
Kamusal denetim konusunda hazırlanmış çok sayıda araştırma raporunda, teftiş
kurullarının değil kaldırılmak, etkinliklerinin daha da arttırılması
önerilmektedir. Teftiş kurulla-rı; bünyesinde yer aldıkları kurumların
belleğidir ve kamu idaresinde çok az örneği bulunan kariyer sistemini; her türlü
olumsuzluğa, yozlaştırma ve sulandırma çabasına karşın yine de
sürdürmektedirler. Müfettişler Cumhur-başkanı'nın da İmza koyduğu üçlü
kararnameyle atanırlar. Bu yasal güvence, onların daha bağımsız olmalarını
sağlamak için özellikle düşünülmüştür.
Taşandaki "köklü" reformu savunurken "Teftiş kurullarında büyükişlerle ilgiti
açığa çıkarılmış bir yolsuzluk olayı olmadığını; bakarım, (KiT'lerde genel
müdürün) onayıyla denetim yapıldığını ve hiçbir zaman da bakanın (veya genel
müdürün) yaptığı işlerin teftiş kapsamına girmediğini'' söyleyen siyasetçiler
oldu.
Bu tür açıklamalarda yanlışlar vardır. En büyüğünden başlarsak; "teftiş
kurullarında açığa çıkarılmış tek bir yolsuzluk olayı olmadığı" şeklindeki
beyanların gerçekle ilgisi yoktur. Hatta gerçek, bunun tam yüz seksen derece
tersidir ve şöyledir: Kamu idaresinde (şu anda, şimdi yapılmakta olanlar hariç)
hiçbir yolsuz, usulsüz işlem yoktur ki evvelce bir denetim raporuna konu edilmiş
olmasın! Herhangi bir kamu kurumunda birkaç yıl çalışmış herkes (eskiden kamu
görevi yapmış bütün milletvekilleri ve bakanlar da) bu gerçeği bilmektedir.
Ülkedeki bütün büyük yolsuzluklarda; 20'den fazla batık bankada, enerji
ihalelerinde, otoyollarda, barajlarda, öteki kamu ihalelerinde, akla gelen-gelmeyenpek
çok olayda; siyasetçiler ve onların emriyle hareket eden yetkili bürokratlar
tarafından sumen altı edilmiş yüzlerce denetim raporu arşivlerde duruyor.
Yalnızca batık bankalar olayında adım adım yaklaşan faciayı duyurmak için feryat
eden ama sesleri derin mahzenlerdeki çelik dolap-lan aşamamış 50 kadar
murakıp/müfettiş raporu vardır. Arşivlerde kalmayıp da yargı aşamasına kadar
ulaşabilenlerini ise (bunlar genellikle önceki İktidarın uygulamalarına ilişkin
olduğu için mevcut yönetim tarafından engellenmesine gerek duyulmamış
dosyalardır) sahtekâr bilirkişiler, davanın zaman aşı-mı, af ve ceza erteleme
yasalan ya da yargının artık herkes tarafından bilinen zayıflıkla-n gibi
engeller beklemektedir.
Müfettişler, bakanların (bağımsız genel müdürlüklerde genel müdürün) çizdiği
sınırlar içinde kalmak zorunda olduklarından ve emir verilmedikçe
kendiliklerinden harekete geçemediklerinden, o sırada görev başındaki bakanın
emriyle yapılan işlemler (yine bakanın tutumuna bağlı olarak elbette) denetim
dışı kalabilmektedir.
Sonuç
Bütün bu engellemelere karşın sonu mahkûmiyetle bitmiş çok sayıda dava, bir
müfettiş raporu sayesinde başlamıştır.
Bu yapısal olumsuzlukları ve engelleri görmezden gelip teftişle açığa çıkanlmış
yolsuzluk olmadığını söylediğinizde, aslında bütün 80'li 90'h yıllar boyunca
İzlenen "denetim-sizleştirme" politikasını sürdürmek İçin bahane yaratmaya
çalışıyorsunuz demektir. 1983 hükümet programını okuyanlar, bu politikanın o
belgeyle başladığını görebilirler. Kamusal denetim fonksiyonu o günden beri
zemin kaybetmeyi sürdürüyor. Bu geriye gidiş; bazen bir af yasasıyla, bazen
yazılan raporlan görmezden gelerek, bazen müfettişlerin özlük haklarını
zayıflatarak ya da onları düpedüz yıldırmaya çalışarak adım adım
gerçekleştirilmiştir. Aynı alanda birden çok denetim birimi kurarak bir tür
enflasyon yaratmak ve böylece denetimi sulandırmak da bu dönemde uygulamaya
konulmuş parlak buluşlardandır.
1983 sonrasında sonu fiyaskoyla biten bütün büyük kamu projelerinin ortak
Özelliği; işlerin üç beş kişilik politbürolaria yürütülmüş ve da-nışma-denetim
birimlerinin süreçten hep dışlanmış olmasıdır. Bugün reform için yola çıkanlar,
önce içinde iyi niyetten eser bulunmayan bu yönetim anlayışını reddetmelidirler.
Sonra da bir yıllık sözleşmeyle atanmış, bütün geleceği üst yöneticinin iki
dudağı arasında bulunan "iç denetçiler"in koskoca kurumlan nasıl
denetleyeceğini, bu sistemde yolsuzlu ki arın nasıl kovalanacağını açıklamak,
eğer ortada böyle bir amaç yoksa o zaman da bunu topluma dürüstçe söylemek
gerekiyor.