Yolsuzluklar ve teftiş kurulları

   
Radikal, 26.02.2008
   
R. Bülent TARHAN (Hukukçu)

Teftiş kurullarının yerine ikame edilmek istenen iç denetim sisteminin soruşturma işlevinin bulunmadığı açık. Teftiş kurullarının kaldırılması halinde soruşturma hizmetlerinin kimler tarafından, nasıl yerine getirileceği sorusu şu ana kadar yanıtlanabilmiş değil

Sivil Havacılık Genel Müdürü'nün bir özel havayolu şirketinin genel müdüründen rüşvet istediği, Traya Doğalgaz Firması'nın, BOTAŞ ihale komisyonu üyelerine 100 bin dolar rüşvet gönderdiği, bir siyasi partinin il başkan yardımcısının Ankara'dan maden ruhsatı alıp arazi ticareti yaptığı iddiaları, yolsuzlukları yeniden
gündemin ilk sıralarına yerleştirdi.
Önce Enerji Bakanlığı ihaleleri nedeniyle daha sonra Roche Firmasının merkezinde ve bağlantılı şirketlerinde başlatılan operasyonlar, son yılların başlıca yolsuzluk haberleri arasındaydı. Her iki operasyonun ortak özelliği, her ikisinin de müfettiş soruşturmaları sırasında saptanan bilgi, belge ve bulgulara dayanmasıdır. İlki ile ilgili soruşturmanın Enerji Bakanlığı Teftiş Kurulu tarafından, diğerinin ise, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı'nca başlatıldığı biliniyor. Bu gerçek, özellikle büyük ve karmaşık soruşturmalar yönünden uzmanlık bilgi ve birikiminin ne denli önemli olduğunu ve Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun tasarısında somut ifadesini bulan -şu sıralarda ise, Teşkilat kanunlarındaki düzenlemelerle- teftiş kurullarının tasfiyesi düşüncesinin yanlışlığını ortaya koyuyor.
Radikal Gazetesi yazarlarından Funda Özkan, 15 Şubat 2005 tarihli yazısında bir tanıdığına atfen "Hiçbir yolsuzluk yoktur ki bir müfettiş raporuna konu edilmesin. Birileri sümen altı etmiştir, o başka" cümlelerine yer vermişti. Teftiş kurullarının yolsuzlukla mücadeledeki katkısı, -Susurluk, Nesim Malki, Emlak Bankası, İmar Bankası, Neşter, Paraşüt, Akrep gibi operasyonlar da örnek verilerek- çeşitli platformlarda sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve değerli gazeteci-yazarlarımız tarafından defalarca dile getirilmesine karşın bu konudaki siyasi ve bürokratik tercihin değiştirilmesi konusunda bir ilerleme sağlanamamıştır.

Arusha deklarasyonu
Gümrük Müsteşarlığı Teşkilat Kanunu'nda yapılmak istenen değişiklikle Gümrükler İşbirliği Konseyi'nin Arusha deklarasyonundaki teftiş hizmetlerinin güçlendirilmesi tavsiyesine karşın- Teftiş Kurulu'nun tasfiye edilmek istenmesi bunun kanıtıdır. Umarız, son olaylar, anılan tercihin sorgulanmasına ve öz eleştiri mekanizmalarının işletilmesine vesile olur. Yukarıda verilen örnekler yolsuzlukla mücadelede Cumhuriyet savcılarının en önemli partnerinin teftiş kurulları olduğunu, tasfiyeleri bir yana, daha da güçlendirilmeleri ve savcılarla işbirliği olanaklarının daha da artırılması gereğini gözler önüne seriyor.
Teftiş kurullarının, yolsuzlukla mücadele ve iyi yönetimin geliştirilmesi bağlamındaki katkılarına ilişkin yorumumuz, sadece Türkiye pratiğinin değil; uluslararası uygulamaların incelenmesiyle de ortaya çıkan bir sonuçtur. Kıta Avrupası'nda zaten var olan teftiş (inspection) sisteminin, son yıllarda İngiltere gibi bazı anglo-sakson ülkelerinde de yükselen değer olduğu biliniyor. İngiltere Başbakanlığı Kamu Reformları Ofisinin hazırladığı 'Kamu Kuruluşlarının Teftişi Üzerine Hükümet Politikaları' (The Goverments Policy on Inspection of Public Services) ve 'Gelişme İçin Teftiş' (Inspecting For Improvement)" isimli kitapçıklar bu savımızın son kanıtlarıdır.
ABD'de sadece federal düzeyde değil, eyaletler düzeyindeki denetim birimlerinde de soruşturma departmanları bulunmaktadır.
Avrupa Konseyinin Yolsuzlukla Mücadelede Yirmi Temel İlke Kararının
11 ve 12'nci maddeleri "Kamu yönetiminin ve kamu kesiminin faaliyetlerine uygun denetim prosedürlerinin uygulanmasını sağlamak" ve "Denetim prosedürlerinin kamu yönetimindeki yolsuzlukların tespiti ve önlenmesinde rol oynamasını kabul etmek" içeriklidir. BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi'nin 9'uncu, Avrupa Birliği Aday Ülkelerde Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesine İlişkin On İlke isimli metnin 3'üncü, Gümrükler İşbirliği Konseyi Arusha Deklarasyonu'nun "İç denetim düzenlemeleri şüphe edilen tüm yolsuzluk ve kötü yönetim uygulamalarını teftiş etme özel görevine sahip olan bir içsel birim tarafından hazırlanmalıdır" içerikli 6'ncı, Uluslararası Para Fonu (IMF) Mali Saydamlık İyi Uygulamalar Tüzüğünün 4'üncü maddeleri aklımıza ilk gelen diğer uluslararası hükümler olarak sıralanabilir.
Teftiş kurullarının yerine ikame edilmek istenen iç denetim sisteminin ise, soruşturma işlevinin bulunmadığı açık olup, teftiş kurullarının kaldırılması halinde soruşturma hizmetlerinin kimler tarafından, nasıl yerine getirileceği sorusu şu ana kadar yanıtlanabilmiş değildir. Oysa teftiş kurullarının en önemli işlevleri, hukuka uygunluk denetimi ile bir kısmı yasalarla da hükme bağlanmış soruşturma hizmetleridir. Bu soruşturmaların, Danıştay kararları ve tüzük hükümleri uyarınca göreli de olsa mesleki güvencelere sahip müfettişler tarafından yürütülmesi, aslında memurlar ve diğer kamu görevlileri yönünden güvence niteliğindedir. Sonuç olarak; Türkiye ve dünya pratiğinde yolsuzlukla mücadelenin asli aktörlerinden olan teftiş kurullarının kaldırılması halinde, yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin eskisinden çok daha fazla artacağı kuşkusuzdur. Bu nedenle, tasfiyeleri bir yana, çağdaş teftiş normları doğrultusunda güçlendirilmeleri ve mesleki güvencelerle donatılmaları gerekmektedir.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=248564