BASIN AÇIKLAMASI
21.08.2008
Ülkemizin belirsizlikler içine çekilmeye çalışıldığı ve her gün yeni yeni iç ve dış olumsuzlukların ortaya çıktığı bir dönemden geçmekteyiz. Gelişen bu farklı gündem karşısında iyimser olmak istiyoruz, ancak bazı gelişmeler karşısında iyimserliğimizi korumakta zorlanıyoruz.
Demokrasi ve laiklik konusunda farklı tanımlamalar, yorumlar ve uygulamalar sebebiyle tıkanma noktasına gelen sistem ve artan siyasal gerilim, Anayasa Mahkemesinin Kararı ile şimdilik ertelenmiş gözükmekte ise de;
Orman yangınları, ekonomik yangınlar, artan terör belası, trafik kazalarının verdiği acılar karamsarlık tablosunu oluşturan birer unsur olmakla birlikte, özellikle insan unsuruna dayalı kurgusal yangınlar iyimser olmamızı engelleyen unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır.
İnsan unsuruna dayalı yangınların başında da; kasıt ve ihmal kadar denetim mekanizmalarının kullanılmaması veya çalıştırılmaması gelmektedir.
Tüm bu sorunlar karşısında “Türkiye nereye gidiyor?” sorusuna vereceğimiz cevap çok önemlidir.
Batıya entegre olmaya ve AB içinde yer almaya çalışan Türkiye; ucuz döviz, yüksek faiz politikası ile sadece batının değil uluslararası sermayenin açık ve ucuz bir pazarı haline gelmiştir.
Devletimizin 85 yıllık kazanımları olan Türk Telekom, Tüpraş, Petkim, Ereğli Demir Çelik, çimento fabrikaları, limanlarımız ve diğer varlıklarımız özelleştirmeler yoluyla uluslararası kuruluşların istekleri doğrultusunda, kamu borçları ve açıkları gerekçe gösterilerek haraç mezat satılmış, buna rağmen iç ve dış borçlarımız 2002-2008 döneminde 222 milyar dolardan, Mayıs 2008 ayı itibariyle 490 milyar dolara ulaşmıştır.
Yakın geçmişte tarımda kendi kendine yeten, dünyanın sayılı ülkelerinden biri olmakla övündüğümüz ülkemiz, üretmeyi değil üretmemeyi teşvik eden yanlış tarım politikaları ile bugün açlık sorunu ile karşı karşıya bırakılmıştır. İhracatımızın, üretim yerine tamamen ithalata dayalı hale getirilmesi sonucu cari açık, işsizlik ve kayıt dışılık sürekli olarak artmaktadır.
Bu şartlar altında; yolsuzluklar ve hukuk dışı uygulamalar artarken, nedense gereği yapılamamakta veya yapılmamakta, olayların yargıya intikal ettirilmesi engellenirken veya geciktirilirken, sembolik bazı olaylar sansasyonel bir biçimde medyatik hale getirilmekte, tüm olayların sebebi ve sorumlusu tek bir organizasyona bağlıymış görüntüsü verilerek, kamuoyuna yolsuzluklarla mücadele edildiği ve gereğinin yapıldığı izlenimi verilmekle birlikte, bu arada meslek ve demokratik kitle örgütlerinin değişik yöntemlerle sessizleştirme ve tepkisizleştirilme gayretlerinin yoğunlaştığı, demokratik olmayan uygulamaların yaşandığı bir süreçten geçmekteyiz.
DENETDE olarak rahatsızlığımız; tüm bu gelişmeler karşısında etkin olarak çalıştırılabilecek kurumların başında gelen “Teftiş Kurulları” ve “Denetim Birimleri”nin yeterince değerlendirilememesi veya değerlendirilmek istenmemesi, daha önce kanunla başlatılan toptan kapatma ve yok etme gayretlerinin, şimdi bire bir müfettişlerle mücadele haline dönüştürülmesi, daha da ötesi bu mücadelenin tüm kamuda görev yapan teftiş ve denetim elemanlarının tek çatı örgütü olan DENETDE ve onun başkanı Atılay ERGÜVEN’le mücadele şekline dönüştürülmüş olmasıdır.
30 yıllık geçmişi, 3.300 üyesi bulunan, 100 den fazla kamu kuruluşunun denetim birimlerinde görev yapan müfettiş, denetçi ve kontrolörlerin tek çatı örgütü olan Devlet Denetim Elemanları Derneği - DENETDE'nin Genel Başkanı Sağlık Bakanlığı Başmüfettişi Atılay ERGÜVEN, DENETDE Genel Başkanı olarak yaptığı açıklama ve faaliyetleri gerekçe gösterilerek önce memuriyet görevi üzerinden dernek çalışmaları engellenmeye çalışılmış, sonra da bir takım suçlamalarla, hakkında 4 ayrı soruşturma yapılmış, bu soruşturmalardan umduğunu bulamayan Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanının görüş ve teklif yazısı üzerine, Bakan takdir ve onayı ile hukuka aykırı olarak müşterek kararname ile Başmüfettişlik görevinden alınmıştır.
İkinci linç işlemi ise, Atılay ERGÜVEN’in Polatlı Sağlık Gurup Başkanlığına Ayniyat Saymanı olarak atanmasıdır.
Hukuksuzluk ve keyfi uygulamalar bu aşamada da bitmemekte, Atılay ERGÜVEN'e görev yaptığı Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Ankara İl Sağlık Müdürlüğünce Hasta Sevk Kağıdı verilmeyerek, hastanelere müracaatı ve tedavisi engellenmekte, sağlık sorunları göz ardı edilmektedir. Bu süreçte önceki görevinden usulsüz bir şekilde ilişiği kesildiğinden maaşı da ödenmeyerek yaşam alanına da müdahale edilmiştir.
Bu linç girişimi sadece Sağlık Bakanlığında yaşanmamaktadır. Ancak, Atılay ERGÜVEN’in Sağlık Bakanlığı Başmüfettişi olması ve aynı zamanda DENETDE Genel Başkanı olması, Atılay ERGÜVEN hakkında yapılan soruşturmalarda Dernek faaliyetlerimizin ön planda tutulması ve suç unsuru olarak gösterilmesi, Başmüfettişlik görevinden alındıktan sonra Ankara dışında bir göreve atanmış olması da Derneğimizin faaliyetlerinin engellemesine yönelik uygulama olduğunu açıkça göstermektedir.
Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulunu çalışamaz hale getiren haksız, hukuksuz uygulamalar, gereğinin yapılmasını teminen, Derneğimizce 13 Kasım 2007’de Başbakanlığa bildirilmiş, ancak Başbakanlığın konuyu Sağlık Bakanlığının incelemesine havale ettiğinin öğrenilmesi üzerine, 10 Aralık 2007’de Derneğimizce Başbakanlığa ikinci bir yazı gönderilmiş, yapılan işlemin usule ve yasalara uygun olmadığı belirtilerek konunun bizzat Başbakanlık tarafından incelenmesinin gerektiğine dair talebimiz yinelenmiştir.
Bu talep üzerine görevlendirilen Başbakanlık Teftiş Kurulu da konuyu gereği yapılmak üzere tekrar Sağlık Bakanlığı Teftiş Kuruluna havale etmiş, Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı da, kuruldaki olumsuzlukları Başbakanlığa bildiren DENETDE’nin Genel Başkanı Atılay ERGÜVEN hakkında açtığı soruşturmalara yenilerini de ekleyerek gereğini yerine getirmiştir!.
Ölçüsüz ve kuralsız bir yönetim anlayışının hüküm sürdüğü Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu'nda, Teftiş Kurulu Başkanının kabul edilemez, haksız ve hukuksuz uygulamalarından dolayı endişeye düşen 20’ye yakın Müfettiş, başka teftiş ve denetim birimlerine geçmek zorunda kalmıştır. Yaklaşık 60 müfettiş yine müfettişler hakkında soruşturma ve inceleme yapmakla görevlendirilmiştir. Diğer taraftan en az 40’a yakın müfettiş de, Teftiş Kurulu Başkanlığının uygulamalarından dolayı kendi Bakanlığı ile davalı-davacı durumundadır. Böylesine bir yönetim zafiyeti bugüne kadar başka hiçbir teftiş ve denetim biriminde görülmemiştir.
Üzülerek ifade etmek zorunda kaldığımız olaylar; uygulamaya konulmayan raporlarla, verilmeyen soruşturma izinleriyle, üzerine gidilmeyen yolsuzluklarla, görevden alınmak istenenler için uydurma suç icatlarıyla, kişiye göre muamelelerle, "sipariş" üzerine yazılan raporlar döneminin açılmış olduğunu göstermektedir.
Hukuksuzluğun hukuk, kuralsızlığın kaide haline gelmesinin doğal sonucu olarak, adı yolsuzluklarla ve skandallarla anılmaya başlanır hale gelen Sağlık Bakanlığında, duygularını aklının ve hukukun önünde tutan yöneticilerin sorunları çözmek yerine çözümsüzleştirerek, kurumun çalışamaz hale getirilmesinin tipik bir örneği sergilenmektedir.
Sağlık Bakanlığının koruyucu sağlık politikalarından, tedavi edici sağlık politikalarına yönelmesi, uzun vadede halkın sağlığından çok kendi cirolarını düşünen yabancı şirketlerin iştahını kabartmış, bu şirketler Türkiye pazarı üzerine büyük oyunlar oynamaya başlamışlardır.
Türkiye sağlık pazarının yabancı sermayeye açılması daha sıkı bir denetim mekanizmasını gerekli kılarken, mevcut denetim birimlerinin dışlanması, Teftiş Kurulunun fonksiyonlarını icra edemez hale getirilmesi, teftiş ve denetimin sistemli olmaktan çıkarılması, kişisel gayretlere bağlı olarak görevini tarafsız ve objektif olarak hakkaniyetle yapmaya çalışan az sayıdaki denetim elemanlarının da yersiz, mesnetsiz gerekçelerle mağdur edilmesi veya cezalandırılması gibi uygulamalar gelecek için karamsarlığa neden olmaktadır.
Sayın Başbakanın 31 Temmuz 2008 günü "Ulusa Sesleniş" konuşmasında ifade etmiş olduğu "Taze bir başlangıç için diyorum ki, gelin umutlarımızı, hayallerimizi, kardeşlik bağlarımızı, vatandaşlık şuurumuzu bir kez daha tazeleyelim. … yeter ki, birbirimize inanalım, güvenelim. Aramızda kuşkuya, evhama, güvensizliğe yer olmasın." çağrısının bir umut olarak kalmamasını, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin uygulamalarında da yerini almasını istiyoruz.
Sayın Başbakanımızın çağrılarının anlamını bulması için;
-Derneğimize karşı hasmane bir hal alan, Sağlık Bakanlığındaki haksız hukuksuz uygulamalar ile adı geçen kurumdaki yönetim zafiyetine müdahale edilerek adeta "zulüm" boyutuna gelen, hiçbir hukuk, adalet ve insanlık anlayışına uymayan uygulamaların önlenmesini,
Ayrıca Hükümetin program ve hedeflerinde de yer alan, İdarenin Hukuka uygun yürümesi, illegal yapılanmaların önüne geçilebilmesi, artan kayıt dışılık ve yolsuzluklar ile kaynak israfının önlenebilmesi, daha fazla demokrasi, şeffaflığın, hesap verilebilirliğin sağlanabilmesi ve temiz topluma ulaşılabilmesi, yargının hızlı, adaletin tecellisinin doğru sağlanabilmesi için;
-Teftiş Kurulları ve Denetim Birimlerinin fonksiyonel hale getirilmesi ve sorunlarının çözülmesinin zaruret olduğunu bir kez daha hatırlatarak,
Sayın Başbakanımızca duruma müdahale edilmesini, Sağlık Bakanlığındaki adil olmayan haksız ve hukuk dışı uygulamaların daha vahim boyutlara ulaşmadan biran önce durdurulmasını, yönetim zafiyetinin ortadan kaldırılmasını diliyor ve bekliyoruz.
(DENETDE)
DEVLET DENETİM ELEMANLARI DERNEĞİ