Kamunun Denetimi
14 Mayıs 2008 Gözlem Gazetesi
Prof. Dr. Fevzi DEMİR
e-mail : profdrfevzidemir@hotmail.comKamunun denetimi
Denetim Haftası vesilesiyle gazetelerin iç sayfalarında Devlet Denetim Elemanları Derneği (DENETDE) Genel Başkanı Atılay Ergüven’in bir demeci yayınlandı. Bize göre, usulsüzlüklerin ve yolsuzlukların önlenmesinde son derece önemli olan bu haber, kamuoyunda pek yankı bulmadı.
Ergüven demecinde, denetim elemanlarını bağımsızlık, yeterlilik, dürüstlük, güvenilirlik gibi meslek ilkelerinden uzaklaştırma gayretlerine rağmen; meslektaşların çoğunluğunun ilkelerinden taviz vermeyerek baskılara direndiğini ve görevlerini yerine getirmeye devam ettiklerini belirtiyordu. Üstelik, “denetim elemanlarına, adına denetim yapılan makamlar tarafından bile sahip çıkılmadığına”, bu nedenle “son dönemlerde denetim elemanlarının, denetimin muhatabı olan kişi ve kuruluşlarla hasım konumuna düşürüldüğüne” dikkat çeken Başkan; “kamuda denetim dışı alanların gittikçe arttığını, kurumların merkez birimlerinin teftiş ve denetime kapalı hale getirildiğini, bu nedenle de teftişten beklenen faydanın sağlanamadığını, teftiş ve denetimden beklenen sonucun alınabilmesi için kamuda denetimi düzenleyecek olan yasanın çıkarılmasına acilen ihtiyaç bulunduğunu” belirtiyordu (Milliyet, 01 Mayıs 2008, s.7).
*****
Bizim popüler kültürde bir deyim vardır. “Devlet malı deniz yemeyen domuz”. Şayet verilen demeç doğru ise, ki hiçbir siyasi sorumlu tarafından yalanlanmadı, bunun anlamı “devlet denizinde yenilenecek alanların” genişletilmesi yoluna gidiliyor demektir. Siyasi iktidarın Devlet İhale Kanunu’nu 6 yılda 13 defa değiştirdiği de göz önünde tutulacak olursa, sıradan vatandaşların “Acaba neler oluyor?” diye kafalarında soru işaretleri belirmesini önlemek imkansız. Üstelik, her türlü baskıya karşın meslek ilkelerine bağlı denetim yapan elemanların, adına denetim yapılan makamlarca sahip çıkılmaması, tam aksine denetimi yapılan kişi ve kuruluşlarla “hasım” (düşman) konumuna düşürülmesi, devletin işleyişinde “hukuk dışı” olağanüstü tereddütler yaratmaktadır.Halbuki, “hukuk devleti” içinde “özerk denetçiler” ile “bağımsız yargıçlar” çok önemlidir. Özellikle siyasi baskıdan uzak, “hükümet” adına değil “devlet” adına yasaları uygulayan, başta kendileri olmak üzere hiçkimseyi kanun, tüzük ve yönetmeliklerin üstünde görmeyen, sadece “hukukun üstünlüğünü” benimseyen, siyasi baskılardan uzak, mesleki ve coğrafi teminatları sağlanmış, sadece kamu kurum ve kuruluşlarınca verilen kurumsal nitelikli görevler ile vatandaşların şikayeti üzerine denetim yapan bu elemanlarının görevlerini “tarafsız” bir şekilde yerine getirebilmelerinin ön koşulu, “bağımsız” veya en azından “özerk” bir yapılanmaya kavuşturulmasıdır. Bunun yanında, bütün demokratik Batı ülkelerinde olduğu gibi, yargıçların ve denetçilerin kamu görevlileri içinde en yüksek maaşlı kişiler olduğu unutulmamalıdır. Bu, onların denetimler sırasında özellikle siyasilerin işlerini yaptırmak istedikleri adamların rekabetine karşı koruyucu bir kalkan vazifesi görür. Bu nedenle, özellikle denetçilerin ve yargıçların atamalarında “liyakat esası” yanında “etik” değerler ön plana çıkarılmalıdır.
*****
Buna karşılık, ülkemizin bir hukuk devleti olmasına, Başbakanlık dahil hemen her bakanlığın bir “teftiş heyeti” bulunmasına rağmen, kanundan geçilmeyen ülkemizde her nedense uygulamada herkes bu kanunları kendine göre yorumlamakta, kanunu amacına göre değil isteğine göre uygulamaktadır. Bu nedenle, her siyasi iktidar döneminde kanunların farklı yorumlarından kaynaklanan uygulamalara rastlandığı gibi, aynı siyasi iktidar döneminde Edirne’de uygulanan bir kanunun Van’da farklı bir uygulamasıyla da karşılaşılmaktadır.Halbuki, “kanunların genelliği” ilkesi gereği, uygulamanın Türkiye’nin her tarafında aynı olması gerekir. Kamu kurum ve kuruluşlarındaki bu uygulamayı öncelikle her bakanlık bünyesindeki “müfettişler” sağlar. Yapılan teftişler sonrası çelişkiler ortaya çıkması halinde ise, özellikle vatandaşların şikayetleri üzerine son noktayı “bağımsız yargı” koyar.
Bütün bu durumları göz önünde tutan “Anayasa koyucu”, merkezi idarenin önemli bir görevi olan “denetim fonksiyonunu” o güne kadar siyasi nedenlerle gereğince yerine getiremediğini göz önünde tutarak, 1982 Anayasası ile “siyasi etkilerin dışında kalabilecek tarafsız ve etkin bir denetim organı olarak görev yapacak, Cumhurbaşkanlığına bağlı bir Devlet Denetleme Kurulu” kurmuştur. Ancak, o günden beri basına yansıyan ve yansımayan “siyasilerin engelleme boyutuna varan müdahaleleri” ülkemizde devam etmektedir. Bunu son olarak DENETDE Genel Başkanı’nın yalanlanmayan beyanatından da anlıyoruz. Bu nedenle “özerk” bir denetim mekanizmasının “hukuk devletinin” işleyişinde ne derece önemli bir ihtiyaç olduğu açıktır. Bunun da yolu, bakanlıklarda mevcut “teftiş heyetlerinin” siyasi kimlikli “bakanlardan” kurtarılıp, “özlük haklarıyla” birlikte doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı Devlet Denetleme Kurulu’nun emrine verilmesinden geçmektedir. Her biri kendi alanlarında ihtisas sahibi 9 üyeden oluşan, Kurul başkanı ve üyeleri devlet hizmetinde en az 20 yıl başarıyla çalışmış kişiler arasından Cumhurbaşkanınca 6 yıl görev yapmak üzere doğrudan atanır ve üyelerinin üçte biri iki yılda bir yenilenir.
Kurulun görev alanına giren bütün kurum ve kuruluşlar ile kişiler, inceleme, araştırma ve denetlemeler sırasında her türlü bilgiyi ve belgeyi vermek zorundadır. Hazırlanan raporlar, Cumhurbaşkanının onayına sunulduktan sonra Başbakanlığa gönderilir. Başbakanlık raporları en geç 45 gün içinde yetkili mercilere intikal ettirir ve sonuçtan Cumhurbaşkanına bilgi verir. Denetim elemanlarının Kurul’a bağlı böyle bir “özerk” faaliyetinin ihtiyacımız olan “hukuk devletinin” işleyişine ne derece önemli katkılarda bulunacağı kuşkusuzdur.
http://www.gozlemgazetesi.com.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=1900&Itemid=616