Bugünlerde sızan bazı haberler; Maliye Teftiş Kurulu'nun, Hesap Uzmanları Kurulu'nun ve Gelirler Kontrolörleri Kurulu'nun kaldırılacağı ve bunların Gelir İdaresi Başkanı'na bağlı olarak vergi denetçisi adı altında bir kurulda toplanacağı, vergi denetmenlerinin ise eskiden olduğu gibi illerde vergi dairesi başkanlarına bağlı olarak çalışmaya devam edeceği yönünde hazırlıklar yapıldığını ortaya koyuyor. Geçmişte başından kötü vergi denetimi deneyimi geçmiş olanlar "Oh olsun" diyorlardır eminim. Vergiyle başı dertte olan birçok kişi de bu yeni düzenin daha kaotik bir yapı yaratacağını ve vergi denetiminin zayıflayacağını, dolayısıyla daha az inceleneceğini umarak yeni düzenlemeye destek veriyor olabilir.
Türkiye'yi yönetenler ve onlara programlarıyla destek veren IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar, bir yandan Türkiye'nin kayıt dışı ekonomi olmaktan kurtulmasını bir yapısal reform olarak tanımlayıp bu yolda adımlar atılması gereğini vurgularlarken, bir yandan da kayıt dışılığın bilinen en yaygın biçimi olan vergi dışılığı önleyebilecek olan vergi denetimiyle görevli denetim elemanlarının başında Demokles'in kılıcını sallandırıyorlar.
Vergi yönetiminin bağımsız ya da özerk olması diye bir şey söz konusu olamaz. Vergi yönetimi ve vergi politikası bir hükümetin en temel işlevlerinden birisidir. Eğer bir hükümet vergi uygulamasını yönlendiremiyorsa başka hiç bir şey yapamaz. Vergi oranlarını indirmek ya da artırmak, vergi yasalarını, yönetmeliklerini yapmak ve uygulamak, yeni vergiler getirmek ya da mevcutların bazılarını kaldırmak siyasal iktidarın en önemli görevlerinin başında gelir. Bu görevler bağımsız ya da özerk bir kuruluşa devredilemez. Türkiye, Gelir İdaresi Başkanlığı adı altında bir örgütlenmeye giderek bence doğru yapmadı. Gerçi uygulamada bu başkanlık bağımsız ya da özerk olamadığı için uygulamada pek bir sorun çıkmadı ama görünürde de olsa vergi yönetiminin özerkliği yanlış bir kavram olarak ortada kalmaya devam etti.
Bağımsız olması gereken vergi yönetimi değil, vergi denetim işlevidir. Vergi denetimi, vergi yönetimi ile vergi yargısı arasında bir yerdedir ve siyasetten bağımsız olmak durumundadır. Hükümet yasayı çıkarır, vergiyi koyar, nasıl uygulanacağını yorumlar. Ondan sonrası vergi denetiminin işidir. Yani mükellef bu düzenlemeye uygun olarak vergisini hesaplayıp ödemiş mi ödememiş mi bunun saptanması vergi denetimine aittir. Ve bu saptama bağımsız bir denetim birimi eliyle olmalıdır. Aksi takdirde siyasal iktidar kendisine yakın olanları denetletmeyebileceği gibi denetçiler üzerinde baskı yapıp raporlarını değiştirtebilir. Oysa vergi denetim birimi bağımsız olursa siyasetin karışımı söz konusu olamaz.
Yapılması gereken şey Vergi İdaresi Başkanlığı'nı yeniden Gelirler Genel Müdürlüğü haline getirmek ve bağımsız bir Vergi Denetim Kurulu (VDK) kurmaktır. Bu kurula Maliye Müfettişleri, Hesap Uzmanları, Gelirler Kontrolörleri ve Vergi Denetmenleri alınmalıdır. Hepsine Vergi Müfettişi ya da Vergi Denetçisi unvanı verilmeli ve ücretleri özel kesim ücretlerine yakın biçimde yüksek tutulmalıdır. Bu denetim elemanlarının hepsi son derecede fazla emek ve zahmetle yetiştirilmiş elemanlardır ve küstürülmeleri çok yanlış olur. Böylece kurulacak kurul mali bağımsızlığa da kavuşturulmalı ve vergi gelirlerinden pay verilerek oluşturulacak bir bütçeyle yönetilmelidir. Vergi Denetim Kurulu yalnızca denetim yapmakla yükümlü olmalı, denetçilerin yazacağı vergi inceleme raporları bu kurul başkanlığı tarafından ilgili vergi uygulama birimine ya da vergi yargısına doğrudan gönderilmelidir. Siyasal iktidarın bir yandan yapısal reformların en önemlisinin kayıt dışılığı önlemek olduğunu anlatırken bir yandan da vergi denetimini zayıflatacak düzenlemelere yol vermesini ve vergi denetim elemanlarını küstürmesini anlamanın imkân yoktur.