18.11.2003 BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN AK PARTİ GRUP TOPLANTISI'NDA YAPTIĞI KONUŞMANIN TAM METNİ...

18 KASIM 2003

Değerli Misafirler,
Değerli milletvekileri,
Basınımızın değerli temsilcileri,
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Mübarek Ramazan ayının milletimize, İslam alemine ve dünyaya barış ve huzur getirmesini bir kez daha temenni ediyorum.

Değerli Dostlar,

Geçtiğimiz Cumartesi günü Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle dayanışmak ve KKTC’nin 20’nci yaş gününü kutlamak üzere KKTC’de bulunduğumuz sırada aldığımız acı haberle yüreğimiz sarsıldı.

Ülkemizin huzur ve esenliğin tadını çıkarmaya başladığı bugünler maalesef İstanbul’da meydana gelen lanetli bir terör eylemi ile gölgelenmiştir.

Müslüman ve Musevi vatandaşlarımızı aynı anda vuran bu insanlık dışı eylem bütün Türkiye’ye yönelmiş, Türkiye’yi Türkiye yapan unsurları hedef almıştır.

Bu lanetli saldırı, bizim barış ve kardeşliğimize yapılmış bir saldırıdır.

Açıkça ve en başta söylüyorum: BARIŞ, HUZUR VE KARDEŞLİĞİMİZE, GÜVEN VE İSTİKRARIMIZA KASTETMEK İSTEYENLERİN HEVESLERİ KURSAKLARINDA KALACAKTIR.

Onlar, hangi inanç grubuna, hangi düşünceye, hangi ideolojiye, hangi
ülkeye mensup olurlarsa olsunlar değil mi ki, masum insanlara kastetmiş, masumiyeti yok etmeyi hedeflemişlerdir; öyleyse, onların insanlıktan nasibi yoktur.

Açık söylüyorum, Cumartesi günü İstanbul’da yaşanan saldırılar huzura ve masumiyete yapılmış saldırılardır.

Bu lanetli saldırı olduğu anda, benim neden Musevi vatandaşlarımıza dönük özel bir vurgu yapmadığım şeklinde bazı marjinal yorumlar geldi kulağıma. Daha Kıbrıs’tan ayrılmadan önce kulağıma geldi.

Arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ne zamandan beri vatandaşlarının dini kimliğine özel bir vurgu yapma ihtiyacı içinde oluyor?

Ölenlerin hepsi Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır, vatandaşıdır.
Hangi dinden olursa olsun kaybedilen can bizim vatandaşımızın canıdır, bizim canımızdır.

En büyük vurgu kaybedilen canların bizim canımız olmasınadır. Ve biz vurguyu ona yaptık.

Hayatlarını kaybeden masum vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine, yakınlarına başsağlığı diliyor, acılarını kendi acımız saydığımızı ve tüm benliğimizde hissettiğimizi bir kere daha ifade ediyorum.

Yaralanan vatandaşlarıma Allah’tan acil şifalar diliyorum.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin, yaralarını sarmak için elinden geleni yapacağından hiç şüphe etmesine yer yoktur, bu konuda da emin olmalarını istiyorum.

Değerli Arkadaşlarım,

Dünyanın dört bir yanından taziye mesajları gönderen devlet adamlarının vurguladığı ortak noktadan çıkan mesajlar teröre karşı devletlerin güç birliği yapmasına işaret ediyor.

Bu menfur olay bir kez daha göstermiştir ki, terörün, dini ve milliyeti yoktur.

Yoldan geçen masum insanlarla, bir mabette ibadet eden masum insanların öldürülmesi hangi insanlık idealiyle, hangi haklı gerekçeyle açıklanabilir?

Ne hazindir ki, Türkiye’nin barış ve güven unsuru olmaya devam edeceğini söylediğimiz bir esnada ülkemizin evlatlarına kastedilmiştir.

Şu an itibariyle 25 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, yüzlerce vatandaşımızın yaralandığı ve büyük maddi kayıpların yaşandığı bu cinayetleri bir kez daha nefretle kınıyor ve lanetliyorum.

Herkes bilmelidir ki terör, amacı ve niyeti ne olursa olsun meşrulaştırılamayacak kadar ağır ve hiç bir zaman müdafası yapılamayacak kadar insanlık dışı bir olaydır. Bir defa bu bir vicdansızlık örneğidir.

Masum insanları hedef alan bu türden terörist eylemler, hiçbir politik kılıfla açıklanamaz, kimse de buna gayret etmesin. Hiçbir gerekçeyle meşru kılınamaz.

DEVLETİMİZE YA DA HÜKÜMETİMİZE TERÖR YOLUYLA VERİLMEK İSTENEN BİR MESAJ VARSA, O MESAJI ELİMİN TERSİYLE İTTİĞİMİ VE AYAKLARIMIN ALTINA ALDIĞIMI BURADAN TÜM DÜNYAYA HAYKIRIYORUM.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNE VE HÜKÜMETİNE TERÖR YOLUYLA VERİLECEK MESAJ YOKTUR!

Bu eylemin sonucunda birçok insanımız hayatını kaybetmiş, ocaklar sönmüş, aileler yıkılmıştır.

Bu günahı, bu cinayeti haklı hale getirecek dava ve ideal olamaz.
Terörün insanlığa söyleyebileceği bir söz, gösterebileceği bir hakikat yoktur.

Bugün terörden medet uman çevre, örgüt, kurum ya da devletler, yarın aynı bela ve musibetle kendileri karşılaşacaklardır.
Belki unutmuş olabilirler ama, geçmişte de karşılaşmışlardır.

Değerli arkadaşlarım...

Bu iki menfur olayla ilgili olarak güvenlik güçlerimizin can siperhane, titiz, ciddi bir şekilde yürüttüğü çalışmalarda önemli gelişmeler vardır. Büyük bir ihtimalle de bu akşam inşallah neticeye varacaklar, varacağız.

Çok kısa sürede güvenlik güçlerimizin 24 saat gibi bir sürede izleri yakalamış olmaları hamd olsun güvenlik teşkilatlarımızın, istihbarat teşkilatlarımızın ne kadar ciddi, ne kadar hassa çalıştıklarını da ortaya koymaktadır.

Fakat işimizi zorlaştıran ne biliyor musunuz? Sağolsun medyamız. Şurada bir çalışma yapıyoruz. Yani bu çalışmada adresleri ortaya çıkarsa, bu çalışmada bu isimler yayınlanırsa, güvenlik güçlerinin çalışmaları ne olacaktır. Güçleşeçektir. Fakat daha ilk andan itibaren karşılaştığım sorulara bakıyorum. Olmaz böyle şey. Bana aynı şeyi soruyorlar, İçişleri Bakanımıza aynı şeyleri soruyorlar. Güvenlik mensuplarımıza aynı şeyleri soruyorlar. Ya, müsade edin bu bizim ortak derdimiz. Ama bunun sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için belli bir zama ihtiyaç var. Vakti zamanı gelince gerekli şeyler açıklanır. Hatta basın mensupları olarak, gerek yazılı, gerek görsel sizde bir bilgi oluşuyorsa siz bile bu bilgiyi alıp güvenlik güçlerine ulaştırarak yardımcı olmanız gerekir. Ama tam aksine bırakın yardımcı olmayı, ifşa ederek, teşhir ederek, işi zorlaştırma yoluna gidiyorlar.
Bütün bu zorluklar içinde hamd olsun güvenlik örgütlerimiz bu çalışmaları gayet güzel bir şekilde iyi bir noktaya getirmiş durumdalar. Öyle zannediyorum ki bugün yapılacak DNA testleriyle de son noktaya varmış oluruz.

Tabi, bizim için suçluların yakalanması kadar, suçun niteliği de önem arz ediyor.

Milletimize ve insanlığa karşı bu ağır suçu işleyenler, her kim olurlarsa olsunlar, hangi davayı güderlerse gütsünler yakalanacak ve adalete hesap vereceklerdir.

Çünkü masum insanlara kasteden terörü meşru kılacak hiçbir ideal, hiçbir hedef ve hiçbir dava tanımıyor, kabul etmiyoruz.

Değerli Arkadaşlarım,

Türkiye, gerçekten büyük ve güçlü bir ülkedir.

İçinde bulunduğumuz süreçte Türkiye’nin dünya için vazgeçilmez öneminin daha çok idrak edildiğini düşünüyorum.

Cumartesi günü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 20. yıldönümünde ifade ettiğim gibi: Türkiye, gelişen ekonomisi, büyük potansiyeli, genç nüfusu ve dinamizmiyle 80 yıldır güven ve istikrarın bölgemizde hakim kılınmasına büyük katkılarda bulunmuştur.
Yine o gün Lefkoşa’da Kıbrıs Türkünün coşkusunu paylaşırken söylediğim gibi: Türkiye’nin, coğrafyamızdaki bütün unsurlarla tarihten gelen ve bugün de karşılıklı fayda temelinde gelişen sıkı bağları ile medeniyet tarihinin merkezinde yer alan bu bölgede ağırlıklı bir konumu vardır.
Türkiye, çatışmalarla ve risklerle yüz yüze olduğu bu bölgede bir istikrar unsuru olmaya devam edecektir. Dün olduğu gibi bugün de yarın da istikrarın teminatı olacaktır.

Ülke olarak, millet olarak, devlet olarak hedeflerimizden geri dönüş asla mümkün olmayacaktır.

Bu anlamda kurduğumuz sentezin Türkiye’yi biricik ve merkezi bir konuma getirdiği bizden ileride olan ülkelerin de bizim gerimizdeki ülkelerin de gündemindedir.

Her zeminde söylediğim gibi, Türkiye’nin itibarını yükseltebilmek için , çatışma alanlarından geri durmaktan her zaman safı nazar ediyoruz. Ve bu da bir paralellik arz etmektedir.
Bizler coğrafyada hoşgörünün bin yıllık geçmişine sahibiz.

Değerli dostlar

Türkiye’de cumhuriyetin 80. yıldönümünü kutladıktan sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 20. kuruluş yıldönümüne katılmak, Türkiye’de yaşadığımız coşkuyu Kıbrıs’ta sürdürmek, herşey bir tarafa Türkiye ile Kıbrıs arasındaki tarihi bağların, kardeşliğin, ilişkilerin önemini göstermek açısından çok anlamlıydı.

Kıbrıslı kardeşlerimiz gerçekten de büyük bir coşkuyla kutladılar 20. kuruluş yıldönümünü. Ve biz de aynı coşkuyu KKTC’de onlarla beraber paylaştık. Ve bugüne kadar yönetimde bulunan başta Sayın Denktaş olmak üzere, başbakan , başbakan yardımcısı ve diğer siyasi parti liderleri de böyle bir coşkulu törenin bugüne kadar olmadığını teyit ettiler.
Yeri gelmişken, Kıbrıs’la ilgili temel düşüncelerimizi bir kez daha vurgulamakta fayda görüyorum.

Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün çözüm olmadığını söyledik, söylemeye de devam edeceğiz.

Biz çözümden yanayız.

Evet, çözüm istiyoruz. Bu böyle bilinmeli ancak çözüm retoriği kullanarak çözümsüzlüğe yol aramadığımız gibi, bazılarının algılamak istediği gibi bu çözüm ne pahasına olursa olsun anlamında bir çözüm de aramıyoruz.

Kıbrıs’taki çözüm adil ve kalıcı olmalıdır.
İki kesimliliği ve kesimler arasındaki eşitliği tanıyan bir çözüm olmalıdır.

Zira, her meselede olduğu gibi Kıbrıs meselesinde de kalıcı bir çözüme giden yol öncelikle meselenin iki tarafı olduğunun kabulüyle mümkündür.   

Kısaca, Kıbrıs bizim milli davamızdır. Bu gerçeği bütün dostlarımız biliyor, bilmelidir.

Burada herkesin bilmesi gereken bir gerçek daha var ki, o da Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi de bizim için mutlaka ulaşılması gereken bir hedeftir.

Her iki mesele kendi gerçekliği ve hassasiyeti içinde ele alınmalı ve birbiriyle kesinlikle ilişkilendirilmelidir.
Kıbrıs türkünün varoluş davasına destek vermekle, AB’ye tam üyelik hedefi için atılması gereken adımları atmak birbiri ile çelişen unsurlar değildir. Burada yine altını çiziyorum.

MİLLİ DAVAMIZ OLAN KIBRIS, TÜRKİYE’NİN MİLLİ SİYASETİNİN TEMEL BİR PARÇASI HALİNE GELMİŞ OLAN AB’YE TAM ÜYELİK HEDEFİNİN ZIDDI OLARAK GÖSTERİLMEMELİDİR.

Bu konuda Hükümet olarak gereken hassasiyeti gösteriyoruz. Uluslararası kamuoyunun da gereken hassasiyeti göstermesinin, hem Kıbrıs’ta adil bir barışın sağlanmasına, hem de Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefine yardımcı olacağını bir kere daha belirtiyorum. Ancak adil olmak kaydıyla..
Değerli arkadaşlar,
İstanbul’daki terör eylemi türü provokasyonlarla ülkemize hizmet etmekten geri durmayacak, bir anlık bile tereddüde kapılmayacak ve hep daima ileriye bakacak, hep birlikte de bunun gayreti içinde olacağız.
Türkiye’de yılların biriktirdiği temel sorunları çözerek ülkemizin gelişmesine öncülük edeceğiz.
Bu bağlamda yakın zamanda Meclis gündeminde görüşülmeye başlanacak olan Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma tasarısına kısaca değinmek istiyorum.
Bildiğiniz üzere dünyanın hızla değiştiği, teknolojik gelişmelerin birbirini izlediği, sanayileşmenin getirdiği değişimler, şehirleşme sorunları ve yaşanan nüfus artışı, bütün dünyada kamu yönetimi anlayışının değişmesine yol açmıştır.
Bugün gelişmiş devletler, daha küçük, daha işlevsel, hareket kabiliyeti bu noktada yüksek bir yönetim yapılanmasına geçişi tamamlamış ülkelerdir.
Ancak maalesef ülkemiz bu konuda bugüne kadar yapması gerekenlerin pek azını yapabilmiş, hantal ve işlemez devlet yapısını değiştirme maharetini bir türlü gösterememiştir.
Bugün yaşadığımız sosyal ve ekonomik sıkıntıların temelinde, millete hizmet üretmesi gereken devletin, aksine millete yük olacak bir büyüklüğe ve genişliğe ulaşması yatmaktadır.
Bu taşınmaz yükten kurtulmamız gerekiyor, sosyal ve ekonomik geleceğimiz açısından hayati öneme sahip bir gerekliliktir bu.
Mevcut durumu düzeltemediğimiz ve devleti bugünün ihtiyaçlarına cevap verecek bir yapıya kavuşturamadığımız için ülke olarak potansiyelimizin çok altında bir gelişme çizgisindeyiz.
Gelişmiş ülkelerin devlet mekanizmalarını yeniden yapılandırarak ulaştıkları sosyal, idari ve ekonomik kazanımlar, bizim bu zaman zarfında ne kaybettiğimizin de açık göstergesidir.
Mevcut sistemimizle bu ülkelerle rekabet edebilir bir seviye yakalayabilmemiz, kaynak oluşturabilmemiz, insanımızın önüne geleceğe dair vizyon ve hedefler koyabilmemiz mümkün değildir.
Eğer kamu yönetim anlayışımızı bugünün gerçeklerine göre düzenlemez isek, bugüne kadar kurtulamadığımız kısır döngü kronikleşecek, verimsiz çalışan, yetersiz üreten, ürettiğini de sadece birikmiş borçlarını ödemek için harcayan bir ülke olmaya mahkum olacağız.
Türkiye, tarihi birikimiyle, zengin kültürüyle, insan gücüyle ve büyük potansiyeliyle dünyanın en iyilerinin bulunduğu ligde oynamalıdır.
Türkiye gerçek medeniyet çizgisini, önünü tıkayan, ayağına dolaşan ve iflahını kesen bütün bu açıklarını kapattığı zaman, devletini daha iyi işleyen, milletini daha çok üreten ve potansiyelini sonuna kadar kullanan bir ülke haline geldiği zaman yakalayacaktır.
Bu günler aslında uzakta değildir.
Ama bir gerçeği tespit etmemiz lazım. Dün Doğu illerimizden biri tanesinin Belediye Başkanı geldi. Benim şuanda 10 trilyon borcum var dedim. Nereye bu 10 trilyon borç, büyük ölçüde yine devlete. E belediye ne? O da devletin farklı bir kurumu yani bakıyorsunuz kurum kendi kurumuyla borç alışverişi yapıyor. Bunun bedelini kim ödüyor? Yine devlet olarak sen ödüyorsun. Bir belediye devlete borcunu ödeyemezse ne olur? Gelin şu sorunun bir yanıtını bulalım. Ne olacak? Haczedelim. Geldik belediye binasını aldık, makinalarını haczettik. Belediye çalışmadı. E ne olacak? Yani diyebilirmisin burası belediyesiz kalsın. Yine orada bir belediye kurma gerekliliği kime ait, bu sorumluluk kime ait. Gene sana ait. Gene bunun bedelini kim ödeyecek? Sen ödeyeceksin. Böyle saçmalık olur mu? Işte Türkiye bu yanlışları aşmak zorundadır. Onun için kamu yönetiminde bu reform şart. Yerel yönetimler yasasının çıkarılması şart. Il özel idareleri yasasının reforme edilerek çıkarılması şart.
Bu üç ayak, evet yere sağlam basmadıkça, Türkiye medeniyet yarışında olamaz. Bunu böyle bilmek lazım.
Onun için gereken tamiratı yapıp eksiklerimizi kapatacağız ve hızımızı arttıracağız.
Gelişmiş ülkelerle aramızı hızla kapatmak için bizi ağırlaştıran bütün ayak bağlarından kurtulacağız.
Zaman zaman bakıyorum. Diyorlar ki efendim bilgilendirilmiyoruz. Inanın hepsi bilgilendiriliyor. Bir kanun yapılırken kusura bakmayın millete tek tek ulaşmak mümkün mü? Ilgili olan kurum, kuruluşların bir kısmına siz ulaşırsınız. Artık teknoloji var. Internetten takip edersiniz. Bu açıklanıyor. Sürekli olarak duyuruluyor. Ama senin böyle bir duyarlılığın yoksa ne yapalım? Atölye çalışmalarına varıncaya kadar şu konuyla ilgili çalışmalar yapıldı. Ve enteresandır kendileriyle tek tek görüşüldükten sonra mutabık kalındığı halde arkadan çıkıp aleyhte bu konuyla ilgili konuşanlar oldu. Bu gariplikler var.
Bu şuanda Türkiye’nin bir ihtiyacı mı? Ihtiyacı. Olmaz demek çözüm değil, olmazsa ne olur bunu söylemek zorundasın. Türkiye’de böyle bir muhalefet mantığı gelişmiş. Muhalefet mantığında siyaha beyaz denmez. Siyah siyahsa, siyah diyeceksin. Gerçekten beyazsa beyaz olduğunu sen ispat edeceksin, ki o zaman ben inanayım. Veya çözüm yolunu önereceksin. Çünkü biz kapalı değiliz. Bu noktada bütün görüşlere açık olduğumuz sürekli ilan ediyoruz. Yardımcı olunmasını istiyoruz ve bu konudaki alışverişimiz aynı ciddiyetle, aynı anlayışla devam edecektir.
Değerli arkadaşlarım...
Türkiye’nin bütün bu sözünü ettiğimiz sorunlarını çözmek, devleti etkin ve işler hale getirmek amacıyla öncelikli olarak başlattığımız çalışmalarımız hamd olsun nihayet meyvesini vermeye başlamıştır.
Geniş katılımla hazırlanmış, ilgili bütün kesimlerin görüş ve katkılarıyla zenginleştirilmiş Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma tasarısı tamamlanmış ve görüşülmek üzere Meclis’e sevk edilmeye hazır hale gelmiştir.
Bu çalışma bizim çok önem verdiğimiz bir çalışmadır, layıkıyla değerlendireceğinize ve katkıda bulunacağınıza yine şüphem yoktur.
Bu konuda göstereceğiniz ilgi ve hassasiyet Türkiye’nin önünü açacak bir yeni devlet yapısına kavuşmamızı sağlayacaktır.
“Değişimin Yönetimi İçin Yönetimde Değişim” anlayışıyla yürüttüğümüz bu düzenlemeler hayata geçirildiğinde, devlet asıl görev alanlarına çekilerek dinamizm kazanacak, yerel yönetimlere aktarılan yetkilerle vatandaşlarımızın sorunları yerinde ve hızla çözülür hale gelecektir.
Bu yeni anlayış Türkiye için büyük bir atılım ve bir rahatlama vesilesi olacaktır.
Bu anlayışla kamu yönetimimiz, saydam, katılımcı, hesap verebilir, etkili, verimli, insan hak ve özgürlüklerine saygılı, hukuka dayalı bir niteliğe kavuşacaktır. Problemleri doğmadan çözmeyi hedef alan, esnek ve süratli bir işleyişe bürünecektir.
Türkiye ilerleme stratejilerinin uygulanabileceği, bütçe açıklarının önemli ölçüde giderilebileceği, bireysel ve kurumsal performansların hızla yükseleceği ve devlete olan güvenin yeniden pekiştirilebileceği modern bir çehre kazanacaktır.
Devlet değişimin önündeki engel olmaktan ivedilikle çıkarılacaktır.
Sorunları çözen bir yönetim kabiliyeti ve belirsizlikleri gideren bir saydamlık kamu yönetiminin temel öncelikleri arasında yerini alacaktır.
Devlet istihdamın artık ilk adresi olmaktan çıkarılacak, bize özgü bu algılama tarzı, özel sektörümüzün de gelişmesiyle yavaş yavaş ortadan kaldırılacaktır.
Yani öyle bir noktaya geleceğiz ki artık devletin kapısına, ne olur benim oğluma iş, kocama iş veya kızıma iş demek için insanlarımız gelmeyecek. Nereye gidecek; özel sektörün kapısına gidecek. Onun için de işveren sayısını arttıracağız. Türkiye’de işçi işveren arasındaki o sevgi, saygı bağlarını güçlendireceğiz. İşveren düşmanlığını, girişimci düşmanlığını, müteşebbis düşmanlığını ortadan kaldırmalıyız. Adı üzerinde işveren. Işveren olmazsa işsiz ne yapacak. Öyleyse bunun adedini ne yapmamız lazım; çoğaltmamız lazım. Ama Türkiye’de tam aksine böyle bir düşmanlıktır gidiyor. Ne olur bir yere beni yerleştirin. Yerleştirdikten sonra o kurum içinde oraya düşman. Böyle bir anlayış. Aynı şey devlette de oluyor. Girene kadar her taraf, her şey göze alınıyor, şartlar nedir hepsi biliniyor, ama girdikten sonra orada bakıyorsunuz ki orada farklı, olumsuz, menfi çalışmalar başlıyor. Bir defa bu mantıktan, bu mantaliteden sıyrılmamız lazım. Türkiye’de sosyal güvenlik, sosyal güvence bütün bunlar sosyal barışı sağlamak da inanıyorum ki daha rahat çözülebilir hale gelecektir. Sıkıntılarımız yok mu var? Ama kusura bakmayın da 3 Kasım’da kucağımızda ne bulduğumuz herkes biliyor. Biz de biliyoruz. Bunun idraki içinde yarınlara inşallah farklı bir şekilde yürüyeceğiz.
Çalışanlarımız performanslarına ve liyakatlerine göre değerlendirilecekler, herkes hesap verecek ve hiç kimse devletin sırtından geçinme gamsızlığına terk edilmeyecektir.
Gereksiz bütün hizmet birimleri tasfiye edilecek, gereğinde hizmet satın alımı yoluyla ihtiyaçlar giderilecektir.
Şu anda 200 binden fazla çalışanımız, kamuya ve kamu yararına değil, kamu yöneticilerine hizmet etmektedir.
Bu saltanat artık bitecek ve bu akıl almaz israf durdurulacaktır.
Türkiye’nin güçlü ve müreffeh bir ülke olmasını istiyorsak, milletin her bir kuruşunun hesabını yapmak ve o hesabı millete vermek durumundayız.
Hazırlıkları tamamlanan Kamu Yönetimde Yeniden Yapılanma tasarısı hayata geçirilmedikçe, Türkiye’nin bugünkünden daha iyi bir noktaya gelmesi imkanı yoktur.
Bu yüzden bu tasarı önünüze geldiğinde en iyi şekilde değerlendirmenizi, varsa eksikleri gidermenizi, katkılarınızı esirgememenizi sadece AK Parti grubu için söylemiyorum, şuanda bu grup konuşmamdan bütün Türkiye’ye sesleniyorum; muhalefetiyle, sivil toplum örgütleriyle bu katkıyı yine bekliyoruz diyorum.
Çünkü bu tasarı, Türkiye’nin geleceğe açılan kapısı olacaktır.
Gelin bu eşiği atlayalım ve tarihimize, kültürümüze, milletimize yakışan adımları kararlılıkla atalım.
Değerli arkadaşlar...
Sözünü ettiğim tasarı, alanında uzman arkadaşlarımızın büyük emeği geçti ve ilgili bütün kesimlerin görüşleri, eleştirileri alınarak bu hale getirildi. Nitekim şu son anda bile yine son bir çalışmayı da gerçekten alanında otorite sayılabilecek bir heyet gözden geçiriyor. Bütün gayretimiz sizlerin önüne komisyon çalışmalarında, genel kurulda herşeyiyle dört dörtlük, hataları eksikleri asgariye inmiş bir tasarıyı getirebilmektir.
Bugün bu tasarı çerçevesinde dile getirilen eleştiriler, bu hazırlık süreci boyunca yürütülen titiz çalışmalar sırasında da derinliğine ele alınmış, değerlendirilmiş ve ulaşılan sonuçlar kayda geçirilmiştir.
Ancak gariptir, bu hazırlık sürecinde bizimle uyumlu bir işbirliği içerisinde bulunan bazı çevrelerin, bugün kamuoyu önüne farklı bir dil ve söylemle çıktıklarını gerçekten hayretle görüyoruz.
Bir zamanların o çok popüler tabiri vardı ya; acaba bize takiyye mi yapıyorlar. Şimdi ben hakkaten bunu düşünmeden edemiyorum. Böyle önemli bir meselede gelin bize takiyye yapmayın.
Acaba nedir söyledikleri?
İki tane eleştirileri var...
Birincisi bu tasarı Meclis’ten geçerse devletin üniter yapısı zarar görür diyorlar.
Devletin üniter yapısını belirleyen kuvvetler yasama ve yargı kuvvetleridir.
Federal yapıyı belirleyen ise, her federe unsurun bağımsız yasama ve yargı kuvvetlerine sahip olmasıdır.
Halbuki bizim bu yeniden yapılanma tasarımızda yasama ve yargı fonksiyonları olması gerektiği gibi merkezde kalmakta, burada bir oynama yok, sadece yürütme ile ilgili alanlarda düzenlemeler yapılmaktadır. Olay bu kadar basit. Bunu görmemezlikten görüyorlar. Kasıtlı olarak da bunu halkımıza farklı göstermenin gayreti içine giriyorlar. Peki bu takiyye değil de nedir ?
Devletin işlerliğini arttıran, kaynaklarını arttıran, israfı sona erdiren, kurumların ve çalışanların verimini yükselten, dolayısıyla ülkeyi olduğu gibi merkezi devleti de kat kat güçlendiren bir düzenleme nasıl oluyor da üniter yapıya zarar veriyor, soruyorum size, bunu anlamak mümkün değil.
Tabii maksat üzüm yemek olmayınca, mecburen bağcının rahatı ve huzuru üstüne oyunlar oynanıyor. Ve bu böyle devam ediyor. Ama bunların zaten zihniyetinde de bu var. Bu bugün de olacak, yarın da olacak. Ama biz yolumuzda samimiyiz, asla biz uniter yapı üzerinde herhangi bir oynamaya müsade etmeyiz.
Bir diğer eleştiri de teftiş kurulları ile ilgili olarak dile getiriliyor. Teftiş kurullarını kaldırdığınız zaman ne olacak?
Sanki bizim hazırladığımız bu tasarı teftiş kurullarını hemen yarın ortadan kaldırıyormuş gibi bir hava oluşturuluyor.
Biz teftiş kurullarını kaldırma derdinde değiliz, biz denetim sistemini, denetim anlayışını değiştiriyoruz.
Bir defa kurumlar kendi iç denetim sistemlerini oluşturuncaya kadar teftiş kurulları görevlerinin başındadır.
Daha sonraki aşamada, kurumların iç denetimlerini kendi denetçilerine ve hangi kurum olursa olsun dış denetimlerini de Sayıştay’a bırakacağız.
Değerli arkadaşlarım...
Bütün bunlara karşılık Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma tasarısına henüz son noktayı da koymuş da değiliz. Bakın şuanda bir kurumu düşünün. Bir kurumda bir üst altı denetlemekle sorumlu değil mi veya bu kurumun bir numaralı sorumlusu kurumunun tümünü denetlemekle sorumlu değil mi? Ben bir yerde genel müdürsem, genel müdür olduğum kurumun tamamının denetimi de, teftişi de hepsi kime aittir. Birinci derecede bana aittir eğer orası batarsa sen bu işi yürütemiyorsun arkadaş der onu görevden alırız. Işte bu bir denetim anlayışıdır, bu bir teftiş anlayışıdır. Siz hangi kurumun içinde kendi aralarında belli bir hukuk oluşmuş olan kişilerle teftiş mekanizması yürütemezsiniz. Aynı kurum içinde ideolojik çatışmların oluştuğu kişilerle bir teftiş mekanizmasını çalıştıramazsınız. Bunları bir defa bilmemiz lazım ve bunların bedellerini Türkiye çok ağır ödüyor. Biz hala bu bedelleri ödeyemeyiz. Ve bunlara da kalkıp havadan karadan, denizden para ödeyemeyiz. Bu milletin o kadar parası yok.
Ve bu öyle boyutlara ulaştı ki, teftiş artık teftiş olmaktan çıktı. Ve şimdi her müfettişin başına ayrı bir müfettiş dikmek zorundasın. O kadar da imkanımız yok. Belli bir süre geçtikten sonra o müfettişin başına da başka bir müfettiş dikeceksin. Bu hep böyle gelişti. Işte onun için Türkiye’de kurumlar içinde teftiş var. Başbakanlıkta teftiş var, yüksek denetleme var, Cumhurbaşkanlığında ayrıca devlet denetleme var. Bakın hiç durmadı. Denetleme denetleme gidiyor. Kurtulamayız bunlardan. Bu işi çok daha ideal, çok daha verimli bir noktaya getirmek durumundayız. Ülke kaybeder. Bunun için cesur bir adım atılmalı. Bu on yıllardır konuşulan bir olay. Bunu AK Parti iktidarı yapıyor diye niye rahatsız oluyorsunuz? Kaldı ki biz bunun markası bize ait olsun demiyoruz, elele verelim. Birlikte yapalım. Önemli olan şu üzümü lezzetiyle hepbirlikte millet olarak yiyelim ve şu ülke sıçrasın. O tarihteki şanlı, şerefli yerini yeniden yakalasın. Buna engel olmayalım.
Ve inşallah Meclis’te görüşülmesi sırasında lüzum görülürse sizlerin de katkılarınızla bazı değişiklikler ve düzenlemeler yine yapılabilir.
O zamana kadar yapılan yapıcı eleştirileri ve değerlendirmeleri de biz arkadaşlarımızla dikkate almakta fayda görüyoruz.
Ancak iyi niyetten yoksun eleştirilerden etkilenerek son derece hayati gördüğümüz bu düzenlemelerden şunu bilmenizi istiyorum ki vazgeçecek değiliz.
Bu konuda kararlıyız ve Türkiye’nin geleceğini bu yeniden yapılanma sürecinin tamamlanmasında görüyoruz.
Allah yolumuzu açık etsin ve biricik Türkiye’mizi her türlü beladan korusun.
Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyor, yaklaşmakta olan Mübarek Ramazan bayramınızı en kalbi hislerimle tebrik ediyorum. Ailece mutluluklar dilerken tekrar terörde kaybettiğimiz vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza şifa diliyorum ve bu tür belalardan ülkemizi muhafaza etsin diyorum.