HEDEFTEKİ ADAM SESSİZLİĞİNİ BOZDU
11 Aralık 2008 Yeniçağ Gazetesi
Selda ÖZTÜRK KAYhttp://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=11807
Hedefteki adam Yeniçağ'a konuştu-2-
Yolsuzluk komisyonu kurulmalı
* İktidar partisinin bir milletvekili olan Şaban Dişli, hakkındaki iddialar nedeniyle en sonunda istifa etmek zorunda kaldı. Partisi aklanmış oldu mu böylece?
Bu sadece AKP için geçerli değil. Ekibinde yer alan insanlarla ilgili yolsuzluk iddiası olan tüm siyasi partiler, dernek ve vakıflarla ilgili yapılması gereken, ortaya atılan iddiaları inceleyecek bir komisyonun kurulmasıdır. Bu komisyonun, araştırma sonuçlarını tarafsız bir şekilde kamuoyuna nakletmesi lazım. Gereğini de partinin yapması lazım. Burada şahsın istifası da önemli tabii ki. Sonuçta hakkındaki iddialarla ilgili bir süreliğine o görevden ayrılarak bir duyarlılık gösterdi.Dokunulmazlıklar kaldırılmalı
* Yargılanmasını önleyen milletvekili dokunulmazlığı hâlâ duruyor. Mesela Şaban Dişli sadece partideki görevinden istifa etti.
O da ayrı bir konu. Türkiye’de hiçbir kamu görevlisinin ve hiçbir siyasetçinin, özellikle milletvekillerinin, kürsü dokunulmazlığı dışında işledikleri suçlar nedeniyle dokunulmazlık zırhına bürünmemeleri gerekir. Hem kendileri açısından hem de sistem açısından bu zaruridir. İşlenen bir suç ertelenmiş oluyor. Dolayısıyla birçok isim de cezai takibattan kurtulmak için milletvekili olduğu yönünde iddialara muhatap oluyor. O halde bu yolun kapatılması gerekiyor. Dokunulmazlıkların kaldırılması gerekiyor. Bu kamu görevlilerinde de aynı şekilde. Bu doğru bir mekanizma değil.
Siyasi irade teftiş kurullarını
silah gibi kullanmaya başladı
DENETDE Genel Başkanı Atılay Ergüven, “Teftiş kurulları idareyi korumak, aklamak, yanlarında istemedikleri kişileri de suçlamak amacıyla kullanılıyor” dediDevlet Denetim Elemanları Derneği Başkanı (DENETDE) Atılay Ergüven’le yaptığımız röportajın dün yayımlanan bölümünde, “yolsuzluklar arttı” sözünün ardından adeta sürgüne gönderilen Ergüven’in başına gelenleri konuştuk. Bugünkü bölümünde ise AKP hakkınndaki yolsuzluk iddialarını masaya yatıyoruz.
* Sağlık Bakanı ile yaşadığınız son olay dışında da birkaç tane ilginç soruşturma geçirdiniz öyle değil mi?
Evet. Özellikle bir tanesi. Görev yerime uçakla gittiğim, biletini yaktığım ve yanan bileti de devlete ödetmek için gerçeğe aykırı bildirimde bulunduğum iddiasıyla bir soruşturma açtılar hakkımda. Tabii sonuçsuz kaldı.
Tanımları değiştirdiler
* Siz, Cumhuriyet tarihinde en fazla AKP hükümeti döneminde yolsuzluk yapıldığını söylediniz ve başınıza olmadık işler geldi. Bu tespitinizin arkasında duruyor musunuz?
Aslında yolsuzluk her dönem vardı Ancak daha öncekiler ile bugünküler arasında bir anlayış farkı var. Özellikle de yolsuzluğun tanımıyla ilgili. Daha önce yasalara aykırı olan kamu görevlilerinin iş ve işlemleri, herkes tarafından yolsuzluk olarak kabul ediliyordu. Ancak şimdi bir fark var. Şimdi bizim ve hukukun yolsuzluk olarak değerlendirdiği, nitelendirdiği bir takım fiil ve hareketler şu an ülkeyi yönetenler tarafından yolsuzluk olarak değerlendirilmiyor ne yazık ki.
Adamına göre yolsuzluk
* Neden?
Bana göre bunun sebebi aşırı korumacı mantık. Kendi göreve getirdikleri personel ile ilgili aşırı korumacı yaklaşımları olabilir. Bunun yanında, yolsuzluk tanımından kaynaklanan bir anlayış olabilir. Yani, yöneticilere yakın olan insanların fiilleri yolsuzluk olmuyordur. Bu tür fiiller başkaları tarafından yapılınca yolsuzluk olarak nitelendirilebiliyordur.
Örtbas ediliyor
* Bu yolsuzluklar kamuoyuna pek fazla yansımıyor galiba
Çünkü Teftiş Kurulları çalıştırılmıyor, bazıları da tersine çalıştırılıyor. Yani siyasi iradenin istek ve beklentilerine uygun teftiş, denetim, inceleme, soruşturma yaptırmak yönünde çalıştırılıyor. Yani denetim mekanizması, idare taraftarlarını aklamak, yanlarında bulunmasını istemedikleri kişileri de suçlamak amacıyla araç olarak kullanılıyor. Zira politize olan bazı teftiş kurullarının yöneticileri şahsa göre soruşturma açılmasını sağlamakta, yine şahsa göre olay örtbas edilmektedir. Bu denetim sistemimiz açısından son derece vahim bir durumdur.
Mücadelemiz sonuna kadar sürecek
Şu an zorunlu bir istirahat süreci yaşıyorsunuz. Biraz da hastalıklar nedeniyle... Yargıdaki davalarınızın sonuçlarını bekliyorsunuz. Yaptığınız herhangi bir şeyden pişmanlık duydunuz mu hiç?
Yargıda devam eden davaların kısa bir süre sonra sonuçlanacağını umuyorum. Sonuçlandıktan sonra gerekli açıklamaları yapacağım. Bizim şahsiyetlerle hiçbir sorunumuz yok. Bizim sorunumuz sistemsizlik, kuralsızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlikle. Yolsuzluklarla sorunumuz var. Bu çerçevede ne kadar baskıya maruz kalırsak kalalım, derneğimdeki meslektaşlarım ve şahsım bu gayret ve mücadeleyi sürdüreceğiz.
Muhalefet yetersiz kalıyor
* İktidar partisinin bazı isimleri ile iktidara yakın bir takım bürokratların adı, son dönemde bir takım yolsuzluk iddialarına karıştı. Sizce Hükümet ve muhalefet partileri bu iddialara ilişkin kamuoyu nezdinde üzerine düşeni yaptı mı?
Hakla bağdaşmaz
Ben muhalefet partilerinin, yeterli muhalefeti yapabildiğini düşünmüyorum. Bir elin parmağını geçmeyen duyarlı birkaç vekil yolsuzluk konusunu gündeme getiriyor. Bunun gündeme gelmesiyle zaten yolsuzluk yapan kamu görevlisi, siyasetçiler ya da bağlı olduğu mekanizma yolsuzluğu kabul etmez. Hiçbir dönem ’ben yolsuzluk yaptım’ demez. Onların yolsuzlukları yargı kararıyla ortaya konulur. Yargıya intikal etmeyen konuda, savunma yapmak da abes olur. Yolsuzluk iddia edilir. Doğruluğu, yanlışlığı tarafsızlığına güvenilir mekanizmalar tarafından ortaya konur.Böyle bir mekanizma işlemiyor Türkiye’de. Zaten siyasi iktidarın başarısı dürüst bir ekibi ne kadar bünyesinde tuttuğu ile yakından ilgilidir. Dürüst olmayan bir yönetici kitlesi ve bürokrasi yapısıyla siyasetçilerin başarılı olması asla mümkün olmaz. O zaman şu ortaya çıkar. Benim yolsuzum, ya da başkasının yolsuzu. Benim adamım yaparsa onun adı yolsuzluk olmaz. Başkası yaparsa yolsuzluk olur. Böyle bir anlayış dünyanın en ilkel kabilelerinde bile olmaz. Hukukla bağdaşır bir tutum asla değildir bu.* Anlattıklarınızdan, devlet yönetiminde çok ciddi sistem bozuklukları olduğu ortaya çıkıyor.
Türkiye’de yönetim siyasallaştıkça yolsuzlukları koruyan bir mekanizma haline geldi. Bunun kesinlikle gözden geçirilmesi gerekir. Bir kısım memurlarla ilgili gerekçesiz soruşturma izni veren makamlar özellikle bakanlar, bazıları ile ilgili yolsuzluk yaptığı çok açıkça ortada olmasına rağmen soruşturma izni bile vermemekte. Böyle bir çifte standart anlayışıyla karşı karşıyayız. O zaman adalet ve hukuk nerede? diye sorarsınız. Yönetim gittikçe hukuka uymak yerine, hukuku kendisine uydurmak gayretinde. Bu son derece tehlikeli bir gidiştir. Mutlaka idarenin hukuk çerçevesinde davranması gerekir. Bu da ancak etkin bir denetim ve yargı mekanizması ile olur.
Gayret kalmadı
* Yargıya da çok büyük görevler düşüyor değil mi?
Yargının sorunları daha farklı. Yargı her yıl, geciken adaletin adalet olmadığını vurgular bir şekilde... Eskiden bir gazete haberi bile ihbar kabul edilebilirdi. Şimdi maalesef bu tür gayretlerle karşılaşmıyoruz. Yargı bağımsızlığı sağlanmadıkça, süreç hızlanmadıkça, teftiş birimleri etkin hale getirilmedikçe, Türkiye’de idarenin hukuk içine çekilmesi asla mümkün değil. Böyle bir idare de diktatoryal yapıya doğru hızla gider. Yaşadığımız süreç de sonuç itibariyle budur.
Müfettişler bir an önce vesayetten kurtarılmalı
* Türkiye’yi yolsuzluklardan arındırmak için ne yapılması gerekiyor?
Önce uluslararası kriterlere uygun iklimi oluşturmak lazım. Bu da fonksiyonel bağımsızlığın sağlanmasıyla mümkün olur. Yani siyasi vesayet altından kurtarmak lazım teftiş ve denetim sistemini. Daha sonra gereken kriterler hayata geçirilmeli. Aksi taktirde verim almak mümkün olmaz. Kamu idarelerindeki bozulmayı, erozyonu daha da hızlandırır bu yapı. Mutlaka en kısa sürede teftiş kurullarının sorunlarına el atılmalıdır.
BİTTİ